
Elma kokusu geliyor burnuma anne.
Elma kokusu; bir halkın topyekûn yok oluşuna sahne olmuş soykırımın, havaya karıştığı kimyasalın adıdır. Elma kokusunun gökyüzüne karıştığı yerin adıdır Halepçe. İster adına Halabja deyin, ister Halepçe Katliamı deyin, İster Enfal Operasyonu deyin. Adına ne derseniz deyin sonuç size aynı şeyi haykıracaktır. Saddam Hüseyin’in Kürtleri yıkımdan geçirdiğini haykıracak bütün adlar.
Halepçe, günümüzde Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimin sınırları içinde yer alan Kürtlerin yaşadığı bir kasaba…
Halepçe katliamı, Kürdün kabuk bağlamayan yası…
İran – Irak arasında yaşana savaşta; en çok zarar gören kesim hiç şüphesiz Irak’ta yaşayan Kürt halkı olmuştur. 1980 yılında Irak’ın İran’a saldırmasıyla başlayan savaş 8 yıl sürmüştür.
Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin; Irak’ta yaşayan Celal Talabani taraftarlarının sınırdan İran’a geçtiği ve Irak ordusuna karşı savaştıkları iddiası üzerine, Kürt halkına savaş açmıştır. Bu savaş seferberliğine Enfal Operasyonu adı verilmiştir. 29 Mart 1987 yılında başlayan operasyon 7 Haziran 1989 yılına kadar sürmüştür. Enfal operasyonun yürütücüsü, komutanı Saddam Hüseyin’in yeğeni Kimyasal Ali lakaplı Ali Hasan El Macid’ti. Kimyasal Ali’nin yürüttüğü bu soykırım savaşında; 1983’ten 1991 yılına kadar; Kürt halkına karşı düşman politikasıyla, soykırım mücadelesiyle, yüz binden fazla Kürt katledilmiştir.
Enfal operasyonu kapsamında 16 Mart 1988 yılında başlatılan soykırım savaşında Kürt halkının yaşadığı Halepçe Kasabasına 3 gün süren yoğun hava saldırıları düzenlendi. Sivil Kürt halkına karşı kimyasal silahlar kullanıldı. Kullanılan bu kimyasal silahların ABD tarafından üretildiği her ne kadar halk arasında sıkça söz edilse de kesin olarak kanıtlanmış bir bilgi değildir. Irak rejiminin savaşta İran’a karşı üstünlük sağlayamaması ile Saddam Hüseyin’in Kürtler ile ortaya attığı iddiadan ötürü bu silahlar Kürtlere karşı kullanılmıştır. Bazı kaynaklarda Irak’ın kullanmış olduğu kimyasal silahların ülkenin kendi ürettiği silahlar olduğunu söylemektedirler. Kullanılan kimyasal silahların içerinde elma kokusunu andıran hardal ve sinir gazları vardı.
Enfal operasyonuyla Halepçe’de katliam yapan diktatör Saddam yönetimi resmi olarak 5 bin kürdü katletmiştir. Gayrı resmi rakamlar ise bunu 7 bin olarak söylemektedir. Yine bu katliam sürecinde yüz bine yakın insan yaralanmış, evlerinden olmuştur. Onlarca köy boşaltılmış. Bu soykırım savaşının başladığı ilk günden günümüze 45 bin insanın savaştan etkilenerek yaşamını yitirmiştir. Halen de Halepçe Kasabası ve çevresinde doğan çocukların Dünya Sağlık Örgütü verileri çerçevesinde yapılan değerlendirmelerde sağlıklı bir şekilde doğmadıkları bunun Halepçe Katliamının etsiyle olup olmadığını araştırmaktadırlar. Halepçe kasabasında yaşanan insanlık dışı katliamda halen sağlık sorunlarının da yaşandığı, bu sorunların savaştan kaynaklandığı söylenmektedir. Özellikle kanser, doğum kusurları ve kalıcı sağlık sorunları açık bir şekilde görülmektedir. Havaya karışan kimyasallar toprağa ve suya karışmış bu nedenden ötürü; havayı soluyan, suyu içen, toprakta yetişen yiyecekleri tüketen insanlar bu hastalıklarla halen mücadele etmek zorunda kalıyorlar.
38 yıl önce 16 Mart 1988 yılında diktatör Saddam Hüseyin yönetimindeki Arap Baas Rejimi tarafından gerçekleştirilen; Kürt halkına yönelik soykırımda en çok etkilenen hiç şüphesiz elma kokusunun gerçekte var olduğunu düşünen ve sürekli bunun peşinden koşan çocuklar olmuştur. Binlerce çocuk zehirlenmiş, sakat kalmış, sakat doğmuş ve ölmüştür.
Dünyanın hemen hemen her yerinde Halepçe katliamı 20. yüzyılda yaşanan dünyanın en büyük insanlık dışı trajedilerinden biri olarak kabul edilir.
Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin saldırılarda kendisinin haberi olmadığını, kendisine muhalif olan Mesud Barzani yönetimindeki Kürdistan Demokrat Parti (KDP) ve Celal Talabani yönetimindeki Kürdistan Yurtsever Birliği (KYB) ‘ye bağlı peşmergelerle savaştığını fakat kimyasal silah kullanmadığı iddia etti.
Saddam’ın bu iddiası gerçeği yansıtmamakla birlikte; kimyasal silah kullanımın suç sayılmasından ötürü uluslararası mahkemelerde yargılanmamak için bu iddiayı ortaya atmıştı.
Şu bir gerçek ki; Diktatör Saddam’ın imzasıyla Kimyasal Ali önderliğinde Halepçe’de kimyasal silahlar yağmur gibi kürdün üzerine yağdırılmıştır.
2003 yılında ABD’nin Irak’a “Demokrasi Getireceğiz” diyerek başlattığı savaşın ardında 9 ay kaçan Saddam Hüseyin 13 Aralık 2003 yılında Kızıl Şafak Operasyonuyla ıssız bir kuyuda kir, pas, bitlenmiş, saçı ve sakalı uzamış tanınmaz halde yakalandı. Saddam savaştan önce ABD’ye kükreyerek cevap vermesi, ahkâm kesmesi, sonuna kadar savaşacağını ve ABD’yi savaşta yeneceği söylemleri; savaşın başlamasıyla hiçbir mücadele göstermeden korkup kaçması Kürt halkına yaptığı soykırımın bedelini acı çekerek ABD askerlerine yakalandı. Yakalandığı sırada da diktatör Saddam Hüseyin hiçbir direniş göstermedi. Kolayca ABD askerlerine teslim oldu.
Saddam’ın yakalanması bazı çevreler tarafından tepkiyle karşılanırken; bazı çevreler tarafından da memnuniyetle karşılandı. Özellikle tüm Kürtler, İran ve Afganistan Saddam’ın yakalanmasında büyük bir memnuniyetle karşılandı. Bu memnuniyetlerini de her fırsatta dile getirdiler. Bazı devlet liderleri ve halklar da Saddam Hüseyin yakalanmasına tepki gösterdiler. Tepki gösteren ilk devletlerden biri de Irak’ın ve Saddam Hüseyin’in müttefiki olan Filistin devletiydi. Dönemin Filistin lideri Yaser Arafat’ın yönetimi; konuşmalarında daha çok Arap ve Irak birliğine, Irak’ın toprak bütünlüğüne gönderme yaparken; yer yer ABD’nin tutumunu eleştirmiştir. En sert eleştiri Hamas lideri Abdülaziz El-Rantissi’den gelmişti. Rantissi; ABD’nin müttefikleri “Saddam’ın yakalanmasının bir hata olduğunu ve hatasının cezasını çok ağır şekilde ödeyecektir” diye ABD’yi suçluyordu.
2017 yılında Filistin’in Batı Şeria bölgesinde Saddam Hüseyin’i onurlandırmak için; Kalkilya ilinde bir meydana heykeli dikildi. Ve heykelin dikildiği caddeye de “Saddam Hüseyin Caddesi” adı verildi. Heykelin üzerinde ise: “Saddam Hüseyin – Çağımızın şehitlerinin efendisi” yazıyordu.
Saddam Hüseyin’in Heykelinin Filistin’de dikilmesi; binlerce insanın ölümünden sorumlu bir diktatör olması ve Halepçe’nin yasını tutan, acısını en derinden yaşayan Kürtler için ayrı bir yara olarak hafızalarda kendine yer bulmuş oldu.
Sadece Filistin’de değil; halkının neredeyse tamamı Kürt olan Suriye’deki Afrin’de de Saddam Hüseyin resmi vardır. Bu durum şunu göstermektedir: “Saddam Hüseyin anıtları, heykelleri, resimleriyle Kürtlere korku verilmeye çalışmaktadır. Bu korku kültürünü Kürtlerin gözüne soka soka, göstere göstere yapıyorlar.”
Saddam’ın heykeli İsrail-Filistin Savaşıyla yıkılmış ve İsrail tarafından bu heykelin yıkımı Kürtlere bir armağan olarak; Kürt halkına hediye edilmiştir.
Filistin-Irak ya da Yaser Arafat ve Saddam Hüseyin işbirliğini bilen Kürtler; her ne kadar Filistin/Hamas- İsrail savaşında üzülseler de liderlerinin Kürtlere karşı sergiledikleri tutumdan ötürü Filistin/Hamas tarafını desteklemektedirler. Filistin/Hamas ile dost ve müttefik olmaları da beklenmemektedir. Çünkü Kürtler her zaman insan hakları, adalet, demokrasi için mücadele etmiş ve bu eksende mücadele edenlerin tarafından yer alanları desteklemişlerdir.
13 Aralık 2003 yılında yakalanan Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin, 30 Aralık 2006’da -Kurban Bayramı Arifesinde- infazı gerçekleştirildi. İdam edilmeden önce Irak başyargıcı Rauf Raşid Abdurrahman; Saddam Hüseyin’e söyleyecek bir şeyin olup olmadığını sorar.
Saddam Hüseyin: “Adil yargılanmak istiyorum.” Diye cevap verir.
Baş yargıç Abdurrahman: “Seni, senin çıkardığın kanunlarla yargılıyoruz.” Diyerek cevap vermiştir.
Ne korkunçtur birisinin çıkardığı kanunlarla yargılanıyor olması ve idam kararı verdiği onlarca insanın ahı yerde kalmadan o kanunlarla kendisinin de idam edilmesi. Herkes hak ettiği ve yaşattığı şekliyle öder hayatının cezasını.
Saddam Hüseyin’in idam edilmesi ve idamının bir bayrama denk gelmesi başta Irak Kürtleri olmak üzere dünyadaki bütün Kürtler tarafından idamı sevinçle karşılandı.
Saddam Hüseyin’in binlerce Kürt halkının infazında imzası olan bir diktatördü. Ne ilginçtir ki bu diktatörün infazını veren baş yargıç Rauf Raşid Abdurrahman’da bir Kürt’tü. Kürdün acısını bir nebze de olsa bir Kürt hafifletmiş oldu.
Her ne kadar Halepçe Katliamında ölenler geri dönmeseler de o çocukların çığlıkları, annelerin ağıtları, babaların çaresizlikleri ve topyekûn Kürt halkının ahı yerde kalmamış oldu.
Kimyasal Ali lakaplı Ali Hasan El Macid’te 2003 yılında ABD güçleri tarafından yakalandı. Irak’ta kurulan özel bir mahkemede yargılandı. Kimyasal Ali; savaş suçlarını işlemek, insanlığa karşı suçlarda imzasının bulunması ve Kürt halkına yönelik gerçekleştirilen Enfal Operasyonu ve Halepçe Katliamının Saddam Hüseyin ile birlikte sorumlusu olarak yargılandığı davalarda 2010 yılında Bağdat’ta idam edildi.
Halepçe; acıların tap taze olduğu soykırım,
Halepçe; insanlığın öldüğü kasaba,
Halepçe; “Anne, elma kokusu geliyor” diyerek çocukların ölüme koştuğu,
Halepçe; ölümün gökyüzüne yağdığı sessizliğin çığlığı,
Halepçe; umudun söndüğü,
Toprağın soğuk ve çürümüş bedenlerin bağrına bastığı
Bütün dünyanın sessizliğe gömüldüğü çığlığın sesi,
Halepçe; Şivan Perver’in sesindeki haykırış, çığlık, korku, feryat, ağıt, gözyaşı ve ölüm,
Halepçe; kuşların kanadında ölüme koşan Kürtlerin katliama maruz kaldığı cehennem,
Halepçe; Kürdün ebediyet yasını tuttuğu insanlık dışı katliam.
//MAŞUK GÜLTEKİN//























Yorum Yazın