Ali Acar

Ali Acar

Mail: a.acar@vanmed.net

Hakikaten ‘hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’ mı?

Koronavirüs, herkesi acımasız bir şekilde korkuttu. Bu korku, hücresinde, elektrik verilerek işkence edileceğini bilen ve sorgu sırasını bekleyen acemi bir suçlunun ruh halini sağladı herkese desek yanlış olmaz. Okumuş, duymuş ya da birebir yaşamış da olabilirsiniz; profesyonel suçlular, acemileri kadar sorgudan korkmazlar, ya da davranışları o yöndedir, ama acemi suçlular, ilk kez elektrik işkencesini tadacak olan, Filistin askısına ilk kez çıkacak olan, tazyikli su işkencesine ilk kez maruz kalacak olan acemi suçluların sorgu sırasını beklemeleri farklıdır, aşırı bir korku içine girerler ve sonuçta dayanamazlar işkenceye, suçlarını itiraf ederler, o zaman kadar yaptıkları her şeyden pişman olurlar, işkence edilmemek için ne taviz varsa vermeye hazırdırlar ve verirler. Çoğu dışarı çıktığında, eğer halen ruh sağlıkları yerinde ise başka bir yola girerler, o zamana kadar yaptıklarının tamamı onlara yanlış gelir, öyle kabullenirler, öyle davranırlar; aslında onlara bunu kabul ettiren de korkudur ve yaşadıkları korku eski hayatlarını sürdürmelerine artık olanak vermez. Ama profesyonelleri de evet işkence seanslarını beklerken korkar, zayıflık gösterir, itiraflarda da bulunurlar, ama dışarı çıktığında eski yaşamlarına da kaldığı yerden devam ederler, çalmışsa o zamana kadar yine çalar, taciz etmişse o zamana kadar aynen devam eder, birilerini yaralamayı, sakat bırakmayı huy edinmişse aynen bu yolda devam eder. Ve bunlar günün birinde yine yakayı ele verip ikinci kez sorguya alındıklarında yine aynı korkuyu yaşarlar, ama çıkıp yollarına yeniden devam ederler. Şimdi tıpkı sözünü ettiğim bu iki suçlu tipi örneğindeki gibi evlerimizde, koronanın sorgu sırasını beklemekteyiz hep beraber. Her gün televizyonlarda duyuyoruz, onun insan vücudunda yarattığı ağrılar, ateş, öksürük, boğulma hali insanın insana yaptığı elektrik işkencesinden çok daha ağır, siz belki insan sorgusundan bir şekilde sağ çıkarsınız, ama koronanın sorgusu çok daha acımasız, sizi öldürmeden yakanızı bırakmıyor, o derece yani. Ve yoksul zengin de ayırmıyor, ünlü ünsüz, sosyete; lider, kahraman, çok bilmiş, az bilmiş tanımıyor, herkese eşit muamele… Rüşvet verip sıyrılamıyorsun, dışarıdan birileri devreye girip seni kurtaramıyor, hele avukattır, savunma hakkıdır bunların hiçbiri yok tüzüğünde ve bir de itirafçılığı hiç sevmiyor, zayıflık gösterdiğinizde, moralinizi bozduğunuzda sizi çok daha çabuk diğer tarafa yolluyor. İşte bu özelliğinden dolayı olsa gerek, bu aralar eve hapsolmuş yönetenler, karar mercileri, şöyle bir tespitte bulunuyorlar: “Koronadan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” Bu bir itiraf aslında, ya da af dileme ruh hali, korkudan tabi; şunu demek istiyorlar galiba, “biz ettik sen etme ey korona, değişeceğiz, biz alacağımız dersi aldık, artık bundan sonra savaş çıkarmayacağız, işsizliğe, yoksulluğa, açlığa, adaletsizliğe, hukuksuzluğa neden olmayacağız. Sen yeter ki git, bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!” Şimdi korona buna inanır mı çok da önemli değil, önemli olan biz sessiz çoğunluğun bu profesyonellere inanıp inanmaması, hakikaten bizi yönetenler değişecek mi, dünyayı alışveriş merkezine çeviren sermayedarlar değişecek mi, Suriye’deki bir pozisyonda ABD Başkanı Trump’ın “Petrolüm sağlamda” deyip insanların birbirlerini öldürmesini dalga geçer gibi “kahramanlık” diye saydığı günlere geri dönmeyecek miyiz tekrar, hepimiz hep beraber değişecek miyiz, adalete erişecek miyiz? Ve daha bir ton soru… Bana sorarsanız dünyada 100 milyona yakın insanın ölmesine neden olan İspanyol gribine, bir o kadar insanı ortadan kaldıran AİDS, Mers, SARS, EBOLA, verem, tifo hastalıklarına, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı gibi salgın hastalıklardan daha çok gezegene zarar veren savaşlara rağmen eğer bugüne kadar insanı daha düzgün, daha adaletli, daha hakkaniyetli, en önemlisi de empati sahibi yapamamışsa, korona da sırasını savıp gidecektir ve kötülükler kaldığı yerden devam edecektir. Yani koronadan sonra da insan, bildiğimiz insan olmaya devam edecek. Benim bildiğim 'değişiklik', 'yeni', kötülük yerine iyiliğin almasıdır, eski suçların tekrarı değildir, yeni ve makul bir yolu benimsemektir yenilik ve değişiklik. Peki, ne olduğunda korona sonrası için ‘değişiklik oldu’ diyebiliriz, biraz da onu pratik belgeleriyle izah edelim isterseniz; Kuşkusuz insanın insanla, insanın çevreyle ve insanın bilimle ilişkileri yeni bir düzey aldığı zaman… Bu barış ve uzlaşı dönemidir, yani insanın insanla, ağaçla, hayvanla, suyla, bilimle barış dönemi ve uzlaşı dönemi… Nedir bu insanın insanla ilişki düzeyi, korona sonrası ne olduğunda, aha insan ilişkilerinde değişim var diyebiliriz? Şimdikinin tüm olumsuzluklarının tersi olursa, yeni bir ilişki düzeyinden söz edebiliriz. Mesela… İnsanın insanla savaşı son bulursa, yatırımlar silah yerine sağlık alanına, ekonomi alanına, kültür sanat, bilim alanına yapılırsa böyle bir değişimden söz etmek mümkün olur. Devlet düzeyinde örgütlenen insan, bir başka devletteki insanları alt etmek, yutmak, bitirmek planları yapmak yerine, gerektiğinde destek olursa, sıkıntılarında yanında olursa… Korona salgını zaten şunu göstermedi mi; aranızda adaleti, birliği, paylaşmayı ve dayanışmayı artırın, yoksa hepinizi işinden gücünden eder topluca içeri tıkarım, şimdiye kadar biriktirdikleriniz de gücünüz de sizi kurtaramaz! Evet, aynen öyle oldu, zaten şu sözü çok duyar olduk: Hani ABD dünyaya hükmediyordu, ne oldu, virüsle başa çıkabildi mi? Aslında güzel soru, ama onu genelleştirebiliriz, peki bir tekimiz başa çıkabildik mi? Hayır! İşte, hal böyle iken peki neye değişim diyeceğiz koronadan sonra, bütçelerin zayıflamasına mı, liderlerin ve devletlerin bir miktar prestij kaybetmesine mi, salgından ölenlerin sayısına göre mi olup bitene değişim diyeceğiz? Tabi ki ‘değişim’, ‘milat’ olma durumu, ‘yeni’, bunların hiçbiri değil, yeni bir yaşam şekli oluşursa buna ‘değişim’ denilebilir, ‘devrim’ gibi falan değil, bireyden topluma, sivil toplumdan devlet örgütlenmelerine kadar makul, mantıklı, empatinin doruklarda olduğu yeni bir yaşam şekli, yeni olan olsa olsa bu olacaktır, yoksa eskinin tekrarı ne ‘milat’ olur, ne ‘yeni’, ne de ‘değişim!’ Tüm buraya kadar anlattıklarıma şöyle bir soru ekleyeyim: Peki, ne olmasını istemek lazım koronadan sonra? Siz de cevabınızı söyleyin ama kendi cevabım şu: Zıvanadan çıkmadan normal, makul, mantıklı, empatinin önde olduğu, vicdanları rahatsız etmeyen bir yaşam şekli… Devletimiz de olsun, malımız da, pazarımız da, unvanımız da, ama hayatı tekelleştirmeden, kendimizle sınırlı tutmadan, herkesin birbirine yaşam hakkı tanıdığı bir yaşam. “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için yarın ölecekmiş gibi ahiret için” mantığını değiştirip, ‘hiç ölmeyecekmiş gibi hak, hukuk, adalet, paylaşım ve eşitlik için’ felsefesinin hakim olduğu bir yaşam…

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar