--°Van
DOLAR47,38
EURO53,95
GRAM6.168
ÇEYREK10.108
Adil Harmancı

Adil Harmancı

Mail: adilharmanci30@gmail.com

PKK kendini feshederse ne olur?

Abdullah Öcalan PKK’yi kurmaya karar verdiğinde, Dersim ve Zilan’da olduğu gibi 29 Kürt isyanı geride kalmış, Çarçıra’da 4 Kürt lideri idam edilmiş, Irak’ta Mele Mıstefa Barzani liderliğindeki silahlı mücadele ise halen sürmekteydi. Bugün Kürtlerin en fazla konuşulduğu Suriye’de ise Kürtlerin o günlerde bir oluşumundan söz etmesek de Cigerxwin’in şiirleri birkaç örgüte bedel etkideydi.

Abdullah Öcalan PKK’yi kurmadan yıllar önce Kürt gençleri Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO) isimli derneğin etrafında bir araya gelerek Türkiye ve Ortadoğu’daki Kürtlerin durumu hakkında tespitlerde bulunmaya çalıştılar. Tartışmalar sonucunda PKK’den önce en az 7-8 örgüt ortaya çıktı ve özerk faaliyetlerini çeşitli biçimlerde deklere ettiler. Şivan Perwer’in devletin en çok çekindiği Cîgerxwîn’den seslendirdiği parçalar Kürt siyasetine ciddi bir hava katıyordu. Yılmaz Güney bile Kürtler için tek başına bir ekoldü.

Tüm bunlar varken bir de önce Apocular, sonra UKO, daha sonra ise PKK adıyla bir örgüt daha kuruldu. Tek sayfa bildiri ile kendilerini anlatmaya çalıştılar. Devamında en fazla Kürt örgütleri arasında amansız bir kavga başladı. Abdullah Öcalan o dönemin acı olaylarını kendi perspektifinden ‘Görüşme Notlarında’ dile getirir.

Şimdi geldiğimiz noktada Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla PKK’nin herhangi bir koşul öne sürmeden silah bırakacak olması kafaları karıştırmış durumda; “nasıl olur?” diye.

Bu soruyu soranlar bir noktada haksız da sayılmazlar, 50 yılı aşkın bir mücadele tek sayfaya nasıl sığdı? Ve o tek sayfa, Kürt cenahında beklentilere cevap olabilecek bir belirlemeden de yoksun. Söylenecek en ciddi sözü o tek sayfa dışında Sırrı Süreyya Önder sözlü olarak ifade ediyor!

Ben şahsen o tek sayfanın, eğer PKK silah bırakma kararı alırsa bundan sonraki Kürt meselesi tartışmasında en küçük bir olumsuz etki yaratmayacağını düşünüyorum. Çünkü bu tek sayfa bir mutabakat metni değil, bir anlaşma, sözleşme, yasa maddeleri falan değil… Silahların bırakılmasını isteyen bir çağrı metni hepsi bu…

Ve eğer PKK silah bırakırsa Kürt dili, kimliği, konumu, yeri, derdi, beklentisi bundan böyle daha hararetli tartışmalarla gündeme gelecek. Silahların gölgesinden arınmış sivil siyaset çok daha anlam bulacak ve kamuoyunda çok daha kabul görecektir.

Ve bu işin içinde sadece DEM Parti ve belli başlı STK’lar olmayacaktır, silah tehdidi kalktığına göre diğer Kürt gruplar, siyasi partiler, aydınlar, yazarlar da kendilerini ifade etme imkânı bulacaktır. Hatta şimdi Kürtlere soğuk bakan batı illerindeki tavır dahi bir başka olacaktır.  

Devlet yeniden insanların yüzünü dağa çevirecek bir turum içine girmezse, Kürt siyaseti de bundan sonraki süreçte birbirlerine tahammül gösterebilirse, “acı” sözleri yasaklayıp bir dayanışma içinde olursa, eminim herkes silahların bırakılmış olmasından memnunluk duyacaktır.

Zaten son yıllarda Kürt kamuoyunun büyük bir kesimi TBMM’de siyaset yapılırken dağda silah bulundurmanın ne kadar çelişkili bir hal aldığının farkındaydı. Ne var ki “acı” sözler bunu ifade etmenin önünü alıyordu. İfade etmek doğal olarak Abdullah Öcalan’a düşüyordu. Ve bugün silahla devam etmenin “gereksizliği” ifade edilmiş oldu.

“Türkiye’de Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır” diyenler bakalım bundan böyle ne diyecekler? Çünkü Kürt sorunu çok daha berrak bir şekilde varlığını hissettirecektir. 30 milyon Kürdün yaşadığı Türkiye’de en basitinden anadil yasağı, anadilin resmileşmemesi, Meclis kürsüsünde, uçakta, sokakta, iş yerinde Kürtçe yasağı gibi yasaklar devam ederse bu kez her kez dönüp “Kürt sorunu vardır” demek zorunda kalacak. Hele buna Suriye’de, Irak’ta ve İran’da Kürtlerle ilgili olası olumlu-olumsuz gelişmeleri eklersek bugüne kadar “terör sorunu” diye tarif edilen “Kürt sorunu” çok daha haklı temelli bir şekilde çözümünü de dayatacaktır.

Mesela bundan böyle de eğer devlet, Öcalan’ın açıklaması Kürtçe okunduğunda “Bu devletin resmi dili Türkçedir, o yüzden Kürtçeyi vermiyoruz” diyen Sözcü TV gibi haber kanallarının aklına uyup, Ahmet Türk ya da bir başkası Kürtçe konuştuğunda konuşmasını keserse karşısında bir örgütü değil, daha organize olmuş sivil siyaseti, aydınları, demokratları, dindarları, insan hakları savunucularını bulur. Böyle bir şeyi dünya da ayıplar.

Yani dağdaki bir grubun elinden silahların alınmış olması, bundan böyle sorunu dile getirmenin önünde engel falan değildir. Nasıl ki başörtüsü sorunu yaşadığında öğrenci avazı çıktığı kadar bağırıyorsa, siyahi futbolcu sahada ırkçı sözlere maruz kaldığında öfkelenip çılgına dönüyorsa, Kürt de haksızlık karşısında susmayacaktır. Hele bu denli politize olmuşken… Bu noktada, devletin başa dönecek tavırlardan kaçınması, yaşananlardan sonuç çıkararak, daha makul bir yol izlemesi kaçınılmaz olacaktır. Elbette ki bu kolay olmayacaktır, ancak Ortadoğu’da yaşanan ve önümüzdeki dönemlerde de yaşanma ihtimali yüksek olan devletlerarası çekişmelerden Türkiye bu zor ekonomiyle kendini dışta tutma yolunu seçmek zorunda. Bu da ancak içindeki Kürt meselesinde tansiyonu düşüren bir yol izlemeyle olur.

Varsayalım ki artık silah da olmayacağına göre, basın başta olmak üzere, sivil toplum ve siyasi çevreler toplumu doğru yönde aydınlatan bir turum alırsa Türkiye’nin çözülemeyecek katılıkta bir sorunu yoktur.

Sonuç olarak; bunca acı tecrübelerden sonra hesaplar yengi yenilgi üzerine değil, barış, sağduyu ve çözüm odaklı olmalı.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar