
Zekeriya EKİNCİ yazdı: KORKU HENGÂMESİ haberine ait detaylar
Baskılı rejimlerin toplumu uyutmaya dayalı en büyük silahı futboldur, denmektedir.
Bu düşünceye kimimiz katılabilir, kimimiz katılmayabilir.
Ben katılmayanlardanım.
Futbol sadece toplumların afyonu değil, bazen baskıya karşı isyanın en büyük silahı da olabilir.
Dikkatinizi çekiyor mu, bilmem: Bir ülkenin iki spor kulüp takımı karşı karşıya geldiğinde, müsabaka öncesinde, aynı ülkenin millî marşı çalınıyor. İki farklı ülke takımının karşı karşıya gelmesinde, iki ülke millî marşının çalınması saygınlık ve dostluk bağlamında olumlu bir davranıştır. 24 Nisan 2016 Pazar günü oynanan ve hafızalardan silinmeyecek olan Amedspor ve Ankaragücü futbol karşılaşmasında millî marşın okunması ve ardından Amedspor’un galibiyet golü sonrasında galeyana getirilen birkaç kişinin yönetici ve sporculara saldırması, linç girişiminde bulunması, yaralaması nasıl açıklanabilirdi?
Bu ve benzeri takımlar için her sezonun daha önceki sezonlardan pek farklı olduğu söylenemez zaten: otobüs taşlamalar, kalacak yer temininde zorluklar, yuhalanmalar, yol kesmeler!...
Şimdi yeniden giriş paragrafımıza dönelim.
Her sistem yıkılma korkusu yaşar. Sistemin yıkılma korkusunu yenebilmesi için kendini korumaya alması gerekir. En iyi koruma yöntemlerinden bir tanesi millî duyguları diri tutmaktır. Bunun da yolu, binlerce taraftara, spor karşılaşmaları öncesinde millî duyguyu kabartıcı sloganlar attırmaktan geçer. Hele bir de eğitim yozlaştırılmış, toplum ve toplumun oluşum birimi olan birey kültürel birikim ve sosyal yaşamdan uzak bırakılmışsa!...
Her toplumun uyuşturulma biçimi farklı olmasına karşın sporla uyuşturmada yöntem aynıdır.
Bilirsiniz; Francisko Franco 36 yıllık baskılı rejimini müzik (fado), eğlence (fiesta) ve futbolla uyuşturmayı gerçekleştirdi. Devletini diktatörlükle kişileştiren Duce lakaplı Benito Amilcare Andrea Musolini ise uçkur ve futbolla halkını uyuşturdu. Adolf Hitler başka bir yöntem uyguladı. O, kadın olmadan hiçbir sistemin yıkılamayacağını bildiğinden kadını çocuklara (kinder), kiliseye (kirche) ve mutfağa (küche) sıkıca bağlayarak sistemi yıkılış korkusundan uzaklaştırdı. Hepsinin asla vazgeçmediği temel kuram, cahil ve cehalet altında bırakılan toplumu millî duyguyla hazır birer nefer konumunda tutabilmeyi başarabilmekti. Uzun bir zaman dilimi için bunu başardılar da.
Dedik ya: Baskılı rejimin en güçlü silahı futboldur ama madalyonun bir de öteki yüzü vardır.

Gerçi, Güney Amerika’da bir iktidarın başarısı futbol millî takımıyla ölçülür, gerçeğini bilmeyenimiz yok gibidir. Gelin görün ki Ernesto Che Guevara gibi enternasyonal devrimciyi de bu kıta, futbol oyunuyla yarattı. Sistemleri değiştirebileceğine inandığı futbol oyununda bir kıvılcım için Guevara şunu diyecekti: “Futbol sadece bir oyun değildir. Futbol devrimin en büyük silahıdır.”
Günümüz İspanya’sında, tıpkı Franco döneminde olduğu gibi, futbol oyunuyla galibiyet, hükmeden çoğunlukla hükmedilen azınlıkların savaşına dönüşmüş olması bundandır.
Bu futbol oyunu savaşının daha ne kadar devam edeceği, savaşın yön değiştirip değiştirmeyeceği, şimdilik bilinmez.
Ülke dahilindeki millî baskılar, etnik kökene sahip milletlerin millî duygularını kabartabilir, ayrılma isteğine yöneltebilir. Dahası, demokratik taleplerde bulunacak yeni etnik kökenlerin doğumuna neden olabilir. O halde, ait olunan ülkede, birlik ve beraberliğin sağlanması adına, futbol ve diğer spor karşılaşmaları öncesi gelenek haline getirilen millî marşın okunmasına son verilmelidir.
Unutulmamalıdır ki sorunların üstüne gidilmeden çözümler üretilemez. Millî yanı hastalıklı işlenmiş bireyleri taraftar yönüyle kaybetme korkusuna kendimizi kaptırırsak eğer daha büyük kayıplarla karşı karşıya kalabiliriz. Bu hastalığın mikrobu nasıl ki hemencecik bulaşabiliyorsa öylece de tedavi edilebilir. Çünkü tıbbî temeli olmayan hastalıklar geçicidir.

Bir varoş futbol takımı Ernesto Che Guevara’yı yarattı ve silinmez bir dövme olarak resmini Diego Maradona’nın sağ omzuna taşıttı. Ernesto baskıya, zulme, ayrımcılığa karşı futboldan gelen isyanın resmi oldu. Siyahi birine muz atarak renginin değişeceğini sananlar, daha nice Che Guevaraların doğumuna tanıklık edecekleri kaçınılmazdır.
İpe sapa gelmez beyanatlarla, olması olmamasından daha zararlı görsel yayınlarla, futbol sahalarında hastalıklı millî sloganlarla, akıl ve mantık ötesi dinî masallarla toplumu uyutmak, zamana uyumlu değildir artık. Sergilenen, yıkım korkusundan kaynaklanan bir hengâmedir. Korkunun ecele faydası olsaydı, dünyamız ölümsüzlük mekânı olurdu.
O hâlde sosyal yaşam biçimi yeniden sorgulanmalıdır.
Unutulmamalıdır: Sorgulanmayan bir yaşam biçimi, yaşamayı hak eden bir yaşam biçimi olmaktan haylice uzak kalır.













































Yorum Yazın