PKK kendini feshedip silah bırakma kararı alınca akla ilk gelen soru şu oldu:
Bundan sonra ne olur?
İşin henüz başındayız. “Şu olur, bu olur” demek için henüz erken ama “görünen köy kılavuz istemez” diyerek biraz niyet okunabilir sanırım.
70’leri, 80’leri, 90’ları ve 2000’lerin 26 yılını siyasetin bir yerinde yaşamış biri olarak; kendi gözlemlerime, deneyimlerime, hislerime ve bugüne kadar beni hemen hemen hiç yanıltmayan tespitlerime dayanarak iddiam şu:
“Kürt meselesi” denilen meselede, Kürt halkının beklentileri konusunda Türkiye’de devlet gereğini yapmazsa, 70’lerde, 80’lerde, 90’larda ve herkesin hapishane yolunu aşındırdığı son 26 yılda ne olduysa bundan sonra da ne eksik ne fazla, aynı şeyler yaşanacaktır.
Birileri Kürtler adına “Bir şey istemiyoruz” diyebilir. Ama devlet, birilerinin ne dediğini önemsemek yerine realiteye bakarak bugüne dek çatışma nedeni olan pürüzleri giderme yoluna gitmezse, sosyal ve siyasal çalkantıda en küçük bir değişiklik olmaz. Fazlası olur, azı olmaz.
Çünkü büyük bir nüfus olan Kürtler, bir örgüt silah bıraktı ya da siyaseti terk etti diye, eziklik hissettikleri noktalarda itiraz etmekten ve seslerini yükseltmekten vazgeçmez.
Hani hep derler ya, “Dış güçler kışkırtıyor” diye. Aynen, ben de katılıyorum: Sen ülkende yaşayanların sesini duymazsan elbette birileri kışkırtır. “Gelecekte ne olur?” listesinin en başına bunu bir kere ekleyin.
DEM Parti “Türkiye partisiyim” deyip sıradan bir sistem partisine dönüşse bile başka bir Kürt partisi çıkar; dilde resmiyet, kimlikte resmiyet, statüde resmiyet talebinde bulunur ve olaylar bu kez onun etrafında dönmeye başlar. Bunu da ekleyin.
“Bunun çağı geçti, artık olmaz” demeyin. Bazı kafalarda geçmiş olabilir ama döngü aynı döngüdür; bir örgütün yer değiştirmesiyle hakikatler yer değiştirmez.
Niyet okuyalım dedim ya… DEM Parti’nin sıradan bir sistem partisine dönüşeceğini kimse beklemesin; kendileri de beklemesin. Bir kimlik olan Kürtler adına yola çıkanların sorumluluğu, maden işçilerinin haklarını savunanların sorumluluğuna benzemez. O nedenle “Gelecekte ne olur?” listesinin omurgasını bu parti oluşturacak.
Ve eğer devlet, PKK’yi dağıtmanın rahatlığıyla yetinip Kürt’ü Türk’le eşitleyen adımlar atmazsa muhtemelen şunlar olur:
DEM Parti milletvekilleri, hatta YENİ Parti içindeki Kürt milletvekilleri, Meclis kürsüsünden en azından anadille ve anayasa ile ilgili talepler dile getirir. İlk başta belki sakinlikle karşılanır ama iş ciddiye bindiğinde, talepler biraz daha ileri taşındığında haklarında fezleke hazırlanmaya başlanır; vekillikleri düşürülür ve “bölücülükten” hapse tıkılır her biri.
Meclis’te talepler elin tersiyle itilince, vekiller tutuklanınca, silaha duyulan tepkinin aynısının söze de duyulduğunu fark eden kitleler ve sivil toplum örgütleri sokaklara çıkar. Basın açıklamaları, oturma eylemleri, yürüyüşler başını alıp gider.
Ve tabii, güvenlik güçlerinin sert müdahalelerini unutmayalım bu arada. Bir gözaltı foryası başlar. Gözaltına alınanlar “terörist” olarak değil ama birer “bölücü” olarak tek tek hapse atılır. Dağda olanların adresi mezardır; bu kez adres cezaevi olur.
Kan yine akar; kayıplar, faili meçhuller, gözaltında işkenceler, işkence sonucu ölenler, intihar süsü verilenler…
Ev ve iş yeri baskınları…
Adım başı yol denetimleri…
Kent merkezlerinde ağır silahlı polis devriyeleri…
Kentler üzerinde helikopter ve İHA denetimleri…
Gözdağı niyetine savaş uçağı sortileri…
Bazen bir yerlere “yanlışlıkla” düşen bombalar…
Üniversitelerde Kürt gençleri daha çok sıkıntı yaşayacak. İnşaat ve fındık işçileri hakeza…
Hele Kürtçe müzik dinleyenler, halay çekenler…
Mahalle toplantılarına baskınlar…
Mitinglere müdahaleler…
En kötüsü ne biliyor musunuz?
Evet, belki dağda kimse olmaz ama devlet ortayı bulmazsa, kavgayı bitiren önlemler almazsa omuzdaki o silahlar bele inecek. Yine köşe başlarında, tuzaklarda insanlar ölecek.
Tüm bunların peşinden gelecek OHAL ve sıkıyönetim uygulamalarını da unutmayalım derim. Kim bilir, belki de “dış güçlerin” örgütleyeceği bir darbe.
Bu yazdıklarım size bir kara tablo gibi gelebilir ama PKK’nin silah bırakmasıyla bir yerlerde çağ atlanmadı; sorunlar yerinde duruyor.
Kürt nüfusu tatmin eden bir anayasa ve yeni bir devlet düzeni oluşturulmazsa “dış güç” de durmaz, “iç güç” de…
Kısacası, yeniden başa döneceğiz; yoksa PKK’nin silah bırakmasıyla şimdiye kadar “terörist” olarak anılanların yalnızca “bölücü” mertebesine yükseltilmesinden başka bir şey olmayacak.
Peki, 70'lerden bu yana reflekslerini saniye saniye bildiğimiz devlet standardını bozacak mı?
Sizi bilmem ama bana sorarsanız:
Hayır!























Yorum Yazın