
"(...)Kendini önemseme duygusunun abartılı bir boyut kazanmasıyla kişi artık gerçekle uyuşmayan üstün yetenekleri davranışlarında sergilenmeye başlar. Hedefinde yetenekli insanların aşağıya çekilmesi vardır: Kendisi herkesten üstündür, herkes bu üstünlüğü kabullenmek zorundadır. Aksi durumda, hedef seçilen kişiyi kitle içinde cicili sözlerle alaya alma ve gıyabında onu küçük düşürme mekanizmasını işletmeye başlar.
Bazen kişilerin büyük hezeyan ya da büyüklük kuruntusu içinde kendilerine gerçekle uyuşmayan üstün nitelikler yakıştırdıklarını görürüz. Böyle bir durum her ne kadar kendi başına fizyolojik bir hastalık değilse de oldukça şaşırtıcı bir psikolojik durumdur. Diğer bir deyişle böyle bir durum, derin bir ruhsal sorunun belirtisidir.
Kendini önemseme duygusunun abartılı bir boyut kazanmasıyla kişi artık gerçekle uyuşmayan üstün yetenekleri davranışlarında sergilenmeye başlar. Hedefinde yetenekli insanların aşağıya çekilmesi vardır: Kendisi herkesten üstündür, herkes bu üstünlüğü kabullenmek zorundadır. Aksi durumda, hedef seçilen kişiyi kitle içinde cicili sözlerle alaya alma ve gıyabında onu küçük düşürme mekanizmasını işletmeye başlar.
Bu tür insanların kendilerine güvenleri olmadığından karşısındakileri ezme ve küçük düşürme yoluna sapmaları kaçınılmazdır. Nitekim, karşısındakini küçük düşürme ve ona karşı sürekli alaycı tavırlar sergileme, içinde bulundukları ruhsal durumdan kaynaklı güçlü bir depresyon belirtisidir. Bu depresyonun asıl nedeni de kişinin birçok yönden kendini diğerlerinden aşağı hissetmesi, yani aşağılık kompleksine kapılmasıdır.
Taşıdıkları kişilik ile üstün gelmek istedikleri kişilik arasında bir uçurum vardır. Birikimden yoksunluk, neden sonuç kavramından uzak tutar kendilerini. Hata ve olumsuzlukları ile yüzleşmekten kaçınırlar. Kendilerini birçok alanda yetersiz hissederler ama bunu kimseye sezdirmezler.
Tek yaptıkları arz-ı endam etmektir!
Ezilmiş ve hor görülmüş bireylerden oluşan bu insanlarda amaç, üste çıkmayı başaran ve olumlu duruşu olan insanları kendi seviyelerine indirmeyi sağlamaktır.
Nasıl mı?
Hedef alınan kişinin söylemde -örtülü bir aşağılamayla- adını bozmak!
Tabii ki arz-ı endam edilirken yapı gereği söylemde kullanılan dil edebî dil değil, bir sokak dilidir.
Kimi dillerde sevecenlik ve ad kısaltma durum söylemiyle ele aldığımız anlamsal öz karıştırılmamalıdır.
Toplumsal yaşantımız dahilinde henüz tam sezilemeyen söylemde ad bozma olgusu, hastalıklı bir ruh hâlidir çünkü.
Kemal’e Kemo, Ahmet’e Ahmo, Recep’e Reco, Hüseyin’e Hüso, Feride’ye Fero, Sevgi’ye Sevo, Rıza’ya Rızo, Zeki ya da Zekeriya’ya Zeko… denmesi, konumuz olan ad bozmaya her gün rastlayabileceğimiz birer örnektir.
Hint Avrupa Dil Ailesinin İrani kolundaki dillerde bu söylem, hasıma karşı kullanılır.
Belirttiğimiz üzere amaç, aşağılamadır.
O halde, olduğunu düşünmekten ziyade kendini zannedendir bunlar; bilimsel adıyla megaloman(i), dilimiz karşılığıyla “ne oldum delisi”, yani!...














































Yorum Yazın