Suriye, üzerinden bir dünya savaşı geçmiş gibi param parça, bir dönemin Osmanlısı gibi...
Üzerinden bir tane dünya savaşı geçince, neredeyse üç kıtaya yayılan bin küsur yıllık Osmanlı İmparatorluğu dağıldı ve bir daha da toparlanamadı.
Şimdi vakti zamanında Kürde kimlik bile çok gören, mezhep bunalımlı BAAS İmparatorluğu artığı Suriye, nasıl toparlanır diye hesaplar yapılıyor.
Yaklaşık on iki yıl süren iç savaştan sonra bunalımlı BAAS dönemi boyunca koruma görevi gören Rusya’nın olmadığı, aynı şekilde İran’ın ve Hizbullah’ın ABD ve İsrail tarafından devre dışı bırakıldığı, Kürtlerin bir kimlikleri yokken şimdi ordulaştığı, Dürzi ve Alevilerin silahlandığı ve hatta özerklik ilan ettiği, Golan Tepelerini arkasında bırakarak Şam’ın yamacına mekan kuran İsrail’in kuş kıpırdasa ateş ettiği bir Suriye nasıl hiçbir şey olmamış gibi eski Suriye olacak?
Hele hele ABD gibi tüccar bir ülkenin zenginliğine çadır kurduğu ve asla bu zenginlikten uzaklaşmak istemediği bir Suriye...
Ordusu olmayan, kurumları olmayan, Meclis’i olmayan, bir seçim bile yapamayan, elde olanı da “geçici” olan bir Suriye...
Bu Suriye eski Suriye olabilir mi?
Herkes Suriye’den bir şeyler alma uğraşında iken sadece Türkiye, Kürt korkusundan dolayı eski Suriye’yi hayal ediyor:
“Kürtler Suriye’de toprak bağlantılı hak sahibi olursa benim ülkemdeki Kürtler de ister” diye korkuyor.
Mustafa Kemal, Osmanlı dağılınca Kürtlere ihtiyaç duymuştu. Sivas ve Erzurum kongrelerinin temel amacı bu ihtiyacı karşılamak içindi.
Şimdi Suriye’yi eski Suriye etmek, Kürtleri ve dini grupları Suriye’de devre dışı bırakmak için yine Kürtlere ihtiyaç duyuluyor.
Rica minnet Öcalan’a gidiliyor, “ne olur arkadaşlarına söyle silah bıraksınlar” ricasında bulunuluyor.
Bunun için bir tane İmralı Kongresi tertiplenecek gibi.
Çünkü PKK’ye silah yaktırmayı başaran Devlet Bahçeli, gönül okşayan “kurucu önder” güzellemesiyle İmralı’ya Milletvekili Heyeti gönderme peşinde şimdi.
Meclis’te “Bijî Serok Apo” sloganının yankılandığı bir dönemde İmralı Kongresi işe yarar mı hep birlikte göreceğiz.
Diğer yandan Türkiye’de sağlı sollu tüm tv kanallarında peş peşe Suriye’de Kürde gözdağı veren programlar düzenleniyor. Spotlar, manşetler, yorumcu gazetecilerin “çığır açan” sözleriyle süsleniyor.
Bir gazeteci Kürde savaş ilan ediyor, diğer gazeteci savaşı başarıyla sona erdiriyor ve eski Suriye’yi oturduğu yorumcu koltuğunda kuruveriyor.
Programın sonunda her şey güllük gülistanlık oluyor, İslam adına kafa kesenlerin hakim olduğu nur topu gibi bir Suriye çıkıyor ortaya.
Kürt imiş, Dürzi imiş, Alevi imiş, kadınmış, yenilikmiş, seçimmiş, halk oylaması imiş, demokrasi imiş hepsinin canı cehenneme!
Tabi bu “gazeteciler” aynı zamanda Türkiye’de Kürtlerle “barış-kardeşlik” hesapları yapılıyorken, bunun için Meclis’te bir Komisyon bile kurulu iken Selahattin Demirtaş’ın AİHM kararına Türkiye’nin itirazı sonucu tahliye edilmeme olasılığına sevinmeyi de ihmal etmiyorlar.
“Çığır açan” yorumların yanına çerez niyetine...
İmralı Kongresi böyle bir havada düzenlenecek.
Böyle bir havada koster bozulur mu peki?
Hiç sanmıyorum.
O kongre yapılacak.
Ama bir farkla...
Kürtler artık bir kişiyi değil, birçok şeyi bir arada gözetip yorumlayacak ve bağımsız karar alacak deneyimlere sahip. Kürtler öyle bir dönemden geçiyor ki istese de haklarından ve doğal taleplerinden vaz geçemez. Kürtler, "istemezük" dönemini çoktan kapattı.
Yüz sene sonra bir ağaç bile aynı kalitede meyve vermez.
Değişen mevsime, verimsizleşen toprağa, kuraklığa isyan eder.
Ayrıca her şeyi sloganlarla yürütmenin zamanı çoktan kapandı.























Yorum Yazın