
Fakir Baykurt’un sözleri bugün de yankılanıyor: “Öğretmenler egemen sınıfların emir kulu yada yönetici tabakaların çocuk avutucuları değildirler ” Milli Eğitim Bakanlığı’nın peş peşe yayımladığı genelgelerle öğretmenlerin kıyafetine, özellikle kadın öğretmenlerin kıyafetlerine ilişkinbazı düzenlemeler getirilmesi, bu sözü yeniden hatırlatıyor.
Kılık kıyafet bahane edilerek adım adım “makul öğretmen” profili çiziliyor. Bu profil, öğretmeni bir meslek insanı olmaktan çıkarıp ideolojik bir figüre dönüştürme çabasının parçasıdır.
Kadın bedeni üzerinden siyasal kimlik inşa etme girişimleri yeni değildir. İran’da zorunlu örtünme, Afganistan’da Taliban yönetiminde kadınların kamusal alandan silinmesi, Suudi Arabistan’da uzun yıllar süren vesayet sistemi… Bütün bu örneklerde ortak nokta aynıdır: Kadının giyimi, varlığı ve hareket alanı, iktidarın kendini meşrulaştırma aracı haline getirilir.
Türkiye’de de benzer bir mantık işlemektedir. Öğretmenin başörtüsü ya da saçının görünürlüğü,eteğinin boyu,giyeceği tişort yada gömleği,pantolonunun kot mu yada kumaş olacağı,önlük giydirmeye çalişması pedagojik yeterlilikten önce “uygunluk” ölçütü olarak dayatıldığında, mesele eğitim olmaktan çıkar; beden politikasına dönüşür. Bu dayatma, öğretmeni özgür bir özne olarak değil, egemenlerin emir kulu olarak konumlandırır.
Aynı zihniyet “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”nde de kendini gösterir. Model, bilimsel düşünceyi, eleştirel aklı ve çoğulculuğu geri plana iterek Türkçü-İslamcı bir nesil inşa etmeyi hedefler. Cihadı öven, yayılmacı ve emperyal bir hayali besleyen içerikler, çocukları dünyayı anlayan bireyler olarak değil, belirli bir ideolojik kalıba sokulacak yurttaşlar olarak görür. Bu yaklaşım, eğitimi özgürleştirici bir süreç olmaktan çıkarıp ideolojik bir laboratuvara çevirir.
Oysa gerçek eğitim, çocuğun kendi dilinde, kendi çevresinde, bilimsel yöntemle ve ekolojik bilinçle yetişmesini esas alır.
Anadilinde eğitim, demokratik katılım, eleştirel düşünce ve doğayla uyumlu bir yaşam anlayışı olmadan “iyi nesil” yetiştirmek mümkün değildir.
Çocuklarımızın ihtiyaçları bellidir. Parasız, nitelikli eğitim; okulda en az bir öğün ücretsiz yemek; ücretsiz servis… Bunlar lüks değil, temel haktır.
Öğretmeni kıyafetle disipline etmeye çalışan zihniyet, bu somut ihtiyaçları görmezden gelirken, “ahlak” ve “uygunluk” üzerinden kontrol
mekanizmaları kurar.
Oysa öğretmen, yönetici sınıfın cocuk bakıcısı ya da egemenlerin emir kulu değildir!.
Öğretmen, çocuğun düşünme, sorgulama ve özgürleşme hakkını savunan meslek insanıdır.
Baykurt’un sözü bugün de geçerlidir. Öğretmenler egemenlerin emir kulu değildir.
Eğitim, tek tipleştirme değil, çoğulculuk; ideolojik dayatma değil, bilimsel ve demokratik bir süreç olmalıdır.
Çocuklarımız için parasız, eşit, anadilinde, ekolojik ve özgür bir eğitim talep etmek, en temel yurttaşlık görevidir. Kılık kıyafet genelgeleriyle değil, gerçek ihtiyaçlarla ve özgür düşünceyle ilgilenmek zorundayız.























Yorum Yazın