--°Van
DOLAR47,38
EURO53,95
GRAM6.168
ÇEYREK10.108
Nureddin Şimşek

Nureddin Şimşek

Mail: n.simsek@vanmed.net

Çok Şükür Utanmıyoruz…

Çok Şükür Utanmıyoruz…

Türkiye’de en derin korkularımızdan biri, sessizce hayatımızdan çekilen bir duyguyu kaybetmektir: Utanma.

O duygu ki, yanlış yaptığımızda içimizi kemirir, bizi düzeltmeye zorlar. Adı: Utanma.

Yıllar önce TBMM kürsüsünde Sırrı Süreyya Önder, iktidarın her fırsatta tekrarladığı “Allah bizi utandırmasın” duasını tersine çevirip şu efsane cümleyi kurmuştu:
“Çok şükür, Allah dualarınızı kabul etti… Utanmıyoruz!”

O cümle bir hiciv şaheseriydi. Salon kahkahaya boğulmuş, ama asıl gülenlerin gözü yaşarmıştı. Çünkü gerçekti. Acı bir gerçek.

Aradan yıllar geçti ve o hiciv, maalesef kehanet oldu.

İktidarın üst düzey yöneticilerinden birine,  mülakatsız-sınavsız, çoğunluğu aile çevresinden torpille işe alınanlar skandalı patladığında gazetecinin “Utanmıyor musunuz?” sorusuna şu cevabı verdi:
“Utanmıyoruz, gurur duyuyoruz.”

İşte o an, Sırrı Süreyya Önder’in yıllar önceki nükte’si tam anlamıyla ete kemiğe büründü. “Çok şükür utandırmadı” ironisi, “Çok şükür utanmıyoruz” gerçeğine dönüştü.

Artık utanmıyoruz. Gurur duyuyoruz.
Peki hangi gurur bu?

Yıllarca gece gündüz ders çalışan gencin, KPSS’den 90+ aldığı hâlde mülakatta “siyasi görüşü” gerekçe gösterilerek elendiği,

Bakanlıkta, belediyede, kamu bankasında “dayısı olanın” sınavsız memur yapıldığı,

Atanamayan 700 bin öğretmenin, 150 bin doktorun, yüz binlerce mühendisin umutsuzluktan intihar ettiği bir düzenle mi gurur duyuyoruz?

Resmi olmayan verilere göre son 10 yılda 300’e yakın öğretmen intihar etti. Sadece son iki yılda bu sayı 50’yi aştı.
 
Bunlar tembel gençler değildi. Suçlu da değillerdi. Sadece “dayıları” yoktu.

Bir öğretmen adayı, öğrencilerine kavuşma hayaliyle yaşarken, torpil kontenjanlarının altında ezilip hayatına son veriyor. Bu mu gurur duyduğumuz şey?

Doktorlar “Daha iyi koşullarda çalışmak istiyoruz” dedi diye “Gidiyorlarsa gitsinler” deniyor. Sonuç? MHRS’den 8 ay sonrasına randevu, koridorlarda serum şişesiyle yatan hastalar… Bu mu gurur?

Depremde 50 binden fazla insanımız öldü. “İmar affı” torpille verildi, denetim yapılmadı, beton kalitesi düşük binalar “yandaş müteahhit”e teslim edildi. Enkaz altındaki çocuk cesetleri vicdanınızı sızlatmıyor mu yoksa “hızlı inşa ettik” diye gurur mu duyuyorsunuz?

Kur’an’da “takva”dan bahsedilir. Takva sadece namaz, oruç, başörtüsü, sakal değildir. Takva, “Kimse görmese bile Allah görür” bilincidir. Kul hakkını yememektir.
Bir insan “Allah’tan korkuyorum” deyip torpili, rüşveti, liyakatsiz atamayı savunuyorsa, o korku sadece ideolojik bir etikettir. Gerçek takva, kişiyi adil kılar. Kıyafetinden, unvanından dolayı kimseye fazladan “takva puanı” yazılmaz.

Bir insanın Allah korkusu olup olmadığını anlamak için üç şeye bakacaksınız:
1-Adalet duygusu
2-Kul hakkına bakışı
3-Güç karşısındaki duruşu
Bu üçü bozuksa, ne türban kurtarır, ne sakal, ne de “Elhamdülillah Müslümanım” sözü.

Utanma duygusu ölürse, bir ülkede her şey ölür. Vicdan ölür, hukuk ölür, gelecek ölür.

Gençler “Bu ülkede okuyup bir baltaya sap olamıyorsak niye okuyoruz?” diye soruyor. Haklılar.
Çünkü liyakatın yerini soyadı, emeğin yerini torpil aldı.

Ne yapmalıyız?
Utanma duygusunu geri çağırmalıyız.
Her birimiz, her yönetici, her milletvekili, her bürokrat şu cümleyi kurabilmeli:
“Burada yanlış yaptık.”
Torpile, kayırmacılığa, liyakatsiz atamaya karşı topluca ses yükseltmeliyiz.

Çünkü adalet,
utanmanın meyvesidir. Utanma yoksa, gurur duyulan şey gençlerin intiharı, doktorların gidişi, çocukların enkaz altında kalması olur.

Utanma duygusu geri dönsün ki, vicdanımız yeniden dirilsin.
Yoksa Sırrı Süreyya Önder’in o hicvi sonsuza kadar haklı çıkmasın:
“Çok şükür… Utanmıyoruz.”

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar