--°Van
DOLAR47,38
EURO53,95
GRAM6.168
ÇEYREK10.108
Nureddin Şimşek

Nureddin Şimşek

Mail: n.simsek@vanmed.net

“Kürdistan” Kavramı, Tarihsel Gerçeklik ve Siyasette Hakaret Dili

“Kürdistan” Kavramı, Tarihsel Gerçeklik ve Siyasette Hakaret Dili

Türkiye’de bazı kavramlar vardır ki, onları konuşmak bile çoğu zaman sağlıklı bir tartışma zemini yerine öfke, korku ve hakaret üretir.

 “Kürdistan” kavramı da bunlardan biridir. Oysa tarihsel ve akademik gerçeklikler, günlük siyasetin sert diliyle değil; belgelerle, kaynaklarla ve toplumsal hafızayla değerlendirilmelidir.
“Kürdistan” kelimesi yeni ortaya çıkmış bir kavram değildir.

 Selçuklu döneminden Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Cumhuriyet öncesi kaynaklara kadar pek çok tarihî metinde bir coğrafi bölgeyi tanımlamak için kullanılmıştır. Nasıl ki Anadolu, Rumeli, Trakya, Mezopotamya veya Balkanlar birer coğrafi tanımlamaysa; Kürdistan da tarih boyunca belirli bir coğrafyayı tarif eden kavramlardan biri olmuştur.

Osmanlı arşivlerinde “Kürdistan Eyaleti” ifadesi yer almıştır. 19. yüzyılda oluşturulan idarî yapılarda bu isim resmî belgelerde kullanılmıştır. Evliya Çelebi seyahatnamesinde Kürdistan’dan söz etmiş, Şerefhan’ın “Şerefname” adlı eserinde Kürt beyleri ve Kürdistan coğrafyası anlatılmıştır.

 Osmanlı’nın önemli devlet adamlarından olan tarihçi ve düşünürler de bu kavramı doğal bir coğrafi tanımlama olarak eserlerinde kullanmıştır.
Burada önemli olan nokta şudur: Bir coğrafi kavramı telaffuz etmek, otomatik olarak bir devlet talebi anlamına gelmez.

 Mezopotamya dediğimizde ayrı bir devlet çağrısı yapılmış olmaz. Trakya dediğimizde mevcut sınırlar inkâr edilmiş olmaz. Anadolu dediğimizde başka halklar dışlanmış olmaz. Coğrafi isimler tarihsel hafızanın parçasıdır.

Ahmet Türk’ün açıklamasında dikkat çeken noktalardan biri de budur. Türk, “Kürdistan” ifadesini yalnızca Kürtlerin yaşadığı bir alan olarak değil; Süryani, Ermeni, Arap, Mahalmi ve farklı halkların birlikte yaşadığı tarihsel bir coğrafya olarak tanımlamaktadır. Bu yaklaşım, etnik tekçilikten çok çoğulcu bir tarihsel hafıza vurgusu taşımaktadır.
Amedspor tartışması da tam bu noktada önem kazanmaktadır. Çünkü Amedspor etrafında yükselen tartışmalar yalnızca futbol meselesi değildir. Bir halkın dili, kültürü, müziği ve kimliğiyle kamusal alanda görünür olmasının yarattığı toplumsal gerilimlerin yansımasıdır.

 Dünyanın her yerinde spor, kültürün taşıyıcı alanlarından biridir. Barcelona’nın Katalan kimliğiyle, Celtic’in İrlanda kültürüyle veya Bask bölgesindeki takımların yerel kimlikle özdeşleşmesi nasıl doğal görülüyorsa; Kürtçe sloganların, şarkıların veya kültürel aidiyetlerin tribünlere yansıması da sosyolojik bir gerçekliktir.

Tam da bu nedenle siyasetin dili önemlidir.BBP Başkanı Mustafa Desticinin 
Ahmet Türk'e karşı kullandığı “Ne Kürdistanı lan” ifadesi,Yine Cumhurbaşkanı Danışmanlarından  Oktay Saral'ın Ahmet Türk'e harşı kulladığı dil demokratik tartışma kültürüne zarar veren bir üsluptur. Çünkü mesele artık fikir tartışmasının ötesine geçmekte, aşağılayıcı ve dışlayıcı bir dile dönüşmektedir.

“Lan” kelimesi Türkçede çoğu zaman küçümseyici, azarlayıcı ve kaba bir hitap biçimi olarak algılanır.Etimilojık kökenını bilmemekle birlikte Fransızcada "La/le âne=Eşşek)anlamımda da kullanıldığını Belirtmek isterim. Her ne kadar gündelik dilde farklı tonlarda kullanılsa da, siyasette bu tür ifadeler toplumsal kutuplaşmayı derinleştirir. Devlet ciddiyeti taşıyan makamların dili daha kuşatıcı, daha dikkatli ve daha saygılı olmak zorundadır.

Bir ülkede barışın yolu, insanların kullandığı tarihsel kavramlardan korkmaktan değil; onları konuşabilmekten geçer. Yasaklayıcı ve ötekileştirici dil, toplumsal hafızayı ortadan kaldırmaz. Tam tersine, kırgınlıkları büyütür.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey; “sen yoksun”, “senin tarihin yok”, “senin coğrafyan yok” dili değil; birlikte yaşamı güçlendiren demokratik bir üsluptur. Çünkü kardeşlik, inkârla değil; karşılıklı tanıma ve saygıyla kurulur.

Bugün Türkiye’de milyonlarca insan Kürtçe konuşuyor, Kürt müziği dinliyor, çocuklarına Kürtçe isim veriyor ve kendi kültürel aidiyetini görünür kılmaya çalışıyor. Bu gerçekliği bastırmaya çalışan sert söylemler toplumsal huzuru büyütmez. Aksine, ortak yaşam duygusunu zedeler.

Tarih bize şunu gösteriyor: Coğrafi kavramlardan korkan toplumlar değil, farklılıklarını konuşabilen toplumlar güçlü olur. Çünkü demokrasi, yalnızca seçimlerden ibaret değildir; aynı zamanda insanların kimliklerini, kültürlerini ve tarihsel hafızalarını korkmadan ifade edebildiği bir birlikte yaşama iradesidir de...

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar