Zekeriya Ekinci

Zekeriya Ekinci

Mail: z.ekinci@vanmed.net

İKİ ROMAN BİRDEN

I

Bazen farklı yaş, sosyal çevre ve coğrafik bölge unsuru insanları daha yakın edebilir birbirine. İşin içinde yaşama direnci, ağır yükten kurtulma istenci, arayış ve özlenene kaçış ortaklığı varsa eğer yakınlık pekişir. Duygunun benzerliğinden birliktelik doğar.

Set duvarından su akan delik köprüsü ya da dar yol köprüsü anlamı üzerinde kurulu bir kitap var önümde: Cırnık Köprüsü: Fuat Kemal’e ait olan bir roman. Kitap, yerelden genele görmezden gelinmeye bir başkaldırı simgesi gibi. Kurgu, özden söze doğru biraz post-modern temelli.

Kalıplaşmış günlük yaşamın dışına çıkarak heyecan veren bir iş peşinde düşünüp duran Wiki, Haydo, Felo adlı kahramanların arkadaşlığı üzerine kurulu romanda; Marmara depremi, Vosvos ve Cırnık Köprüsü kurgunun asıl ayaklarını oluşturur.

Kuşkusuz bir romanı roman yapan unsurlar konunun kurgulanışı, dil ve anlatım, paragraflar arasındaki bağlantı, diyalog ve karakterlerin davranış gerçekliği ile portre ve mekânın sözcükle resmedilmesi olarak değerlendirilir.

Bu unsurlardan birini diğerinden önce göstermek doğru olmasa gerektir. Gelin görün ki bir romanın daha ilk paragrafında dilde dizge yanlışlığıyla karşılaşmak, romanın başarısına gölge düşürür:

Yanında yürüyen arkadaşına hafiften bir omuz vurdu Haydo. “Bir şey soracağım lan Wiki, bunlar Japon mu?, Koreli mi? Yoksa Çinli mi?”

Tek cümlelik dil dizgesinin böyle bölünüşü, Türkçeye uyumlu değildir aslında.

Tabii ki böyle bir dizge hatasını üslup olarak kabul etmemek ve hatayı sadece yazara yüklememek gerekir. Hele yazar için bu bir ilk çalışmaysa… Hatanın büyük kısmının yayınevine ait olduğu düşünülmelidir. Çünkü bir yazar kendi hatasını kolayca göremeyebilir. Ama her yayınevinin mutlaka bir editörü vardır ve yazımda bu tür hataları görebilecek denli bir iki çalışanı. Hata yazarla paylaşılmalı ve yazarca düzeltilmesi sağlanmalıdır.

Sonraki ilk sayfaların birkaçında diyalogların bu paragrafta olduğu gibi neden paragraf içinde tutulduğu anlaşılmaz.

İlerleyen sayfalarda dizge, yazım ve noktalama hataları azalırken anlatım okuyucuyu konunun içine çekmeyi başarır.

Paragraflar arası bağlantı, diyalogların kısa tutulması ve alt alta verilmesi, okunan lirik bir şiirin sesi gibi haz verir insana. Kimi zaman güldüren kimi zaman düşündüren kimi zaman ağlatan kurgu bölümleri kitabın bir çırpıda okunmasını sağlar.

Bazen savaş için üretilen ve barış için sürülen Vosvos’un içinde bulursunuz kendinizi.

Bazen Antalya sıcağında Cırnık Köprüsü altında akan suda serinlersiniz.

Bazen de deprem enkazı altından çıkarılan ve hastaneye kaldırılan cansız bir bedensiniz…

Güncel sorunların çözümüyle işlendiği romanda yardımlaşma baz alınırken okuyucu bu yardımlaşmadan memnunluk duyar.

Şu bir gerçektir ki roman bir aynadır, ayna ayrıntıyı görmeli ve göstermelidir.

DNA sonrasında Felo’nun Yetiştirme Yurdundan alınıp İstanbul’a götürülürken annenin sahne gerisinde tutulması ve sevincinin yansıtılmaması; motor kayışı yerine kadın çorabının kullanılmasında baba öne çıkarılırken Felo’nun çok pasif tutulması, DNA sürecinin ayrıntıdan yoksun bırakılıp aceleye getirilmesi ve romanın erken bitirilmesi ister istemez Rus asıllı doktor yazar Anton Çehov’un uzun hikâyelerini anımsatır okura.

Mantık korksa bile istek heyecan istiyorsa eğer Artikel Yayınlarınca ilk basımı Mayıs 2018’de gerçekleştirilen bu roman okunmalıdır.

II

Fuat Kemal’in Jinekolog romanı “suya atlamadan yüzemezsin” sözü odağında kendini mesleki bağlamda kanıtlamış bir doktorun edebî bir tür olan roman yazma çabasının kulaç atmadaki başarılı çalışmasıdır.

Yazar kendi otobiyografisini kahramanı karşı cinsten Mehpare’nin ağzından dille getirirken metnin bir paragrafında bunun altını çizmekten kaçınmaz:

“Kalkmadan önce tekrar teşekkür ediyorum Dr. Fuat Abi’ye ve bir de öneride bulunuyorum. Abi senin yazarlık yönünü biliyorum. Son romanını zevkle okudum. Gördüğün gibi benim hayatım da bir roman gibi. Ben anlatsam sen yazsan, romanın adı da jinekolog olsa nasıl olur?...” (s. 246)

Anlaşılan şu ki yaşanan ve yaşanmış olanı toplayıp kurgulayan bir doktorun mesleki serüven romanıdır Jinekolog.

Birinci kişi ağzından aktarılan romanda, kimi zaman post-modern anlayışla altı çizilen bu tür olgular, okuyucuyu doktorun olağanüstü serüvenine ortak eder.

Yazar bu romanında “Türküm, doğruyum, bıyıklıyım…” basamağından “Bilgeyim, deneyimliyim ve entelim…” basamağına çıkış yapar. Bilinmeyene doğru atılacak adımın yaratacağı tereddütleri mesleği olan jinekolog çabasında yaşarken, edebiyatın roman türünde attığı adımlar onu yükseklere çıkarır. Fuat Kemal, Jinekolog romanındaki başarısıyla edebiyatımızda okunması gereken yazarlar listesine adını yazdırmıştır.

Yazar; edebî anlatımda, kurguda, sıra dışı bir konunun paragraf örgüsünde, güncel konuların işlenişinde… Jinekolog romanını okunmazsa olmazlar arasına katmayı becermiş, sözcükle resim yapmakta ustalaşmış, beden diliyle kahramanlarının iç dünyasını gözler önüne sermeyi başarmıştır:

“… Karşı taraftan bir yaprak daha sallanıyor. Bunu diğer yapraklar izliyor. Yapraklara dallar ekleniyor. Rüzgar şiddetini artırıyor yeniden, dallar birbirine önce sürtünüyor, sonra çarpıyor. Dalların sürtündüğü yerde kıvılcımlar oluşuyor. Kıvılcımlar alevlere dönüşüp gökyüzünü yakarak ikiye ayırıyor. Yanığın düzensiz kenarları yanlara doğru uzaklaşıyor. Senfoniye katılan müzik aletleri birer birer susuyor…” (s. 272)

Anlatım kimi zaman şiirsel bir ritim kazanır:

“Ben hissediyorum, sen ise görüyorsun. Sen bana ayna tuttun, gerçekleri yansıttın. Şimdi sıra bende, gel bana, sana gökyüzünde, gökkuşaklarının arasında dans eden kuşlar gibi uçmayı öğreteyim.” (s. 283)

Aşkın, ihanetin, sağlık sorunlarının, doktor-hasta ve doktor-hasta sahibi ilişkilerinin, mesleki çekememezliğin, mantık dışı bürokratik işlemlerin… konu bağlamında işlenişi yerli yerinde yapılan romanda kurgunun her halkası bağımsız birer kesit gibidir. Modernleşen ve gelişen TIP olgusunun Avrupa ile karşılaştırmalı verilmesi hayli öğreticidir. Özellikle Almanya’da yaşadığı ve mesleki kariyerini geliştirdiği gözden kaçmayan yazarın “Führer için seks, vatan için çocuk” ara başlıklı halka ise hayli düşündürücüdür:

“… Saf kan Alman yaratmak için Alman ırkının özelliklerini taşıdığı düşünülen genç kız ve erkekleri bir araya getirmişler. Kızlar iktidardaki Hitler’in partisinin silahlı gücü olan SS subayları tarafından ‘Sex für Führer, Volk und Vaterland’ sloganı ile gebe bırakılmış. Führer, halk ve vatan için seks yapmışlar. Bir görüşe göre çocukların babalarının belli olmaması için toplu seks partileri düzenlenmiş. Saf kan Alman ırkı yaratma işini Lebensborn Verein isimli bir dernek gerçekleştirmiş…” (s. 294)

Birçok yazar ile memur edebiyatçının “dünya” sözcüğünün gezegen anlamı dışında küçül yazıldığı ile bağlaçlardan sonra virgülün kullanılmaması gerektiği ayrıca dilde “şive” ile “ağız” kavramının ayırdına varılamadığı bir kenara konacak olursa Jinekolog son zamanların en başarılı romanlarından biridir, diyebilirim.

Kadın Sağlığı ve Hastalıkları önceliğiyle ile tüm doktorların, edebiyatçıların, doktorluk eğitimi gören öğrencilerin, sağlıkçıların, entelektüel aydınların… Talya Yayınevince Temmuz 2020’de yayımlanan Jinekolog romanını içtenlikle okumalarını öneririm.

Romanın sonunda hayat kadınlarının yaş ve güzelliklerine göre hekimlerin branşlarına göre fiyatlandırıldığının gerçek olup olmadığına okuyucu karar verecektir.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar