Baba ve oğul Esad yönetimi boyunca Kürtler, Suriye’de devlete ait bir kimlikleri olmadan yaşadı.
Genelde köylerde ağaya marabalık olur ama burada devlete marabalık vardı.
Toprak Araplara dağıtılmıştı.
Vatandaşlıkları olmadığı için Kürtlerin mülk edinme, devlet memurluğu ve yasal evlilik yapma gibi hakları yoktu.
2004’te bir futbol maçı sonrasında başlayan olaylarda, Esad’ın güvenlik güçleri tarafından onlarca Kürt öldürüldü. Binlercesi gözaltına alındı.
2011’de iç savaşın kıvılcımları ülke geneline yayılınca, Kürtlerin yaşadığı bölgelerde de Mazlum Abdi liderliğinde silahlı bir örgütlenmeye gidildi.
PYD’nin siyasi alanda, YPG’nin de zamanla askerî alandaki görünür çıkışları, “Kürtler marabalıktan kurtuluyor mu?” sorusunu sordurdu.
Esad’ın askerlerinin boşalttığı yerlerde “Kanton” ilan edildi. PYD, olup bitene “devrim” dedi.
Ne var ki PYD, federasyon talebinde bulunan ENKS başta olmak üzere diğer Kürt siyasi partileriyle bir bütünlük sağlayamadı. Tam tersine, yöneticilerine ve üyelerine dönük tutuklamalar başlattı.
Bu sırada Esad’ı değil ama Rusya’yı köşeye sıkıştırmak için ABD devreye girdi. ABD’nin duracağı yer ise belliydi: YPG’nin ele geçirdiği ve güvenli hâle getirdiği bölgeler.
IŞİD Kobani’de Kürt katliamı başlattığında ABD Başkanı Obama müdahale emri verdi. Gönülsüz de olsa uçaklar kalktı; kalkacaktı çünkü YPG, onlar için geleceğin müttefiki olacaktı.
Ama IŞİD’i püskürten yine Kürdistan Bölgesi’nden gelen Peşmerge güçleri ile YPG’nin kendisi oldu.
Kobani’de bunlar yaşanırken, IŞİD’e karşı Kandil’den Kerkük’e doğru hareket eden PKK güçleri ile Peşmerge arası pek bir limoniydi. KDP ile YNK arasında da ayrı bir limonilik vardı.
Ateş çemberinde bile yan yana gelemeyen Kürt gerçeği…
Denilebilir ki o günkü bu parçalı duruş, bugünkü fotoğrafın da yaratıcısı oldu.
Kürtlerin "General" dediği, ABD'nin de işleri bitene kadar önünde eğildiği Mazlum Abdi, sonunda cihatçılara mecbur edildi.
Bugün kendine demokrat, hatta sol, hatta sosyalist diyen PYD, IŞİD artığı bir yapıya zorla, baskıyla “entegre” ettirilmiş durumda.
PYD, “kanton” ve “devrim” sözlerini kullandığı günlerde “Acaba?” diye bir yazı yazmıştım. Ortadoğu’nun göbeğinde, herkes bir hesap içindeyken Obama’nın gönülsüz uçaklarıyla “kanton” ve “devrim” o kadar kolay mıydı?
Bazıları pek bir huzursuz olmuştu bu yazıya.
Şimdi sorma hakkım var sanırım:
Kolay idiyse neden olmadı?
Şimdi oraların resmi bir adı yok, devrim de yok!
Aslında çok bir şey beklediğimden değildi o yazı. İçime sindiremediğim şey, olmayan bir durumun olmuş gibi gösterilmesiydi. Çok erken isimlendirme yapılmasıydı.
Birileri yaptığın isimlendirmeyi tanıyacak, uluslararası bir kabul görecek ki resmiyeti, pratik bir değeri olsun. Hatta bir ömrü olsun.
O günkü düşüncem şuydu:
Mücadelenizi verin, adını tarih koysun!
Ama tarih şimdi her şeyi Şam’a hapsetti.
Üstelik fikri, zikri, niyeti apayrı bir Şam.
Baba ve oğul Esad’dan çok da farklı olmayan, hatta yeri geldiğinde çok daha tehlikeli bir Şam.
Her şeyin adını kendisi belirleyen bir Şam.
Kürtçe haftada iki saat “seçmeli ders” olarak okutulacakmış!
Yere düşüp dizini inciten çocuğa, ağlamasın diye şeker tutmak gibi bir şey.
Kürtlere vatandaşlık verilecekmiş!
Yok daha neler! Kimliğin bir tarafına da “uzaydan gelmişler” diye not düşün isterseniz!
Ama haklılar; Ortadoğu’da “kanton” ve “devrimin” olası güzergâhı uzaydır. Yerde olması mümkün değildir!
Halkınıza bundan sonrası için bir sözünüz olacak mı? Mutlaka olacaktır.
Aman ne olur, sıfat kullanmayın da ne diyorsanız deyin.
Bir de tarihi bekleyin.
Siz tarihi yazmayın; bırakın tarih sizi yazsın!























Haklısın tarihî yazmayalim tarih bizleri yazacaktır . öngörüler genel anlamda yanıltıcı olabiliyor. Bu Bir yıldır yıldırım hızıyla değişimler oldu olacaktır. Evet bekleyeceğiz