--°Van
DOLAR47,24
EURO54,13
GRAM6.265
ÇEYREK10.308
Nureddin Şimşek

Nureddin Şimşek

Mail: n.simsek@vanmed.net

Gücü Eşeğe Yetmeyince Semerini Dövmek: İran’ın Çaresizlik Faturası Yine Kürtlere Kesiliyor

​Orta Doğu, küresel aktörlerin ve bölgesel diktatörlüklerin kendi çıkarları uğruna sahneye koyduğu kanlı senaryoların merkez üssü olmaya devam ediyor. Bu karmaşık denklemde, başından beri haklı ve onurlu bir duruş sergileyerek "Bu savaş bizim, yani Kürtlerin savaşı değildir" diyenlerin ne kadar öngörülü olduğu bugün yaşanan gelişmelerle bir kez daha kanıtlanıyor. Savaşın başladığı günlerde Bu konuda bir yazı kaleme almıştım.

İran coğrafyasındaki Kürt örgütlerinin bu kirli savaşa dahil olmayacaklarını deklere etmesi, emperyalist planları ve onların bölgedeki taşeronlarını kuşkusuz çılgına çevirdi. Kürtleri piyon olarak kullanmayı başaramayan  Trump yönetimi ve Tom Barrack gibi Orta Doğu temsilcileri, kirli senaryoları devreye sokarak Kürtleri "silah hırsızlığıyla" itham edecek kadar alçaldılar. Her ne kadar sonradan ABD Dışişleri "yanlış yönlendirme" kılıfıyla geri adım atsa da, bu durum egemen güçlerin Kürt halkına yalnızca bir "aparat" gözüyle baktığının en somut göstergesiydi.

​Ancak madalyonun diğer yüzünde, bölgesel sıkışmışlığının acısını Kürtlerden çıkarmaya çalışan çaresiz bir İran rejimi var. Kürtler ne kadar tarafsız kalmaya, kendi topraklarını ve halkını bu ateş çemberinden korumaya çalışsa da, İslam Cumhuriyeti’nin kadim Kürt düşmanlığının hedefi olmaktan kurtulamıyorlar.

​Çaresizliğin Füzeleri: Erbil ve Süleymaniye..

​Kürtçede çok anlamlı bir söz vardır: “Qeweta wî ji kerê re tunne bu, bela xwe di kûrtên de dide” (Gücü eşeğe yetmiyordu, semerine çatıyordu). Bugün İran’ın içine düştüğü tam olarak bu acziyet halidir.

​ABD ve İsrail, İran’ın neredeyse bütün üst düzey askeri ve sivil liderlerini, generallerini kendi kalelerinde nokta operasyonlarla ortadan kaldırdı. İran, bu saldırılarda binlerce askerini ve prestijini kaybetti.

İran ise ittifaka şimdiye kadar kayda değer bir zarar veremedi.Tabiri caiz ise ittifaktan tek bir onbaşıyı bile cezalandıramadı.

 Askeri ve istihbari olarak kelimenin tam anlamıyla "felç olan" Tahran rejimi, içerideki ve dışarıdaki bu muazzam itibar kaybını örtbas etmek için yüzünü savunmasız Kürt coğrafyasına dönüyor.

​Gücü küresel güçlere yetmeyen İran; hıncını, öfkesini ve yenilgisini Erbil’e, Süleymaniye’ye füze yağdırarak kapatmaya çalışıyor.

Son olarak dün Komele’nin (Kürdistan Emekçiler Topluluğu) Zirgiwêze Üssü’ne yönelik gerçekleştirilen terör saldırısı ve 9 peşmergenin şehit edilmesi, bu kör öfkenin ve derin korkunun son halkasıdır. PJAK’ın da yaptığı açıklamada dikkat çektiği üzere; bu saldırılar münferit askeri operasyonlar değil, Kürt halkının özgür iradesine yönelik sistematik bir soykırım siyasetinin devamıdır.

​Kürdistan Bölgesi’ne Yönelik Bitmeyen Ambargo ve Can Kayıpları

​Bugüne kadar Irak Kürdistan Federe Bölgesi, İran’ın adeta "günah keçisi" ve açık hedef tahtası haline getirildi.

Sadece son birkaç yılı incelediğimizde bile bilançonun ve vahşetin boyutu net bir şekilde ortaya çıkmaktadır:

​Sivil Katliamlar ve Füze Saldırıları: İran, Erbil’de iş insanlarının evlerini "Mossad üssü" bahanesiyle füzelerle vurarak henüz beşikteki bebekleri, sivilleri katletti.

Süleymaniye ve Erbil kırsalındaki mülteci kampları, siyasi parti büroları defalarca kamikaze İHA'lar ve balistik füzelerle hedef alındı.

​İçeride İdam, Dışarıda Suikast:
 

İran rejimi bir yandan Doğu Kürdistan’da (Rojhilat) her gün Kürt gençlerini uyduruk mahkemelerle darağacına gönderirken, sınır hatlarında ekmek parası için dağları aşan Kolberleri acımasızca katlediyor. Diğer yandan sınırın ötesine, Güney topraklarına sızarak siyasi sığınmacılara suikastlar düzenliyor.

​ABD ve İran’ın Kürtleri Kışkırtan Ortak "Kumpası"

​Burada görülmesi gereken en tehlikeli oyun, birbirine "düşman" gibi görünen ABD ve İran’ın, Kürt halkını kışkırtma ve istikrarsızlaştırma noktasında nasıl gizli bir paralellik içinde hareket ettiğidir. Bir yandan ABD, Kürtleri kendi bölgesel çıkarları doğrultusunda cepheye sürmek için diplomatik ve askeri baskı uygulayıp zemin hazırlarken; diğer yandan İran, bu baskıyı bahane ederek Kürtlerin kazanımlarına saldırmaktadır. İki güç de Kürt halkının kendi ayakları üzerinde duran, tarafsız ve barışçıl bir strateji izlemesinden rahatsızdır. Kürtleri sürekli bir çatışmanın içine çekerek istikrarsızlaştırmak, her iki egemen gücün de bölgesel planlarına hizmet etmektedir.

​Sonuç Yerine..
 

​Komele üssünde şehit düşen 9 peşmergenin ve bugüne kadar bu topraklarda toprağa verilen yüzlerce Kürt evladının kanı, bize tek bir hakikati haykırmaktadır: Ulusal birlik ve ortak mücadele.

​İran’ın sivil alanları bombalayarak, peşmergeyi hedef alarak yaratmak istediği korku iklimi, aslında kendi sonunu gören bir diktatörlüğün can havliyle çırpınışından başka bir şey değildir. Kürt halkı, ne ABD’nin Orta Doğu’daki paravan askeri olmayı kabul edecek ne de İran’ın yenilgi psikolojisini tatmin edeceği bir kum torbası olacaktır. Tarih, gücü eşeğe yetmeyip semerini dövenlerin değil; kendi meşru ve onurlu davasında kenetlenen halkların zaferini yazacaktır.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar