
Misbah ERATİLLA yazdı: Öğretmenler Günü Hediyesi haberine ait detaylar
Kasım ayının sonlarıydı. Kış iyiden iyiye kendini hissettirmiş, hava buz kesilmişti. Bu yıl sınıfımız bir türlü ısınmıyordu. Soğuktan üçüncü derse kadar ayaklarımı hissetmiyor gibiydim. Teneffüslerde okul bahçesinde koşarak biraz da olsa ısınmaya çalışıyordum...
Yeni gelen sınıf öğretmenimiz bayandı. Ona birkaç gün içinde ısınmıştım. Erkek olan eski öğretmenimizle çeşitli oyunlar oynuyorduk, en çok da futbol. Yeni öğretmenimiz de futbolu çok sevdiğimizi anlamış olacak ki bahçede bize çift kale maç oynatmaya başladı. Ayrıca dersleri “oyun” havasında işlemesi çok hoşuma gitmişti. Sıkıldığımızı görünce hemen şarkı türkü söyleterek rahatlamamızı sağlıyordu...
Gün geçtikçe öğretmenimi daha çok seviyordum. Gözüne daha çok girmek için derslerime daha çok çalışıyordum. Derslerde parmağım sürekli havadaydı. Onun da beni sevdiğini hissediyordum. Derse karşı ilgim dikkatini çekiyor ve her defasında güzel sözlerle takdir ediyordu.
Küçük bir evimiz, kalabalık bir ailem vardı. Dördü erkek, üçü kız yedi kardeştik. Evin tek çalışanı babamdı. Küçük bir kamyoneti vardı. Sebze meyve hâlinde yük taşımacılığı yapıyordu. Gece-gündüz çalışmasına rağmen zor geçiniyorduk. Annem bize yemek yetiştiremiyordu. Açlık kardeşler arasındaki saygıyı ortadan kaldırdığı için sürekli kavga ederdik. Sofraya az gelen yemeği hızlı hızlı midemize indirir, bir lokma fazla yemek için çiğnemeden yutardık. Genellikle sofrada çok ekmek, az yemek bulunurdu...
Harçlığım olduğu günler çok nadirdi ve benim için unutulmaz özel günlerdi. Yokluk ve yoksulluk sağanak yağmur gibi her yanımıza vuruyordu.
Babamın sağlık sigortası olmadığından bizim de yoktu. Annem hasta olmamam için hep dua ederdi. Bir gün hastalandığımda muayene ve ilâç parası bulamadığı için babamın zor durumda kaldığını, annemle konuştuklarında duydum ve çok üzüldüm.
24 Kasım Öğretmenler Günü yaklaşmıştı. Sınıfımızdaki öğrencilerin öğretmene pahalı ve gösterişli hediyeler aldığı konuşuluyordu. Bazıları ise şimdiden, aldıkları çok özel hediyeleri paketlediklerini söylüyorlardı. Hâlbuki ben öğretmenimi bütün çocuklardan daha çok seviyordum. Ona unutmayacağı Öğretmenler Günü hediyesini almak için babamdan para istemeliydim.
Babam akşam işten yorgun argın gelmişti. Utana sıkıla yaklaştım ve “Baba!” dedim. Önce sesini çıkarmadı. Bir daha “Baba!” dediğimde dönüp “Ne var?” dedi. “Bana para lâzım!” dedim. “Ne yapacaksın parayı oğlum?” dedi. “Öğretmenler Gününde öğretmenime hediye alacağım.” dedim.
Bir an duraksadı. Ben bu duraksamanın ne anlama geldiğini iyi biliyordum. Tahmin ettiğim gibi duymak istemediğim cümleler döküldü dudaklarından. “Oğlum bu yıl Öğretmenler Günü için hediye alma, seneye alırsın. Bu aralar iş yok, ekmek parasını zor buluyoruz!” deyince babama içimden çok kızdım. O beni öğretmenimden ayırıyordu...
Sesimi yükselterek, “Niye paramız yok! Niye herkesin var da yalnız bizim yok!” dedim. Babam “Sen anlamazsın!” deyip bir daha benimle konuşmadı.
Para bulamıyordum. Öğretmenler Günü yaklaşmıştı ve hâlâ hediye alamamıştım. Sınıf arkadaşlarım öğretmenimize güzel ve pahalı hediyeler getirecek, öğretmenim de onları çok sevecekti. Çaresiz ve üzgündüm.
Aniden aklıma bir fikir geldi: Ben de çok sevdiğim bir şeyi öğretmenime hediye olarak götürebilirdim...
Öğretmenler Günü gelince, bir ay önce doğan kedimi kartondan bir kutuya yerleştirerek hediye olarak götürdüm. Öğretmen sınıfa geldi. Her öğrenci sırayla hediyesini öğretmen masasına bıraktı. Sıra bana gelmişti. Ben de sevinçle kutu içindeki kediyi masasının üstüne bıraktım.
Öğretmen kutunun kapağını açıp içine baktıktan sonra şaşırmış şekilde gözlerimin içine baktı. “Bu ne?” dedi. “Öğretmenler Günü hediyeniz...” dedim. Bir an durdu, etrafına bakındı. “Teşekkür ederim yavrum!” dedi.
Bu arada çocuklar gülüşüyorlardı. Öğretmenim hediyeme sevinmişti ama çocukların gülüşmeleri hoşuma gitmemişti! Ödevini başarıyla tamamlamış, çalışkan bir öğrenci gibi sırama geçip mutlu bir şekilde arkama yaslandım.
Aradan iki hafta geçmişti. Öğretmenim, ona hediye ettiğim kediyi bir kutu içinde sınıfa getirdi ve beni yanına çağırdı. Hediyem için bana bir daha teşekkür ederek, “Kedin seni çok özlemiş. Bundan böyle bu kediye sen bakacaksın.” dedi. Kutudan bir de kart çıkarıp bana uzatarak, “Bu da kedinin sağlık karnesi; içinde aşılarının yapılacağı tarihler yazılı.” dedi. Karneyi aldım, evirdim çevirdim, dikkatlice içindekilere baktım.
Öğretmenim bunun bir sağlık karnesi olduğunu söylediğinde çok sevinmiştim! Bir an, babamın sigortasız olduğu aklıma gelmişti. Öğretmenime yaklaşıp kısık bir ses tonuyla, “Bu sağlık karnesiyle ben de doktora gidebilir miyim?” diye sordum. Öğretmenimin yüzü bir anda değişti, ardından zorlama bir tebessüm belirdi. Biraz durdu; “Olur mu hiç öyle şey! Bu karneyle ancak kedinin aşısını yaptırabilirsin.” dedi.
Kutu içindeki kedimi ve sağlık karnesini alarak sırama geçip oturdum. Kedinin sağlık karnesiyle doktora gidemeyeceğimi anladığımda yıkılmıştım. Üzüntü yağmuruna tutulmuş gibi bitkindim. Kedininki gibi bir sağlık karnemin olmamasını bir türlü anlayamıyordum...
Kaynak; Misbah ERATİLLA-kırmızı kurdelenin sırrı- yaşanmış okul hikayeleri kitabından alınmıştır.












































çok tesekkürler hocam.Ellerize sağlık. Duygularımıza tercüman oldunuz.