--°Van
DOLAR47,38
EURO53,95
GRAM6.168
ÇEYREK10.108
Sinan Çiftyürek

Sinan Çiftyürek

Mail:

Gençlik ve Felsefe

Felsefeyle ilk ne zaman ve nasıl tanıştım? Lisedeyken, yani yaklaşık 17 yaşındayken, felsefe dersinde. Belki o zaman çoğu arkadaşım için felsefe ve din dersleri not alıp karne ortalamasını yükseltmek için bir fırsattan ibaretti. Ama benim için zihnimdeki bulmacaları sergilemek ve tartışmak için kaçınılmaz bir fırsattı, bir nottan ibaret değildi. Peki nedir felsefe? Felsefe esasında bir tartışma sanatıdır. Okumak, yazmak dinlemek de felsefeyi öğrenmek için iyi birer yöntemdirler. Fakat felsefe dünyasına gerçek adımlar tartışmayla atılır. Platon’un eserlerinin diyaloglardan oluşması, Sokrates’in Atina’yı karış karış dolaşarak insanlarla diyaloğa girmesi çok önemlidir. Platon ve Sokrates bu tutumlarıyla bize felsefenin bir “Tartışma Sanatı” olduğunu göstermektedirler. Bir başka önemli nokta ise felsefenin “Düşünmek”le başlayıp geliştiğidir. Felsefeyi daha iyi öğrenmek isteyen öğrencileri Wittgenstein’dan kitap tavsiyesinde bulunmasını istemişlerdir. Wittgenstein ise onlara kafalarındaki bulmacaları çözmeye çalışmalarının daha iyi olacağını söylemiştir. Yani “Düşünün!” demiştir.

Peki gençlik, ülkemizin gençliği, felsefe denince ne anlamaktadır? Koca bir bilinemez. Vizelerden önce üniversiteden otobüsle eve geldiğimde iki felsefe lisans öğrencisinin konuşmasına kulak misafiri oldum. Söylediklerine göre hocalar onları bu sınavda “Nietzsche’nin İdeolojisi”nden mesul tutacakmış. Nietzsche ve ideoloji; Bu ya çok ustalıklı bir yapısöküm işlemi olmalı ya da bilmemenin ortaya çıkarttığı bir yanlışlık. Biraz daha kulak misafiri olunca ikinci ihtimalde karar kıldım. Peki lisans düzeyindeki iki felsefe öğrencisi nasıl olur da böyle yanlış bir kullanıma imza atabiliyorlardı? Sebebi açık; Toplumdaki yanlış felsefe algısından ve eğitimdeki felsefesizlikten dolayı yıllarca felsefeye mesafeli yetişmiş ve puanları buna yettiği için felsefe okumaya karar kılmışlardı. Gerçekten felsefe denince toplumumuzda bir sürü ön yargı ve yanlış anlayışla karşılaşıyoruz.

“Felsefeyle uğraşan sapıtır, dinden çıkar!” Bu ön yargının bilmeyen ve okumayan insanlarca kullanılması bir sorundur fakat aydın olduğunu söyleyen insanlarda da ya genel olarak felsefeye ya da felsefenin belli akımlarına böyle bir ön yargı vardır. “Batı felsefesi maddecidir!”; Aydın (!) insan böyle söyler. Sıradan insan, “Felsefe dinsizliktir!” diye anlar. Mesela İsmet Özel Batı felsefesinin maddeci olduğunu ve sadece beş duyuya hitap ettiğini söyler. Materyalizm ve duyumculuğu birbirine karıştırır ve hemen ardından Batı felsefesini -yani felsefeyi- bir bütün olarak beş duyuya indirger. Böyle bir yorumda İdealizm, Spiritüalizm, Fenomenoloji, Varoluşçuluk, Düalizm gibi felsefi akımlar bir bütün olarak göz önünden alınır. Materyalizm, Duyumculuk gibi akımlar ise indirgemeci bir bakış açısıyla ele alınır. Felsefe, yani düşünme edişi, medeniyet kavgasına dahil edilir; Doğu-Batı diye ikiye ayrılır ve yanlış lanse edilir.

Felsefeye karşı olumsuz ön yargıların yanı sıra bir de felsefeyi yücelten ve abartan ön yargılar mevcuttur. “Felsefe çok zor, herkes anlayamaz.” Şeklinde özetlenebilecek bu ön yargılar felsefeyi ulaşılamaz bir konuma yerleştirirler. Felsefeyi akademik ve profesyonel bir uğraştan ibaret olarak lanse ederler.

Ön yargıların yanı sıra eğitim sisteminde de felsefe çok az yer alır. Zaten eğitim sisteminin kendisi de sınav odaklı ve ezberciliğe dayalı bir sistem. Hal böyle olunca o az sayıdaki felsefe dersleri de ezbere dayalı ve not odaklı bir şekilde geçiştiriliyor. Lisans düzeyinde felsefe bölümleri bulunmakla birlikte farklı fakülte ve bölümlerde de alana odaklı felsefe dersleri de vardır. Fakat ne felsefe bölümlerinde ne de diğer alanlarda felsefe gereken ilgiyi görmez. Üniversite sayısının çokluğu, felsefenin bir iş alanı olarak karşılık bulamaması ve felsefe bölümlerinin düşük puanla öğrenci alması içeriğe ve eğitimin niteliğine zarar vermektedir. Felsefenin sadece felsefeyle sınırlı kaldığı ve eğitim, politika, din, psikoloji, sosyoloji gibi alanlarda bir karşılığının olmadığı şeklindeki ön yargılar da diğer bölümlerdeki lisans öğrencilerinin felsefeden uzak kalmasına neden olmaktadır.

Felsefeye yönelik bu ön yargılara, olumsuz tutumlara ve yanlış kanılara karşıt olarak özellikle son dönemlerde felsefeye yönelik önemli olumlu atılımlar da olmuştur. Çeviri eserlerin çoğalması, çeşitli fakültelerde felsefeye yönelik çalışmaların başlaması, akademisyen ve öğrencilerde felsefeye ilgi uyanması ve Türkiye Felsefe Kurumu gibi yapıların kurulmasıyla birlikte bilgiye ulaşma imkanlarının artması da gençlerin felsefeyle buluşması yönünde olumlu etki yaratmışlardır. İonna Kuçuradi, Kaan H. Ökten, Aziz Yardımlı, Çiğdem Dürüşken, Oruç Aruoba, Bilge Karasu ve Vehbi Hacıkadiroğlu gibi önemli isimlerin çabaları da felsefe yönünden bir atılım olmasında oldukça önemli bir yer almıştır.

Felsefesi olmayan bir ülkede edebiyatın, bilimin, dinin, sanatın, tarihin, politikanın, antropolojinin, pedagojinin, sosyolojinin, psikolojinin ve daha birçok alanın yöntemli olarak gelişmesi ve kritik edilmesi imkansızdır. Herder, Simmel ve Hegel gibi isimlerin Almanya’da tarih bilimine yaptıkları katkılar oldukça önemlidir. Augustinus, Auqinas, Kierkegaard, Leibniz, Hume ve Feuerbach gibi isimlerin Hıristiyan teolojisine katkısı yadsınamaz. Yine Schopenhauer ve Nietzsche’nin psikolojiye olan katkıları muazzamdır. Doğu’da ise İbni Sina, İbni Rüşd, Farabi, Ebubekir er-Razi, Molla Sadra gibi önemli isimler gençliklerinden itibaren felsefeyle ilgilenmişlerdir. Her şeyden önce Pierre Hadot’nun dediği gibi felsefe bir sistem kurma uğraşından önce bir yaşam sanatıdır. Kendine yeten ve karşılaştığı problemleri kritik edebilen bireylerin yetişebilmesi için gençlik felsefe bilmelidir.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar