--°Van
DOLAR47,38
EURO53,95
GRAM6.168
ÇEYREK10.108
Adil Harmancı

Adil Harmancı

Mail: adilharmanci30@gmail.com

Barış içinde bir arada yaşamak!

"Barış içinde bir arada yaşama" fikri Sovyetler Birliği'nde, Stalin'in ölümünden sonra başa gelen Kruşçev tarafından gündeme getirilmişti.

Aslında bu fikir Marksizm'in temel tartışma konularından biri olmuştur hep.

Marksizm'in en nefret ettiği fikir, "barış içinde bir arada yaşama" fikridir.

Bu da sınıflar arası çatışmayı öngörmekten ileri geliyor, önce tek sınıf egemenliği, yani proletarya diktatörlüğü, ardından da sınıfsız bir topluma ilerleyiş...

Yani bu, Kruşçev'in geliştirdiği bir teori falan değil, Kruşçev, Marksizm'in katı tepkisine karşılık, bunun olabilirliliği üzerinde durmuştur.

Tabi buraya kadar izah etmemizin nedeni, başlıkta belirttiğimiz "barış içinde bir arada yaşama" ifadesinin tarihi kökenine vurgu yapmaktı.

Asıl sorunumuz şu;

Hangi konuda olursa olsun ve hangi siyasi yapıda olursa olsun ülkeleri idare edenlerin başları her sıkıştığında, "barış içinde bir arada yaşama" söylemini yüksek sesle ifade etmeleri!

Ancak bunu ifade ederlerken, Atatürk'ün ifade ettiği gibi, "yurtta sulh, cihanda sulh" anlamına gelecek bir aradalıktan söz etmiyorlar, "biz ülkeyi böyle yönetiriz, kimse itiraz etmesin, sesini çıkarmasın, hep birlikte sessizlik içinde yaşamaya devam edelim" demek istiyorlar.

Lüks bir istem ama, hakikaten de olmasını istedikleri "bir aradalık", bu türden bir şey.

Ya da Kruşçev'in ifade ettiği gibi, "Kapitalist ülkelerle bir arada barış içinde yaşayabiliriz" gibi bir şey de söylemiyorlar.

"Bir tek benim ülkem!" gibi çok tehlikeli bir duruş sergiliyorlar.

Tabi günümüzde bu tür politikaların, hem uluslar arası ilişkiler bakımından, hem de ülke içindeki sosyal ve siyasal yaşam bakımından çok da verimli bir politika olmadığı neredeyse kesinleşmiş durumda, ama yine de birçok ülke bu huyundan bir türlü vazgeçmiyor.

Mesela bunu Kuzey-Güney Kore çekişmesinde, İran'ın bir dönem nükleer kabadayılığı denemesinde, Irak'ın devrik başkanı Saddam'ın, ABD müdahalesinden önce sokaklara çıkıp kılıç sallamasından, Kaddafi'nin bir türlü "Cemahiriye" çadırından başını dışarı çıkarmayıp, dünyaya şöyle bir çağımız gözüyle bakamayışında görebiliyoruz.

Hatta geriye gidersek, dünyaya sırtını dönen ve kendi beyninde ütopik bir dünya kuran Stalin'in, "Artık sosyalizm yıkılmaz!" saflığındaki sözlerinde de görebiliyoruz.

Tabi sonuca baktığımızda bu da vahim bir olay; Sosyalizm için Stalin on binleri darağacına götürdü, ama sonuçta sosyalizm de kendini asmaktan kurtaramadı!

Yanlış politikaların kurguladığı sosyalizm, sonunda kendini astı!

Osmanlı da ciddi bir deneyimdir; 630 yıla varan tarihiyle ve "yıkılmaz" diye bilinen bu imparatorluk, "barış içinde bir arada yaşama" taktiğini "yayılmacılık" ve Hitlerle eşgüdüm olarak anladı ki, tarihteki yerini belki bu nedenle erken terk etmek zorunda kaldı.

Ülke yönetenlerin zaaflı yaklaşımlarını ve dönemi yanlış okumalarını, Osmanlı deneyiminde de görmek mümkün.

Şimdi önümüzde bir Suriye deneyimi var, çoğu ülkenin balıklama atladığı, derin bir kuyu..!

Hiç kuşku yok ki, bu kuyudan belki güçlü devletler çıkar, ama kendilerini güçlü zan dedenler o kadar şanslı olamayabilirler.

Çünkü biz hakikaten şu anda, kapitalizmin arzu ettiği ve bozulmasını da istemediği, kendine has bir "barış içinde bir arada yaşama" dönemini yaşıyoruz.

Herhangi bir ülke kendi gücünü aşan tutum ve davranışlara yöneldiği an, bu dönemi yarasız beresiz atlatamaz.

Sanırım "barış içinde bir arada yaşama" fikri, hiçbir dönem bu dönem kadar, ne bu kadar hayati ve aynı zamanda bu kadar tehlikeli bir kavram durumuna gelmemişti.

O açıdan; "barış içinde bir arada yaşama" fikrine ayak uyduranlar yoluna devam eder, ama bunun tersine hareket edip, "barış ve bir arada yaşamayı" kendilerine boyun eğilmesini zan edenler büyük zarar görür.

Yazı tarihi: 17 Şubat 2016 

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar