--°Van
DOLAR47,38
EURO53,95
GRAM6.168
ÇEYREK10.108

Zekeriya EKİNCİ yazdı: ÇARE ABC Kitabının Yazarını Kaybettik

Zekeriya EKİNCİ yazdı: ÇARE ABC Kitabının Yazarını Kaybettik
"Batı Akdeniz insanının kırklı yıllardaki okuma serüvenini yaşayan kahramanlardandır yazarımız. Sefaletin diz boyu olduğu böylesi ağır bir ortamda bırakın okumayı, yaşamak bile bir mucizedir. Buna bir de doğanın acımasızlığı eklenince, vay hâlinize!"

ÇARE ABC Kitabının Yazarını Kaybettik*

ÇARE ABC

Bazen okunması için bir kitap uzatılır size. Kitap uzatan elle eliniz buluşur. Tesadüfi bir buluşmadır bu. Alırsınız size uzatılan kitabı. Nezaket gereğidir uzatılanı almak. Çevirirsiniz birkaç sayfasını kitabın, atıverirsiniz bir köşeye.

Böyle düşünülür. Her sanatçının içine işlenen metropolden taşraya bakış böyledir çünkü.

Ya yerelin çoğu kitabı gibi ağız tadını bozarsa korkusu vardır içinizde.

Bana uzatılıp verilen kitabı okumaya zorunlu hissettim kendimi. Kitabı uzatan el, sanatla içli dışlı bir meslektaşım. Kitabın yazarı da ona kızlık soyadını veren insan.

Çevirirken ilk sayfalarını tereddüt etmenin gereksizliğini anladım, kendimi okuyorum sandım.

Daha önce de tereddüt etme yanılgısını Celal Hafifbilek’in Ve Sevgili Rozika romanında yaşamıştım.

O halde henüz tanınmamış yerel bir sanatçı deyip önyargıda bulunmamalı ve yanılgıya düşmemelidir sanat erbabı insan.

Batı Akdeniz insanının kırklı yıllardaki okuma serüvenini yaşayan kahramanlardandır yazarımız. Sefaletin diz boyu olduğu böylesi ağır bir ortamda bırakın okumayı, yaşamak bile bir mucizedir. Buna bir de doğanın acımasızlığı eklenince, vay hâlinize!

“Ayağımızda doğru dürüst bir ayakkabımız olmadığı gibi, çarığımız da yoktu. Yağışlı, çamurlu ve karlı yollarda gözeli çarıkların altı dağılıverirdi. İyi de olsa, kötü de olsa çarıkları eve bırakır, okula çıplak ayakla giderdik. Azımızın değil çoğumuzun hali böyleydi. Az da olsa bazılarımızın evlerinde ana babalarının ayakkabıları varsa büyük küçük demeyip giyerlerdi. Öyle çarık bulmak da kolay değildi. Çarık sığır derisinden olur, yörede sığır eti yenmediği için sığır kesilmez, deri Beyşehir’de kasaplardan alınırdı…”

Bir dağ köyünden on iki kilometre uzaklıktaki okula giden, sonra Aksu Köy Enstitüsü’ne girmeyi hak kazanıp mezun olan, bu zaman zarfındaki anılarını birinci kişinin anlatımıyla romana dönüştüren idealist bir köy öğretmenidir yazarımız. Kitaba verdiği ÇARE ABC adı, memleketi huzura kavuşturacak olan simgesel bir anahtardır.

Bekir Kıvran’ın yaşam serüveni olan ÇARE ABC adlı otobiyografi türündeki eserini okurken kendimi Fakir Baykurt’un üslubu içinde buldum sanki.

Birçok yazar ve sanatçı yetiştiren hangi Köy Enstitüsü mezununun üslubu birbirine benzemez ki zaten!

Kıvran, anılarından oluşan kitaba kalem tutarken okuru yaşanan geleneğin içine katmayı başarır.

Yıllar önce okuduğum Cenupta Türkmen Oymakları (Ali Rıza Yalman, 2 cilt) ve Yörük Hikâyeleri (Duran Yılmaz) ile gelenek bağlamında tamamlayıcı niteliktedir ÇARE ABC kitabı.

Eser, aynı zamanda Aksu Köy Enstitüsü’nün kuruluş ile sonraki evrelerin tarihidir de.

Yazar Kıvran, anlatımıyla okuru hayatına ortak eder. Çileli Anadolu insanının çilesini haykırırken sizin de onunla birlikte bir çare aramanızı sağlar. Bazen keklik gibi kanadını süzemeyen insanın kanadı olursunuz, bazen murat alıp doya doya gezemeyenin alın yazısı. Bazen de karayazının yaşanması gerektiğini gözyaşı içinde söyler dinleyenin gözünü yaşartarak.

Zamanın doğanın sesi ve görüntüsüyle belirlendiği otobiyografinin anlatımında dönemin sosyolojik yaşamın altı kalın çizgilerle çizilir. Sabah yıldızının doğuşu horozların ötüşüyle süslenir ve aydınlanır dünya.

Romana mekân olan yörede ulaşım beygir sırtında gerçekleşir; çay, şeker, beygir sırtında ulaştırılır geçit vermeyen yollar üstünden.

İç ve dış mekânın resmedilişinde gizem yüklü bir heyecana sürükler:

“… Başladım hanın içindeki odaları gezmeye. Her odanın taştan yapılmış kemer tavanlarının her tarafı, köşe bucak yarasa dolu. Birbirlerinin ayaklarından kanatlarından tutunmuş salkım salkım sallanıyorlardı. Sayılarını tahmin etmek mümkün değildi. Görüntü bir hayaletler ülkesine benziyordu…”

Bekir Kıvran, yaşam serüveninin ikinci aşamasında yorulmadan çalışma ve üretmenin ilke kabul edildiği, üretmeden tüketmenin suç sayıldığı Köy Enstitüsü içinde bulur kendini.

El kapılarının kapanacağı, insana insanın kulluk etmemesi gerektiği eğitsel bilginin alınması vardır sırada.

Hedef toplumun okuryazar olması, eğitilmesi, aldığı eğitimle daha bilinçli çalışır olması, sefaletten kurtulma ve kalkınmadır.

Öncelik kendi işini kendin yapacaksın, çalışırken öğreneceksin ve köyüne taşıyıp köylüne öğreteceksin(di).

Öğrenim hayatı eğitim-öğretim-uygulama üçgeni üzerinde yürüyor ve pratiğe geçiliyordu.

Tarla sürülüyor, ekilip biçiliyor, çiftçinin kazancının kendi cebine gitmesini sağlama amaçlanıyordu. Çünkü köylü yurdun efendisiydi. O halde köylünün emeği kendinin olacaktı.

Müziğin ruhsuz, ruhun müziksiz olamayacağı irdelenen kitapta günümüz gençliğin konuşma dilinde anlamakta zorlanacağı sözcükler var. “davlu, tezgene, kampana, murtuna, mertek, hatıllı, peştivanlı, tınaz etmek, fışkı, sitayiş, hüdai nabit, güssül, düver, goraş, duçar, yagrık…”sözcüklerinin artzamanlı bir sürece uğramaları engellenmelidir. Bunun için de adı geçen sözcüklerin eğitim kurumlarında okuma metinleri içine alınmaları gerekecektir. Aksi taktirde Türkçenin erozyona uğraması kaçınılmazdır.

Karanlık sokak bir arı kovanı, çiçeklere uçuşarak peteklerin balında buluşan birer arıdır öğrenciler Köy Enstitülerinde.

Görev alacakları yerlerin resimleri çizilir sözcüklerle.

Sincaplar ormanları çoğaltsa bile yaşamak zordur bu dağ köylerinde: Sayılı doksan günün soğuğunda kimin evinde un ve odun varsa erkeği bey, avradı kadındır.

Yörenin deniz seviyesinden en yüksek köyünü tasvir ederken yazar, anlatımına coşku katmaktan geri durmaz.

“Otobüs önde kamyonlar arkada egzozlardan ilk çıkardıkları lacivert gazlarla karların üzerine gölge ederek ilerlerken şoförler sık sık yaptıkları velvelelerle motorları bağırtıyor, sanki kapanan kardan öfkelerini alıyorlardı.”

Üçüncü bölümde göreve başlayan bir köy öğretmeninin dramı sergilenmektedir. Olmayan oldurulmakta, düşünülmeyen düşünülmekte, hayal edilmeyen gerçekleşmektedir. Eğitim insanla, müfredat gericilikle savaş halindedir artık.

Kitabın en önemli noktalarından biri de Yetiştirme Yurtları gerçeği üzerindeki anılar bölümüdür. Altı çizilmek istenen -kişilik kazandırmada- kimi zaman sanatın sudan ve ekmekten önce geldiğidir. Ve insanlar kitapla, sahneyle, sinemayla tanıştırılır.

Her öğretmen, tarihçi ve sosyolog tarafından mutlaka okuması gereken bir eserdir Artikol Yayınlarınca ilk basımı 2018 yılında yapılan ÇARE ABC kitabı.

Kitap okurunun kitapla ilgili söyleyeceği son söz, şöyle olsa gerektir: Sevgili Bekir Kıvran, seni hiç unutmayacağım, söz veriyorum!

______

*Köy Enstitüsü mezunu öğretmenlerimizden ÇARE ABC kitabının yazarı Bekir Kıvran'ı 28 Temmuz 2021'de kaybettik.


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
Yakup ASLAN, Konya katliamını yazdıÖnceki Haber

Yakup ASLAN, Konya katliamını yazdı

Karamollaoğlu: THY, Van’a uçak tahsis etmiyorSonraki Haber

Karamollaoğlu: THY, Van’a uçak tahsis et...

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar