
Nureddin Şimşek yazdı...
Ülkemizde eğitim sistemi adeta bir çıkmaza sürükleniyor. 2025-2026 eğitim-öğretim yılında Eğitim-Sen’in 62 ilden derlediği verilere göre 71 bin 757 ücretli öğretmen okullarda görev yapıyor. Aynı dönemde 55 ilden gelen norm kadro ihtiyacı ise 80 bin 449 öğretmen açığını ortaya koyuyor. Yüz binlerce öğretmen atama beklerken, dershanelerde, köy okullarında ve büyükşehirlerin kalabalık sınıflarında “öğretmen yok” denilerek ücretli öğretmenler devreye sokuluyor.
Üstelik bu ücretli öğretmenlerin yarısından fazlası eğitim fakültesi mezunu değil. %42,55’i eğitim fakültesi, %49,27’si diğer lisans ve %8,17’si ön lisans mezunu. Asgari ücretin biraz üzerinde, sınırlı sigortayla çalıştırılan bu öğretmenler, sistemin “palyatif çözümü” haline getirilmiş durumda.
İşin vahim tarafı burada bitmiyor. Eğitim fakültesinden mezun olan bir genç, artık doğrudan sınıfa giremiyor. Öğretmen Akademilerine giriş sınavına girmeleri ve bu sınavı da kazanmaları gerekir. Sınavı kazananlar güvenlik ve arşiv soruşturmasından geçtikten sonra, 3 yıllık bir akademik “eğitim” süreci başlıyor.Hem akademiye girişte ve mezuniyette arşiv-güvenlik soruşturmaları derken süreç uzadıkça uzuyor.
Akademilerde eğitim alan eğitimcilere ise asgari düzeyde ücret ödeniyor. Bir genç, eğitim fakültesine girdiği andan itibaren ortalama 8 yıl harcıyor. Mezuniyetin sonunda ise bugünün koşullarında 50-60 bin TL civarında bir maaşla hayata tutunmaya çalışıyor. Bu, açıkça bir emek ve umut israfıdır.
Atama bekleyen öğretmen sayısı ülkemizde 600 bine dayanmışken (yeni mezunlarla birlikte 700 bine yaklaşan tahminler var), Milli Eğitim Bakanlığı’nın 15 binlik atama kontenjanları adeta alay konusu oluyor.
Planlama nerede?
Eğitim fakültesi kontenjanları yıllardır ihtiyaçtan kopuk bir şekilde artırılıyor, formasyonlar dağıtılıyor, ama kadrolu atama yok denecek kadar az
Bu politikaların yarattığı tabloyu düşünün: En yetenekli gençler ya pes ediyor ya da başka sektörlere kayıyor. Sınıflara giren ücretli öğretmenlerin bir kısmı ise mesleğin temel formasyonundan yoksun. Öğrenciler kalitesiz eğitimle karşı karşıya kalıyor, eğitim eşitsizliği derinleşiyor. Uzun vadede ise öğretmenlik mesleğinin itibarı yerle bir oluyor, motivasyon çöküyor, nitelikli insan kaynağı ülke dışına ya da farklı alanlara akıyor.
Önceliğimiz eğitim olmalı, önceliğimiz nitelikli ve kadrolu öğretmen olmalı. Ücretli öğretmenlik gibi geçici çözümler, akademi süreçlerindeki belirsizlikler ve komik ücretler bir neslin geleceğini çalıyor.
Sayıştay raporları, sendika uyarıları yıllardır aynı şeyi söylüyor: Bu sistem sürdürülebilir değil.
Eğitimde köklü bir reform şart.
Kontenjanlar ihtiyaç doğrultusunda planlanmalı, atamalar yeterli ve adil yapılmalı, öğretmenlik mesleği hem maddi hem manevi olarak cazip hale getirilmeli. Aksi takdirde yarınlarımızın temeli olan eğitim sistemimiz, bugünün plansız politikalarının faturasını ağır ödeyecek.
Ülkemizin geleceği sınıflarda şekilleniyor. O sınıflara ehil öğretmenler göndermek, siyasi tercihten öte, milli bir zorunluluktur












































Yorum Yazın