Almanya’da milli eğitim bakanlığı “Almanca benim ana dilim / Almanız, Almanca konuşuruz” adı altında okullarda etkinlik başlatmış olsun. Eyaletin birinde sadece Fransız öğrencilerin devam ettiği bir okulda da bu etkinlik yapılıyor olsun. Sizce Fransız öğrenciler bu etkinliği gerçekleştirenin suratına koca bir kahkaha atmaz mı?
“Kendinize gelin, biz Alman değiliz” demezler mi?
Derler.
Peki, Van’daki bir kırsal okulda, sadece Kürt çocukların devam ettiği bir okulda; “Türkçe benim anadilim / Türküz, Türkçe konuşuruz” diye etkinlik düzenlediğinizde kahkaha sesi duyar mısınız? “Kendinize gelin, biz Türk değiliz” diye bir itiraz duyar mısınız?
Hayır.
Neden?
Çünkü o çocuklar böyle bir tepki durumunda “terör örgütü üyesi” denilerek tutuklanma korkusuyla seslerini çıkarmazlar ve slogana eşlik ederler:
“Türkçe benim anadilim / Türküz, Türkçe konuşuruz”
Hakikat böyle mi, bu çocuklar Türk mü? Hayır. Tam tersine, bu çocuklar öyle devşirme falan da değil, her biri anası da babası da Kürt olan çocuklar...
Türkiye’de milli eğitim bakanlığı “müfredat” diyerek okullarda “Türkçe şiir” etkinliği başlatmış güya bugünlerde. Başkale’nin saf Kürt çocuklarının devam ettiği bir okulda da öğretmen etkinlik kapsamında “Türkçe benim anadilim / Türküz, Türkçe konuşuruz” dizelerinin yer aldığı şiiri öğrencilere okutmuş.
Tabii öğrenciler öğretmene itiraz etmemişler ama ailelerine anlatmışlar durumu. Aileler de çeşitli sivil toplum kuruluşlarına, siyasi partilere giderek, “hani barış var, Kürtler ve dilleri tanınacaktı, nedir bu tezat” diyerek tepkilerini dile getirmişler.
Önce Eğitim Sen Van Şubesi açıklama yaptı, ailelere hak veren sözler etti. Sonra Türk Eğitim Sen Van Şubesi bu sözlere tepki olarak Anayasanın 3. ve 66. maddesine işaret etti; “Türkçe zorunludur, resmidir, TC’ye vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türktür” türünden beylik laflar etti.
DEM Parti de Meclis gündemine taşımış durumda bu konuyu. Milli eğitim bakanında bir cevap bekliyorlar: Hani komisyon kurup barış inşa ediyoruz, bu ucube müfredat, bu teklik neyin nesi diye soruyorlar.
İşin aslı da şu:
Okullarda, 6. sınıflarda okutulan Türkçe kitabında, ülkede yaşayan herkesi “Türk” sayan ırkçı bir şiir var. Dizeleri yukarıdaki gibi. Milli eğitim de bunu etkinlik müfredatına almış. Öğretmenler de dön dolaş önüne gelen öğrenciye bu şiiri okuyor ve okutturuyor. Haa bu arada, bu şiiri okutan öğretmenlerin çoğu da Kürt. Bu da ayrı bir tezat.
Şimdi sormak lazım:
Hakikaten şimdiye kadar ona buna “Türküm” dedirtmekle ne elde edildi? Kürdü geçtim, Hatay’daki, Mardin’deki, Urfa ya da Siirt’teki Arap çocuğa “Türküm” dedirtmek çok mu gerekli?
Ülkede sorunlar mı çözülüyor bu şekilde?
Hayır.
Bu şekilde sorunlar gün be gün katlanıyor. Birilerinin suratına sürekli sen şusun sen busun dayatması sadece boş bir çaba oldu bugüne dek. Herkes ne ise odur. Kürt Kürt’tür, Türk Türk, Arap da Arap’tır.
Şimdi güya bu farklı kimlikler için adaletli bir birlikte yaşama projesi hazırlanıyor. PKK silah bırakacak, karşılıklı konuşmayla, uzlaşmayla yol alınacak!
Böyle mi yol alınacak?
Bir yandan Ankara’da çözüm komisyonu kurulacak ama diğer yandan silahlı örgüt üreten teklik uygulamaları, başta olduğu gibi okullarda ve her yerde aynen devam edecek!
Bunda samimiyetin zerresi var mı?
Bunda iyi niyet görebiliyor muyuz?
Hayır.
Zaman zaman DEM Parti bu süreçle ilgili “adım atılsın” diyor ya, yok umut hakkı, yok Öcalan’ın koşulları falan... Aslında atılması gereken adım bu işte: Teklik dayatmalarından vazgeçilmesi. Kürdün çocuklarına şusun busun demekten vazgeçilecek. Onları kimlikleriyle, ana dilleriyle kabul eden pratikler sergilenecek. Mesela ilk başta milli eğitim, müfredatını gözden geçirecek. Tekçi eğitime son verecek. Genel uygulamalarda bir revizyona gidilecek. Her lafın başına “demokratik” diye bir kelime getiriliyor ya bu aralar, o zaman okullardaki eğitim de dahil her şey daha demokratik ve daha kapsayıcı olacak.
Oysa dağlar halen “At, vur, övün”, “ne mutlu türküm diyene” yazılarından, okul kitapları “Türkçe benim anadilim / Türküz, Türkçe konuşuruz” sloganlarından geçilmiyor.
Ve tabii ki dişler halen son derece sıkılı...
Bu iklim samimiyet, iyi niyet ve söylenen “çözüm” iklimi olabilir mi?
Değilse, yaratın böyle bir iklim; huzuru, güveni, adaleti ve nihayetinde çözümü getirecek olan iklimdir.
Niyetiniz varsa tabii...























Yorum Yazın