
Hayal edin: Adana'nın tozlu sokaklarında, bir kadın adını koyalım, "Ayşe" gecenin karanlığında titreyerek evine dönüyor. Yıllar önce, hayatının en karanlık günüydü; bir sapık, onun bedenine, ruhuna tecavüz etmişti.
Mahkeme, suçluya 15 yıl hapis cezası verdi. Ayşe, belki biraz olsun nefes aldı, adalete inandı. Ama devlet, yargı paketleriyle affın kapılarını ardına kadar açtı. Suçlu, sadece 5 ay sonra dışarıda.Özgür!
Ve o özgürlük, Ayşe'nin kabusu oldu. Adam, tekrar peşine düştü, tecavüze yeltenmek için fırsat kolladı. Ayşe, korkuyla dolu gecelerde uyanık kaldı, her gölgede onu gördü. Sonunda, dayanamadı; eline aldığı silahla, o canavarı öldürdü. Artık katil diye anılıyordu, ama o sadece hayatta kalmaya çalışıyordu.
Mahkeme salonu, soğuk ve sessiz. Hakim, karşısındaki kadına bakıyor:
-Kızım, bu adamı neden öldürdün? Ayşe'nin sesi titriyor, ama gözleri ateş gibi:
-"Efendim, bu adam bana tecavüz etti.
Hayatımı zehir etti, gecelerimi çaldı, ruhumu parçaladı."
-Hakim, kaşlarını çatarak soruyor:
-Ama onun cezasını devlet vermedi mi? 15 yıl hapis..."
Ayşe, gözyaşlarını silerek cevap veriyor:
-Verdi efendim, ama ne oldu? 5 ay sonra çıktı. Devlet affetti onu. O çıktıktan sonra, tekrar bana tecavüze yeltendi. Ben de onu öldürdüm, çünkü kendimi korumak zorundaydım.
" Hakim, ısrarla devam ediyor: "Devlet cezasını kesmişse, bekle; yine keserdi.
" Ayşe, artık patlıyor, sesi salonu inletiyor: -Efendim, bu herif devlete tecavüz etmedi, bana tecavüz etti! Bana, bir kadına, bir insana! Ama devlet onu affediyor. Canımızı, malımızı, namusumuzu koruması gereken devlet, tecavüzcüyü sokağa salıyor. Mağdur benim, acıyı çeken benim, ama affeden devlet! Neden? Bu mu adalet?"
Bu hikaye, kurgu değil; Türkiye'nin acı gerçekliğinin bir yansıması. Binlerce mağdurun sessiz çığlığı.11. Yargı Paketi ile yaklaşık 55 bin hükümlünün tahliye edilmesi, tam da bu dramı somutlaştırıyor.
Paket, 31 Temmuz 2023 ve öncesinde işlenen suçlar için erken tahliye imkanı getirerek, kapalı cezaevlerinden açık infaz kurumlarına geçişi kolaylaştırmış ve denetimli serbestlik yolunu açmıştır.
Ancak bu düzenleme, toplumun güvenliğini hiçe sayarak hırsızlar, uyuşturucu satıcıları, dolandırıcılar ve cinsel suçlular gibi adli suçluları sokaklara salarken, siyasi mahkumları zindanlarda tutmaya devam ediyor.
Ayşe'nin hikayesi gibi vakalar, bu çifte standardın yarattığı derin yaraları gösteriyor, Hukuki, insani ve vicdani açılardan.
Hukuki açıdan;devletin affetme yetkisi sınırlıdır. Anayasa ve uluslararası normlara göre, devlet yalnızca kendine karşı işlenen suçları affedebilir. Bireylere, topluma karşı işlenen suçları affetmek, mağdurların haklarını çiğnemek anlamına gelir.
Örneğin, çocukları zehirleyen uyuşturucu tacirleri, kadın cinayetleri işleyenler veya çeteler yoluyla mal gasp edenler, toplumun can ve mal güvenliğine doğrudan tehdit oluşturur. 11. Yargı Paketi, terör, cinsel istismar, kasten öldürme ve deprem suçları gibi bazı suçları istisna tutsa da, genel kapsamıyla on binlerce adli suçlunun serbest bırakılmasına yol açmıştır. Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına rağmen, Selahattin Demirtaş,Bekir Kaya Figen Yüksekdağ, Selçuk Mızraklı gibi siyasi figürler hapiste tutuluyor. AİHM, Demirtaş'ın tutukluluğunun siyasi motivasyonlu olduğunu defalarca vurgulamış, tahliyesini talep etmiştir.
Benzer şekilde, Ekrem İmamoğlu gibi muhalif isimler de yargı baskısı altında tutulurken, bu paket onlara umut vermiyor. Bu durum, hukukun eşitlik ilkesini ayaklar altına alıyor ve yargıyı siyasi bir araç haline getiriyor tıpkı Ayşe'nin mahkemesinde olduğu gibi, mağdur suçlu ilan edilirken suçlu affediliyor.
İnsani boyutu ise daha da vahim. Sokaklar, serbest bırakılan suçlularla dolarken, sıradan vatandaşın günlük hayatı tehlike altında. Kadın cinayetleri, dolandırıcılık, gasp ve uyuşturucu ticareti gibi suçlar, zaten yüksek olan suç oranlarını daha da artırabilir. Mağdurlar gibi Ayşe'ler, "Adalet nerede?" diye sorarken, devlet eliyle salıverilen suçlular özgürce dolaşıyor. Buna karşılık, düşünce suçlusu binlerce insan 'cezaları bitse bile'keyfi olarak tutuluyor. Selçuk Mızraklı,Bekir Kaya gibi seçilmiş belediye başkanları, halkın iradesini temsil ederken zindanlarda çürüyor. Bu, insan onurunu zedeleyen bir ayrımcılık.
Adli suç makineleri dışarıda, fikir suçluları içeride. İnsaniyet, eşit muamele gerektirir; ancak burada güçlülerin affı, zayıfların cezası var. Ayşe'nin gözyaşları, bu ayrımcılığın en acı kanıtı.
Bu yargı paketine Vicdani olarak baktığımızda da,bu paket vicdanları sızlatıyor. MHP'li Fethi Yıldız, paketin istisnalarını "biraz daha sabretsin" diyerek savunurken, daha büyük bir paketin müjdesini veriyor. Peki, vicdanımız bu çelişkiyi nasıl kabul etsin?
Ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarını talan edenler ,organize suç örgütü liderleri ve üyeleri affedilirken, siyasi mahkumlara karşı bu şekilde yaklaşım, Hukuki açıdan çifte standart,vicdani açıdan acımasızlık değil de nedir?Bu, vicdani bir körlük değil midir?
Devlet, toplumun vicdanını temsil etmeli. Ancak bu politikalarla ülkeyi adeta bir "adli suç cenneti"ne dönüştürdüler. Binlerce siyasi mahkum, ailesinden ayrı, umutsuzca zindanlarda beklerken, suçlular sokaklarda yeni mağdurlar yaratıyor .Ayşe gibi kadınlar, adaleti kendi elleriyle aramak zorunda kalıyor.11. Yargı Paketi, adaleti ve eşitliği değil, ayrımcılığı pekiştirdi. Hukuk herkes için eşit olmalı.Bu şekilde çıkan yargı paketleri toplum vicdanını yaralıyor.Oysa Kısa vadeli çözümler yerine, köklü reformlar getiren hukuki düzenlemelere ihtiyaç vardır. Aksi takdirde, Türkiye'nin sokakları güvensiz, zindanlarının masumlarla dolu kalmaya devam edeceği, Ayşe'nin hikayesi gibi dramlar, bizlere hatırlatıyor:
Mağdurun çığlığı duyulmadıkça, adalet terazisi asla dengelenmez. Toplum, gerçek adaleti talep etmeli; yoksa bu çifte standart, hepimizi mağdur eder..























Yorum Yazın