--°Van
DOLAR47,38
EURO53,95
GRAM6.168
ÇEYREK10.108
Nureddin Şimşek

Nureddin Şimşek

Mail: n.simsek@vanmed.net

Suriye'nin Toprak Bütünlüğü ve Çifte Standartlar...

Suriye'nin Toprak Bütünlüğü ve Çifte Standartlar...

 

Türkiye'nin Suriye politikası, yıllardır "toprak bütünlüğü" kavramı etrafında dönüp duruyor. Her fırsatta Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDK) ve Kürt halkına parmak sallayan, onları ayrılıkçılıkla suçlayan bir yaklaşım sergileniyor. Oysa bu söylemin arkasında yatan çifte standartlar, hem ahlaki hem de stratejik açıdan sorgulanmayı hak ediyor. 

Eğer Milli Savunma Bakanlığımız Suriye'nin toprak bütünlüğü konusunda bu kadar hassas ise, neden Suriye'nin bir bölümü olan Golan Tepeleri'ni ilhak eden ve Süveyda'nın bir kısmını işgal altında tutan İsrail'e iki kelime bile etmiyor? Bu sessizlik, Suriye'nin gerçek tehditlerini görmezden gelmek değil de nedir?

Suriye'nin toprak bütünlüğüne yönelik esas tehdit, demokratik haklarını talep eden ve Suriye vatandaşı olarak kalmak isteyen Kürtlerden gelmiyor. Aksine, bu tehdit İsrail'in yıllardır sürdürdüğü işgal politikalarından kaynaklanıyor.

Golan Tepeleri, 1967'den beri İsrail'in elinde ve 1981'de resmen ilhak edildi. Süveyda'nın bazı kısımları da benzer şekilde işgal altında. Uluslararası toplumun büyük kısmı bu durumu kınarken, Türkiye'nin resmi ağızları neden bu konuda suskun?

 
Kürtler, Esad rejimine karşı mücadele ederken bile Suriye'nin bütünlüğünü savunan bir pozisyon aldılar. Onlar, eşit vatandaşlık temelinde bir Suriye hayal ediyorlar ki bu, "ademimerkeziyetçi" bir yapı içinde kendilerini yönetme hakkını içeriyor.

Merkeziyetçi bir diktatörlük yerine, federal veya özerk bölgelerin olduğu bir model, Suriye'nin mozaik yapısına daha uygun olmaz mı?

Burada Kürtlerin taleplerini sadece etnik bir mesele olarak görmemek lazım. Suriye'de yaşayan Aleviler, Dürziler ve diğer azınlıklar da bu ademimerkeziyetçi yapıdan faydalanmalı.

 Esad rejiminin baskıcı politikaları altında ezilen Aleviler, kendi kültürel ve dini kimliklerini koruma hakkı için mücadele ediyor. Dürziler ise Süveyda gibi bölgelerde özerklik taleplerini yıllardır dile getiriyor. Bu gruplar, merkezi hükümetin dayattığı tek tip vatandaşlık yerine, yerel yönetimlerde söz sahibi olmayı hak ediyor.

 Ademimerkeziyetçi bir Suriye, bu toplulukların demokratik haklarını kullanmasını sağlayarak ülkeyi daha istikrarlı kılabilir. Aksi takdirde, baskı ve dış müdahaleler devam ettikçe, Suriye'nin parçalanması kaçınılmaz olur.

Türkiye'nin bu konudaki politikası ise tam bir tutarsızlık örneği. Kendi vatandaşlarımızın soydaş ve akrabalarına  ki bunlar Suriye Kürtleri her gün sopa göstermek, ne diplomatik ne de insani açıdan doğru. Türkiye, Kürtleri "terör örgütü" etiketiyle damgalarken, İsrail'in işgallerine göz yumuyor. Bu yaklaşım, bölgede barışa değil, daha fazla çatışmaya hizmet ediyor. Oysa Türkiye, Suriye'nin toprak bütünlüğünü gerçekten önemsiyorsa, öncelikle İsrail'in ihlallerini kınamalı ve Kürtler dahil tüm Suriye halklarının eşit haklarını desteklemeli.

Ademimerkeziyetçi bir model, Suriye'yi birleştirebilir; merkeziyetçi baskı ise dağıtır.

 Suriye'nin geleceği, çifte standartlardan arınmış bir yaklaşımla şekillenmeli. Kürtler, Aleviler, Dürziler ve diğer gruplar, eşit vatandaşlık temelinde kendilerini yönetme hakkına sahip olmalı. Türkiye, bu süreçte yapıcı bir rol üstlenerek hem kendi güvenliğini hem de bölgenin istikrarını sağlayabilir. Aksi halde, "toprak bütünlüğü" söylemi boş bir retorikten öteye gitmez.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar