Baştan söyleyeyim; bölücülük, yeri geldiğinde sorunları yokuşa sürüp çözümsüz bırakmaktır.
Türkiye’de “bölücülük” dendiğinde akla sadece Kürtler gelir. Onların partileri, örgütleri, STK’ları, yazarları, aydınları, hatta yeri geldiğinde her bir bireyi potansiyel bölücüdür.
O nedenle bugün de Kürtlerin hiç bir talebi “bölücülük” eleğinden geçmeden konuşulmaz, tartışılmaz, kayda alınmaz.
Kürtlerin bırakın aydınını, yazarını, partisini, tamamı potansiyel bölücü sayıldığı için devletin kuruluşundan itibaren dilleri tamamen yasaklandı. Konuşan cezalara maruz kaldı. Giysisi, renkleri, kültürü yasaklandı. “Kürdüm” demek suç sayıldı. Bunu diyen milletvekili Şerafettin Elçi 5 yıl hapis cezası aldı. Okulda konuşan çocuklar falakaya yatırıldı. Daha büyük olanlar hapse atıldı.
Bunlar yapılırken, “Türküm” demek gayet sıradan bir şeydi. Zararsız, masumane ve sıradan... Türk bir kimlikti, Kürt ise koca bir hiç. Hem hiç hem yasak...
Oysa aidiyet beyan etmek bölücülük sayılacaksa Türk demek de bölücülük sayılmalıydı. Ama bu böyle olmadı, Türk demek onur gurur vesilesi olurken, Kürt demek suç oldu.
Şimdi burada sormak gerekir: Bu durumda bölücü olan var olanı yok sayan mıdır, yoksa yok sayıldığına itiraz eden mi?
“Ne mutlu Türküm diyene” deyip başka kimlikleri yok sayanlar mı bölücü yoksa kimliğini ifade etmekten mahrum bırakılan Kürt mü?
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un bu hafta yazdığı yazısının bir yerinde “yeni tip bölücülük” diye bir lafına denk gelince bu yazıyı yazma gereği duydum, yoksa çok iyi biliyorum ki bu yazdıklarım bilinen, herkesçe kabul edilen ve tarihin önümüze bir hata olarak koyduğu gerçekler.
Şimdi uzatmadan, sözü Uçum’un büyük keşfine getiriyorum; tarihin çürüttüğü büyük keşif!
“Yeni tip bölücülük..!”
Ne TKP’den ne de ondan ayrılandan bir muradım yok, o nedenle Mehmet Uçum’dan Kürtlerle ilgili pembe bir izah beklentim de yok!
Ama madem Cumhurbaşkanlığı gibi yüksek bir makamın danışmanı sıfatını taşıyor kendisi, en azından biraz Kürt fobisinden kurtulup Ortadoğu’nun ateş çemberinde yaşanan gelişmeler ekseninde devletin başındaki kişiye, cumhurbaşkanına bir faydalı fikir verebilirdi.
Şöyle diyebilirdi mesela:
“ABD ve İsrail zaten buraları bölmeye gelmiş, Kürtlere bölücü desek kaç yazar bu saatten sonra!”
İşte, o zaman diyecektim ki danışman gerçeği gördü, gerçeği gören çareyi de görür; o zaman hakiki danışmandır.
Bu ateş çemberinde ve yeni dizaynda devlete, 100 küsur senedir olduğu gibi Kürdün nefesini tıkayanlar değil, nefes aldıranlar lazım.
Bunun fakına varan devlet danışmanı iyi danışmandır.
Bugün coğrafyamızda olanlara rağmen halen eskilere takılıp kimliklere baskı uygulayanlar için söylenecek sözdür aslında bölücülük sözü. Hele “yeni tip bölücülük” sözü tam da bunlara denk düşüyor.
Bölücülük, zannedildiği gibi sadece doğal haklarını dile getirdiği için itham edilen Kürtlere mahsus bir olay değildir; geleceğini planlamayan, birlikte yaşadıklarına hak tanımaktan direterek beraberliği sağlayamayan yönetimler de bölücüdür. Onlar kendi kendilerini bölmeye adaydırlar.
Tek kimliği, ırkı, mezhebi dayatan İran ile Irak iyi bir örnektir.
Bir idam cumhuriyetine dönüşen İran, onca başkaldırıya rağmen, birlikte yaşayanlarıyla bir türlü hakkaniyetli bir İran olamayınca şimdi eski Yugoslavya olma yolunda! Altıya bölünmüştü Yugoslavya, İran’ı da böyle bir son bekliyor.
Irak’ın bölünmesinden yakınanlar, zamanında Saddam’ın ülkeyi nasıl katliamlarla yönettiğini bilmeyenlerdir. Ülkeyi bölen uygulamalar oldu, ABD falan değil.
Suriye’de Kürtler hak elde etmesin diye çırpınanlar, çok yanlış düşünüyorsunuz; Kürtlerin orada hak elde edememesi, oranın, geleceğin yıkıcı bir müdahalesine aday olması demektir.
Türkiye’de Kürtler konuşulmasın, sözü edilmesin, gitsinler evlerinde uyusunlar diyenler, siz de yanlış düşünüyorsunuz; Kürtler uyur ama hakları uyumaz. Ödenmeyen hak açık görünür, o açığı siz kapatmadığınızda gün gelir başkası kapatmak ister.
Ve bunu ancak böyle zamanlarda devleti hissederek yöneten; kinden, öfkeden, duygusallıktan, art niyetten arınmış, öngörü sahibi kimseler görür.























Yorum Yazın