--°Van
DOLAR47,38
EURO53,95
GRAM6.168
ÇEYREK10.108
Adil Harmancı

Adil Harmancı

Mail: adilharmanci30@gmail.com

Madem Kürtler bir şey istemiyor, o zaman dağılın evlerinize

İnsanlar ile hayvanlar arasındaki temel fark, insan elinin hareketli ve esnek parmaklar sayesinde daha pratik ve üretici olmasıdır. İnsanlar elleri sayesinde üretebilirken, hayvanlar bu yetenekten yoksundur.

İnsanlar, el yeteneği sayesinde daha etkili bir ayakta kalma mücadelesi vererek bugüne geldi. Kötü işleri de iyi işleri de elleri sayesinde yaptı.

Yok etmenin de yaşatmanın da araçlarını üreten eller, aynı zamanda insana bilgiyi toplama ve arşivleme imkanı da sağladı.

Yazıyı ve matbaayı insanınki gibi elleri olmayan bir başka canlı üretemezdi. Kağıdı, kalemi de... Ve bir aile kuramazdı.

Aile sadece çocuk sevgisinden kaynaklanan bir toplanma yeri değildir, aile bir kimliktir. Bunu elleri sayesinde kayıt altına alma ve bir yuva kurma yeteneği edinen insan başarabilmiştir.  

Aynı kökenden gelen ailelerin oluşturduğu büyük topluluklar da birer kimliktir. Millet ya da ulus olarak ifadesini bulur.

İngiliz öyledir, Rus, Germen, Fransız, Arnavut, Bulgar, İspanyol, Japon, Arap, Türk, Fars öyledir.

Kürt de öyledir. Kürt bir kimliktir; dili, kültürü, geleneği, üzerinde yaşadığı coğrafya itibariyle aynı kökenden gelen ailelerin birleşiminden bir kimlik.

Bir parantez açarsak; esas yerli kimlik olan Kızılderilileri katledip kıtaya hakim olan Avrupalılardan oluşan Amerikan ulusu ise ayrı kimliklerin bir araya gelmiş halidir.

Ve her kimlik zaman içinde yine elleri sayesinde güç kullanarak, akınlar düzenleyerek, keşifler yaparak, hatta bazen Amerika’da olduğu gibi başka kimliklerle ittifak yaparak toprak elde etmişlerdir. Ve yine zamanla bu topraklar onların kalıcı yuvası haline gelmiş, yani devlet olmuşlardır.

Kürtler de bu yolu denemişler. Tarihte çokça örneği var. Beylikler kurmuş, devlet deneyimini yaşamış, Irak’ta olduğu gibi federal bir yapıya erişmişler. Diğer kimliklerle ortak yaşamayı denemişler. Kendi kimliklerini yaşatmak için her yolu denemişler.

Son olarak Suriye’deki çırpınış bundandı. Bir toprak parçasına sahip olmak. İran’daki çırpınış bu nedenledir. Çünkü bir kimlik bağımsız sınırlarını çizmezse daha fazla ömür sürdüremez.

Dünyada kimliklerin varlığını sürdürme aracı şimdilik böyledir: Devlet. Belki yarın devletlere ihtiyaç duyulmaz, sınırlar ortadan kalkar, herkes bir arada yaşamaya razı bir anlayışta birleşir, aile ortadan kalkar, kimlikler yok olur ama şimdi durum böyle. O zamana kadar da dilinizi, kültürünüzü, kimliğinizi yaşatmak istiyorsanız “yasak” kavramından soyutlanmış bir yaşam kurmak zorundasınız. O da, bağımsız olma durumudur. Bir toprak parçası üzerinde bağımsız olmak. Ha bunu istemiyorsanız, dağılıp tarih olursunuz, bu da bir seçenek; ama tarih olmak istemiyorsanız maalesef ki yol şimdilik bu.

Ne var ki Kürtler adına siyaset yapan bazı kesimler statüyü kastederek “Kürtler bir şey istemiyor” deyip toprak mecburiyetini “kimlik siyaseti” diye küçümseyerek bir kimliği kendi elleriyle asimilasyona tabi tutuyorlar.

Asimilasyon son tahlilde yok oluş demektir. Var olanı yavaş yavaş tüketme, tanınmaz hale getirmektir.

 “Kürtler bir şey istemiyor?” diyerek Kürtler adına siyaset yapanlar tam da bunu yapıyor. Bir kimliği tüketme siyasetinden başkası değildir bu yaklaşım, bir halkın herhangi bir talebinin olmadığını söylemek onu savunmak değil, yok oluşa sürüklemektir.

Ben şahsen şu soruları sorarım “istemezük”çülere:

*Kürtler bir şey istemiyorsa ne diye onlar adına parti ya da örgüt kuruyorsunuz?

*Ne diye gençleri dağlara, hapishanelere mecbur ediyorsunuz?

*Ne diye hiç ara vermeden bağırıp çağırıyorsunuz?

*Yoksa siz siyaset değil de ticaret mi yapıyorsunuz?

*Kürtler bir şey istemiyorsa neden onlar adına edindiğiniz vekilliği, belediye başkanlığını, diğer konfor alanlarını terk etmiyorsunuz?

*Yoksa siz göz göre göre bir halkı, bir kimliği kendi konforunuz için kullanıyor musunuz?

Bu sorulara olumsuz cevaplarınız varsa o zaman siz aslında Kürtlerin bir şey istediğini biliyorsunuz ama dile getirmekten korkuyorsunuz.

O zaman da şunu sorarım:

Korkuyorsanız ne diye bir halkın kaderiyle oynuyorsunuz?

Kürtler tanınmak, bilinmek, söz sahibi olmak, bir futbol milli takımı olsun istiyor demeniz çok mu zor?

Gaagsıyla kendine yuva ören kuşlara bile sorsanız bu gezegende Kürtlerin de bir toprak parçasına sahip olma hakkı var. Haktan ziyade buna mecbur. Çünkü yaşadıkları her yerde onlara teklik dayatılıyor. Tek dil, tek kimlik. Konuşması yasak, giysisi yasak, müziği yasak...

Bir arada yaşamanın adaletli kuralları Kürtler için de uygulansa amenna. Bunu başaran ülkeler var, ama Kürtler şimdi her yerde teklik tehditleri altında yaşıyor. Bu durumdaki bir halkın bir şey istemediğini söylemek siyaset değildir, vicdani hiç değil.

Ve ayrıca, sizi “bir şey istemeyen” bir halk adına konuşmaya iten ne? Mecburiyetiniz ne? Siyaset, temsil etmektir, sözcü olmaktır; bir şey istemeyenin temsilciliği, sözcülüğü mü olur?

Madem Kürtler bir şey istemiyor, o zaman dağılın evlerinize; ne kendinizi zorlayın ne de milyonları zor durumda bırakın.

 

Makale Yorumları

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar