--°Van
DOLAR47,38
EURO53,95
GRAM6.168
ÇEYREK10.108
Adil Harmancı

Adil Harmancı

Mail: adilharmanci30@gmail.com

Türkiye’nin dünden bugüne Kürt rahatsızlığı

Türkiye’de Kürt karşıtlığının temeli cumhuriyetin ilk yıllarında atıldı. Türklük ve İslam kavramı üzerinde kurulan devlette eğitim kurumları aracılığıyla tüm kimlikler ve inançlar bir potada eritilmeye çalışıldı.

Tümden başarılı olundu mu bu ayrı bir tartışma konusu ama bu çaba içte olduğu kadar dışta da sürdürüldü. İçte Kürtçe yasaklanırken, dışta da başka ülkelerde Kürtler lehine gelişen her adım Türkiye tarafından tehlikeli bulundu ve engellenmeye çalışıldı.

Mısır’daki Kürtçe radyo meselesi

Çarpıcı bir örnektir; bunlardan biri 1957 yılında Mısır’da oldu.  

Mısır’ın başkenti Kahire’de açılacak olan Kürtçe radyoya Türkiye olanca gücüyle karşı koydu, radyonun hemen kapatılmasını istedi.

“Mısır nere Türkiye nere” diyen çıkacaktır elbette bu yazıyı okuyan! Ama durum bu. 

O günlerde yaşananları Saddam’ın idamından sonra Irak Cumhurbaşkanı olan Kürt lider Celal Talabani, bir gazeteciye şöyle anlatır:

“Size bir hikâye anlatayım. 1957’de Cemal Abdülnasır (dönemin Mısır devlet başkanı) ile bir temasımız oldu ve ondan Kürtçe yayın yapan bir radyo açmalarını istedik. Cemal Abdülnasır Kahire’de radyo kanalı açtı ve bu durumdan Türkiye'nin haberi oldu.

Cemal Abdülnasır bana dedi ki:

Türkiye Büyükelçisi bize 'niye Türkiye düşmanlığı yapıyorsunuz?' dedi. Ben de 'hayır, öyle bir düşmanlık yapmadık' dedim. O da ‘hayır, siz Kürtçe bir kanal açarak bize düşmanlık yapıyorsunuz' dedi. Ben de 'siz zaten ülkenizde Kürt olmadığını söylediniz daha önce ben bu kanalı ırak, Suriye ve İran Kürtleri için açtım, eğer bir kâğıt imzalayıp ülkemdeki Kürtlerin kışkırtılmasına hizmet eden bu kanalı kapatmanızı istiyorum derseniz ben de kanalı kapatırım' dedim. O tabii ki bunu kabul etmedi ben de kanalı kapatmadım!”

33 kurşun olayı

Van’ın Özalp ilçesinde 33 köylünün 1943 yılında 3. Ordu komutanı Orgeneral Mustafa Muğlalı'nın emriyle kurşuna dizilmesi olayı da tamamen İran’da bir statü elde etmek için uğraşan Kürtlerin durumuyla ilgilidir. Kaçakçı olarak kamuoyuna açıklanan bu 33 kişi aslında İran Kürtlerine yardım götürdükleri iddiasıyla kurşuna dizilen kimselerdi. Bugün de Özalp’a gitseniz ölenlerin akrabaları size bunu doğrulayacaktır.

Yakın tarih örnekleri

Saddam’ın idamı ardından Irak’ta oluşacak olan Kürt federasyonuna en katı tepkiyi Türkiye verdi, şimdi her ne kadar Kürt federasyonu ile ticari ilişkiler üst seviyede ise de Kürtlerin bağımsızlık referandumunu engelleyen belirgin ülke Türkiye’dir.

Rojava’da, Afrin’de, Suriye genel politikasında olup bitenlerin tamamı Kürt rahatsızlığıyla bağlantılıdır. YPG’nin aslında PKK’nin devamı olup olmadığı savı sıradan bir antipropagandadır. Fırat’ın doğusu batısı şeklindeki ifadeler uyduruk birer hikâyedir. Mesele, oradakilerin “terör örgütü” olup olmadığı da değildir. Aslında her şey, orada Kürtler adına bir oluşumun ortaya çıkacağı varsayımı etrafında şekilleniyor. Burada Kürtçe bir radyonun dünyaya yayın yapacak olması Mısır’dakinden daha çok Türkiye'yi rahatsız ediyor. Çırpınış bundan...

PKK’nin silah bırakması hesapları

Bugüne geldiğimizde, devletin Kürtlere yaklaşımı konusunda cumhuriyetin ilk kurulduğu gün ile bugün arasında en küçük bir fark olduğundan söz edemeyiz. Konu yine Türklük ve İslam etrafında ele alınıyor. “Türk milleti” tanımı bugün de en geçerli olan tanımdır. Devlet Bahçeli’nin başını çektiği “Terörsüz Türkiye” söylemi, aslında herkesin "Türk" edilmeye ahdedildiği “Kürtsüz Türkiye” olarak da okunabilir. Her ne kadar şimdi ülkede Kürtleri hatırlatan bir tane Kürtçe yayın yapan televizyon kanalı olsa da bu devlet tarafından tamamen geçici ve stratejik bir konu olarak ele alınıyor. Bir nevi tansiyonu düşürme payı gibi de düşünülebilir. İlerde son vermek çok zor olmasa gerek!

PKK’ye silah bıraktırma hesapları yapılırken, Kürtler için bir hesap yapılmaması ya da “sonra bakarız” gibi bir tutum takınılması da bundan sonraki dönemde devletin kendi içindeki Kürtlere yaklaşımını özetleyen bir tutumdur. Yani devlet, gücünü aşan bir baskı görmese Kürt’lü bir yapıya cumhuriyetin başında olduğu gibi bundan böyle de izin vermeyecek! Bu, net.

Kürtlerin ayrılması ise yine cumhuriyetin başından bu yana “çakıl taşı” ile sınırlandırılmış durumda! Dolayısıyla ‘şu süreç bu süreç’ diye dolaşılan yerde kapılar dün olduğu gibi bugün de çok net bir şekilde Kürde kapalı!

Bunları siyaset iyi okumalı. Tokalaşmak, çay içmek, bayram şekeri almak ya da dağıtmak güzel ama bir de yaşanmış böyle gerçekler var. Bundan böyle de yaşanma ihtimali çok yüksek olan bu gerçekleri birkaç tatlı söz ile unutturma çabasına karşılık gerçekçi bir duruş sergilemek en mantıklı olanıdır. Gerçekçi duruş ise, ne istediğiniz ve ne düşündüğünüzdür, başkasının ne istediğine ve ne düşündüğüne alkış tutmanız değildir.  

Peki, nedir bu Türkiye’nin Kürt rahatsızlığı? Malazgirt’te Türk’e bir imparatorluğun kapılarını açan, Çanakkale’de bir cumhuriyet kurduran Kürtler cüzzamlı mı?

Hayır, değil?

E, peki ne o zaman?

Cevap belli değil mi?

“Çakıl taşı”

Tapusu ortak olarak alınmış bir arazinin tamamında bir taraf gücünü ve aklını kullanarak hâkimiyet kurmuşken, birkaç çakıl taşını da durduk yere diğer ortağa kaptırma korkusu…

Şimdi bu korkunun orta yerinde kurulmaya çalışılan süreçler ne kadar sağlıklı olur, gelin siz hesap edin!

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar