Birlik için sorular?
Yazı Tarihi: 24 Ağustos 2016 Çarşamba
"Lazıyla, Arabıyla, Türkü, Kürdü, Abazası, Çerkeziyle bir bütünüz, kardeşiz!" diye başlayan sözlere aşina olmadığınızı söyleyemezsiniz, çünkü her gün kulak dibimizde böyle bir ses çınlıyor.
Bıkmadan kendini tekrar edip duruyor.
Neymişiz..?
Bütünmüşüz, kardeşmişiz..!
Öyle miyiz hakikaten?
Polis-asker öldüğünde üzülmüyorsak, ailelerinin acısını paylaşamayacak kadar mesafeliysek ne kadar kardeşiz?
Suud kralı öldüğünde hemen yas ilan edip, 54 vatandaşımız bir düğün anında öldüğünde, "hangi millettenler acaba?" diye araştırma gereği duyuyorsak, bırakın yas ilan etmeyi, olay yerine ambulanstan önce gidenleri garipsiyorsak ne kadar bütünüz?
Ve yine ülkenin batısında olunca yasla karşılıyorsak, Avrupa'da olunca bayrakları yarıya indiriyorsak, ama doğuda olunca sıradan bir yaklaşım gösteriyorsak bunun adına nasıl "bütünlük" ve "kardeşlik" diyeceğiz?
"Benim bombam iyi ama seninki can yakıyor" yaklaşımındaysak, hakikaten yok mu bir sorunumuz?
Ülkeyi yönetenler, "bütünlük" ve "kardeşlik" sözünü edenler, kahkahalar içinde görüntü vermek yerine, bu sözlerin gereği olarak kameralara biraz üzgün bir fotoğraf vermeleri gerekmiyor mu acaba?
Birbirimizin ölümlerine aynı derecede üzülmüyorsak, istediğimiz kadar edebiyat yükleyelim, "bütün" ve "kardeş" olabilir miyiz?
Bundan öncekileri geçiyorum, sadece bu son Van, Elazığ, Antep olayları gösterdi ki, bizim edebiyattan önce başka bir sorunumuz var, o da samimiyet, hiç birimiz samimi değiliz!
Sanki başka bir gerçek var ve bunu birbirimizden saklayarak yaşamayı tercih ediyoruz!
"Bütünüz" diyoruz, ama aslında bir kesimi o "bütünlük" içinde saymıyoruz.
"Kardeşiz" diyoruz, yine ülkede aynı kaderi paylaşan bir kesimi bilinçli bir şekilde hem de göstere göstere bu kapsamın dışında tutuyoruz.
"Asker de polis de bizim evladımız!" diyoruz, ama bu sözlerin gereğini yapmıyoruz.
Çok açık bir şekilde kendi kendimize uydurduğumuz, ama aslında zerre kadar bu niyeti taşımadığımız için "bütünlük" ve "kardeşlik" lafları ile bütünlüğü de kardeşliği de, kendi elimizle bozuyoruz, ardından da "bölücü" arıyoruz.
Alın size "bölücülüğün" en bariz ruh hali!
Aslında biz hep beraber bu eksikliği yaşıyoruz; bırakın, şu hakkı, bu hakkı, kendi bünyemizdeki doğruların, hakkaniyetin, adaletin, vicdanın birer sabotajcısı gibi davranıyoruz, iyi sözlerimiz var, ama iyi eylemlerimiz yok!
Yeri geldiğinde doğru söylüyor, ama doğru davranmıyoruz, sözle hak veriyor, ama eylemimizle bu hakkı geri alıyoruz.
Kendi kendimizi reddediyoruz kısacası!
Bu çelişkiler yumağında nasıl "bütün" ve nasıl "kardeş" olabiliriz?
Bu soru, "bütünüz", "kardeşiz" deyip, her şey yolundaymış gibi davranan herkese!























Yorum Yazın