--°Van
DOLAR47,38
EURO53,95
GRAM6.168
ÇEYREK10.108
Adil Harmancı

Adil Harmancı

Mail: adilharmanci30@gmail.com

Türkiye Kürt meselesinde "barışıyor" mu, dövüşüyor mu?

Devlet Bahçeli ve Erdoğan, Abdullah Öcalan ile barışıyor mu, dövüşüyor mu? Doğrusunu isterseniz ortaya çıkan muhabbete baktığımızda daha çok dövüşüyorlar gibi…

Daha doğrusu Bahçeli ve Erdoğan, ellerine kelepçe geçirdikleri Öcalan’ı yere yatırmış dövüyorlar gibi…

Ne diyor Erdoğan yeni yıl mesajında? Öcalan ve örgütünü kastederek, “Gerekirse devletimizin kadife eldiven içindeki demir yumruğunu devreye alırız” diyor.

Bahçeli ne diyor? “Silahları gömmezseniz gömülürsünüz” diyor.

Şimdi bu Meclis’e davet edilen Öcalan’ı peşinen dövmek değil de nedir?

Nasreddin Hoca, testi ile çocuğu suya yollar, yola çıkmadan önce de çocuğa okkalı bir tokat atar. Görenler şaşırır, Hoca’ya sorar:

“Neden tokat attın çocuğa Hoca, sonuçta sana su getirecek?”

Hoca’nın cevabı şöyledir:

“Testiyi kırdıktan sonra tokat atmanın ne faydası var?”

Galiba Bahçeli ve Erdoğan da sudan çok testiyi düşünüyor.

Buradaki testi ne peki?

Bugünlerde “paradigma” diye lanse edilen niyettir, plandır. Silahların gömülmesi, örgütün dağıtılması beklentisidir. Öcalan’dan istenen net olarak budur:

“Gel örgütü dağıt, testiyi kırıp planımızı bozma” diyorlar.

Dış etkenler ve ortaya çıkacak hayati derecedeki mecburiyetler niyet değişikliğine yol açmazsa, bugünkü amaç tamamen budur; örgütü dağıtma planı… Yoksa barış ve çözüm falan değildir. Zaten planlanan barış ve çözüm olsa kimse barışacağı kişiye peşinen tokat atmaz, “seni gömerim” diye tehdit etmez.

Oysa temel beklenti, ortaya çıkan yeni konjonktür de gözetilerek 40 yılı aşan süredir yaşanan acıların dinmesine yönelik daha ciddi adımların atılmasıdır. Kürt halkına biraz daha yakın durmaktır beklenti. En azından Kürtlerin beklentileri bu yöndedir.

“Kadife eldiven içinde yumruk” ve “gömmek” sözleri bir an için “siyaseten” kullanılmış sözler olsa bile böyle durumlarda tekrarlanması ve tekrarlanmasa bile yerlerine benzerlerinin kullanılması yapılanları anlamsız kılmaya yeter de artar. Zaten ilkinde öyle olmadı mı? Karşılıklı anlamsız sözler, restleşmeler, “seni başkan yaptırmayacağız” sözünü üretmeye kadar dayandı ve tam bu sözler sarf edilirken devreye tekrar şiddet girdi, ortalık toza dumana döndü. Şimdi de aynısı olacaksa, daha başlamadan gömmek ise niyet, verilen çabalar boşuna demek ki.

Yanılgı mıdır yoksa kasten ortaya konulan bir davranış mıdır? Kürtlerin doğal yaşam talepleri, gezegende bir yer edinmeleri, siyasal, kültürel, ekonomik, sosyal talepleri ille de “canavarlaştırılan” bir örgütle ilişkilendirmeye çalışılır. Şimdi de aynısı yapılıyor ve her şey liderine “bebek katili” kendisine de “terör örgütü” denilen PKK’nin etrafından döndürülüp dolaştırılıyor. 30 milyona varan Kürt nüfus görmezden geliniyor. Kürtlerin doğal hakları örgütün “bölücü talepleri” diye lanse ediliyor. Sorun örgüt üzerinden yeniden hasıraltı edilmeye çalışılıyor.

Şimdi sormak gerekir, Meclis’in kürsüsünde iki kelime Kürtçe konuşmak halen yasak ise buna neden olan örgütler mi hakikaten? Örgütler mi uçakta Kürtçe anons yapılmasına engel teşkil eden? Sokakta müzik yapan Kürt gencin, inşaatta çalışırken Kürtçe şarkı mırıldandı diye saldırıya uğrayan işçinin öldürülmesine sebep örgütler midir? Geriye bıraktığımız onlarca Kürt isyanı mıdır? Yoksa ortaya konulan yok saymaya dönük ve hiçbir çözüm üretmeyen yaklaşım mıdır?

Diğer yandan, Kürtlerin de her ulusal kimlik gibi temel haklarının olduğunu bir örgütten öğrenmek mi gerekiyor, göz önünde olan bir gerçeği görmek çok mu zor? Sorunu kendimiz fark edemiyor muyuz? Milyonlarca insana, “kendi anadilinizden değil benim anadilimden konuşmak zorundasınız” demenin yanlışlığının, bir gün sorunlara neden olacağının farkına varmak için ille de o milyonlar arasından çıkan bir silahlı örgütün eylem yapması mı gerekiyor? 

Bir başka garip yaklaşım ise şu; her defasında, “Kürt kardeşlerimizi terör örgütünden ayırıyoruz” deniyor ama “Kürt kardeşe” dönük en küçük bir adım atılmıyor. Bugün de yapılan budur ne yazık ki, “döveriz”, “gömeriz” diye örgütle debelleşilirken, “Kürt kardeş” akıllara bile gelmiyor. Adı dahi anılmıyor. Aslında sanki o tehdit örgütten çok “Kürt kardeşe” yapılıyor gibi bir durum var. Susturulmak istenen Kürt halkının kendisi sanki…

Oysa bu sorunda örgütleri besleyen neden apaçık ortada; Kürt halkına sırt dönülmesi, yok sayılması, yokmuş gibi davranılması… Osmanlı’da bile yapılmayanın, güya demokrat ve modern bir ülke düzeninde yapılması… Milyonların diline, kültürüne, tarihine, gezegende yer aldığı coğrafyaya saygı ve rıza gösterilmemesi…

İşte bunu sadece Kürtler değil, başkaları da görüyor. Ortadoğu’ya şekil vermeye çalışan ve bugüne kadar bu konuda büyük oranda ilerleme sağlayan İsrail gibi, ABD gibi ülkeler de görüyor. Ve hatta bu iki ülkeyle omuz omuza olan diğer Avrupa ve Arap ülkeleri de… Bunu belirtmemin nedeni şu; sizin çözümsüz kalan her iç sorununuzu yeri geldiğinde başkaları çözmeye kalkışır, böyle olunca da istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilir ve son arayışlar çare olmayabilir.

O nedenle kendi fikrim, Kürt meselesinde dünkü çözüm şeklini bugüne uyarlamak yerine, yeni gelişmeler ışığında daha aklıselim çözümler düşünmek en mantıklı olanıdır. Kürt meselesi artık “bebek katili”, “terör örgütü” nitelemeleriyle geçiştirilebilecek bir mesele olmaktan çıkmış, bunca yıldır süren çözümsüzlük nedeniyle ciddi bir milliyetçi kitle üreterek uluslararası bir nitelik kazanmıştır. Yani herkesin dâhil olabileceği ve kullanabileceği bir mesele haline gelmiştir…

Sonuç olarak, niyet çözümse gerçekten Abdullah Öcalan ve Mazlum Abdi yanlış kişiler ise mutlaka doğru kişiler de vardır Kürt halkı arasında, onlarla temasa geçilebilir, çözüm birlikte tartışılabilir mesela… Çünkü sorun çözüldüğünde zaten ortada örgüt diye bir varlık kalmaz. Niyet çözüm ise tabii… Değilse de topu taca atmadan açık açık söylenebilir: Kürtlerin bu gezegende yaşam hakkı yok!

 

 

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar