
Bir halkın dili yalnızca konuştuğu kelimeler değildir. Dil; bir halkın hafızasıdır, kimliğidir, ahlakıdır, estetiğidir ve yaşamı anlamlandırma biçimidir.
Dilini koruyan ve geliştiren bir toplum, aslında kendi varlığını ve geleceğini korur. Çünkü dilin gelişmişlik düzeyi, yaşamın gelişmişlik düzeyidir.
İnsanlık tarihine baktığımızda, uygarlığın en önemli başlangıçlarından biri olan Neolitik kültürün bu topraklarda doğduğunu görürüz. Doğu Akdeniz’den Zagros Dağları’na, Kuzey Arabistan çöllerinden Toroslara kadar uzanan; Dicle, Fırat ve Zap sularının hayat verdiği bu coğrafya, tarihte “Verimli Hilal” olarak anılmıştır. Bu topraklar yalnızca bir coğrafya değil, insanlık uygarlığının beşiği olmuştur.
Yaklaşık on bin yıl boyunca bu bölgenin yarattığı kültür, insanlığa yön vermiştir. Ana tanrıça eksenli anaerkil toplum kültürü, yaşamı üretimle, paylaşım ve dayanışmayla örgütlemiştir. Ancak zamanla devlet merkezli ataerkil uygarlık bu kültürü parçalamış, kadını ve onunla birlikte toplumun özgür ruhunu egemenlik altına almıştır.
Bugün Kürt toplumunun yaşadığı büyük sorunlardan biri de bu tarihsel kırılmanın ve baskının mirasıdır. Dilimizin zayıflatılması, yasaklanması ve başka dillerin egemenliği altına sokulması yalnızca bir dil sorunu değildir. Bu durum kimliğimize, hafızamıza ve kültürümüze yönelmiş bir asimilasyon politikasıdır.
Unutmamalıyız ki dil, bir halkın yüzyıllar boyunca biriktirdiği zihniyetin, ahlakın ve estetik duygunun toplamıdır. Dil zayıfladığında bu birikim de zayıflar. Dil kaybolduğunda ise bir halkın geçmişiyle ve geleceğiyle bağı kopar.
Bugün Kürt halkının karşı karşıya olduğu en büyük tehlikelerden biri dilin giderek gündelik yaşamdan uzaklaşmasıdır. Dilini geliştiremeyen toplum, maddi olarak da zayıflar; kültürel olarak da parçalanır.
Anlamını, estetiğini ve ahlakını yitiren bir toplum ise başkalarının değerlerini taşıyan bir gölgeye dönüşür.
Bu yüzden dil meselesi yalnızca kültürel bir konu değil, varoluş meselesidir.
Kürt halkı kendi diline sahip çıktıkça, çocuklarını kendi diliyle eğittikçe, kültürünü kendi diliyle ürettikçe; hem geçmişinin mirasını koruyacak hem de geleceğini kuracaktır.
Unutmayalım:
Dilini yaşatan halk, yaşamını savunur.
Dilini kaybeden halk ise yavaş yavaş tarihten silinir.
Bu nedenle Kürtçe yalnızca konuşulacak bir dil değil; korunması, geliştirilmesi ve gelecek kuşaklara aktarılması gereken bir yaşam değeridir.























Yorum Yazın