
Nureddin Şimşek yazdı...
YKS yerleştirme sonuçları açıklandı. Rakamlar, grafikler ve “yüksek doluluk oranları” üzerinden pembe tablolar çizilmeye çalışılsa da verilere biraz yakından bakıldığında, eğitim sistemimizin derin bir yapısal krizle yüz yüze olduğu net bir şekilde görülüyor. Sonuçlar, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) yıllardır sürdürdüğü sınav odaklı ve ayrıştırıcı politikalarının acı bilançosunu gözler önüne seriyor.
Anadolu Liselerinde Yaşanan İrtifa Kaybı
Liselere Geçiş Sistemi (LGS) ile birlikte okulların "sınavla alan" ve "sınavsız alan" olarak ikiye bölünmesinin yarattığı tahribat artık gizlenemez boyutta. LGS’nin ilk yıllarında Anadolu liselerinden mezun olan öğrencilerin lisans programlarına yerleşme oranı %29 seviyelerinde seyrederken, bu oran son yıllarda %18’lere kadar geriledi. Bir dönem memleketin dört bir yanında eğitimde niteliğin ve toplumsal hareketliliğin taşıyıcısı olan Anadolu liseleri, adeta gözden çıkarılmış durumda.
Üstelik bu düşüş sadece Anadolu liseleriyle sınırlı değil; Fen liselerinde dahi bir kan kaybı gözleniyor. Anadolu liseleri ile imam hatip liselerinin üniversiteye yerleşme oranlarının "düşük seviyede" birbirine yaklaşması, bir başarı eşitlemesi değil, ne yazık ki nitelikte aşağıda buluşma gerçeğidir. Okulları kategorize eden, öğrencileri erken yaşta etiketleyen bu eleme düzeni sürdükçe, ortaöğretimdeki bu irtifa kaybının durması mümkün görünmemektedir.
Üniversite Kapısında Biten Umutlar ve Barınma Krizi
Peki, bir lisans programına yerleşmek gençler için çözüme mi işaret ediyor? Ne yazık ki hayır. Hayat pahalılığının geldiği boyutta barınma, beslenme ve ulaşım gibi en temel insani gereksinimlerini karşılamakta zorlanan binlerce genç için üniversite eğitimi, bir gelecek umudu olmaktan çıkıp bir ayakta kalma mücadelesine dönüşmüştür.
Son yıllarda yüz binlerce öğrencinin kayıtlı olduğu bölümleri kendi isteğiyle terk etmesi, gençlerin üniversite kapılarında nasıl bir tükenmişlik yaşadığının en somut kanıtıdır. Mezuniyetin ardından karşılaşılan "diplomalı işsizlik" gerçeği de eklendiğinde, MEB ve YÖK’ün yürüttüğü piyasacı eğitim anlayışının gençliği geleceksizliğe sürüklediği açıkça görülmektedir.
Çözüm Nerede?
Geleceğimizi istatistik kağıtlarının arkasına gizlenen eşitsizliklere feda edemeyiz. MEB'in acilen liseler arasındaki ayrıştırıcı "sınavlı-sınavsız" modelden vazgeçmesi, kamusal ve nitelikli eğitimi her okulda eşit kılacak adımları atması gerekmektedir. Yükseköğretim bir ayrıcalık değil; barınmasından bursuna kadar devlet güvencesi altına alınmış parasız, kamusal ve bilimsel bir hak olarak yeniden inşa edilmelidir.













































Kaleminize sağlık Nureddin Hocam.Doğru bir noktaya parmak basmışsınız. Maalesef ülkemizin gerçeği.