
Zekeriya EKİNCİ yazdı: CEHALETİN BAYRAĞI haberine ait detaylar
Bilimsel dünya görüşüne sahip sosyologlar arasında ırk ve ırk ilişkileri kavramları hâlâ yerine oturtulabilmiş değildir. Sosyologlardan kimileri bu olgular için biyolojik ve kültürel açıklamalarla yetinirken, bir diğerleri -politik bağlamda- etnik kesime hükmeden çoğunluğun azınlıklar üzerinde tahakkümü olarak değerlendirirler. Böylece normal kurumsal ilişkilere dayalı bir kargaşa içine düşülmüş olur.
Böyle ikili bir sonuç karşısında grupsal ayrılıkların doğuşu kaçınılmazdır zaten.
Siyasal davranış ve ilişkilerin genetik köken taşıdığı düşüncesi etrafında toplananlar değişmez sert bir tutum takınarak sömürücü sistemin birer istendik bireyi olurlar. Tek hedef olarak genlere sahip biyolojik üstünlük cehaleti etrafında toplanırlar. Varsa yoksa üstün ırk hayaliyle birey ya bizdendir ya değildir derler ve ırkı dört tek ve daha fazlası üzerinde kurgulayıp mekân tutulan coğrafyada başkasının yaşama hakkını hizmetkârlıkla eş tutarlar.
Irkçı düşüncelerin varlığı sömürücü sistemlerin sigortasıdır, sigortanın da teminatı simge olarak var edilen bayraktır!
Nitekim ırkçılığın odağında cehalet, cehaletin odağında bayrak, bayrağın odağında kan vardır. Toplumsal kargaşanın, zulmün, talanın, kavganın, diğer uluslara meydan okumanın… önemi yoktur bu insanlar için. İçte veya dışta kendinden olmayanları yok etmek mutlaka ödül bekleyen bir kahramanlıktır bunlardaki!
Din bile farklı sapmalara uğratılır, kendilerince.
Etnik yapıyı bilimin ışığında çözümleyen diğer sosyologlar, farklı etnik grupların grup olarak farklı ekonomik ve politik işlevlerine göre iş bilirliğini birliktelik kavramı üzerinde inşa ederler. Böylece asıl olan sınıf farklılığının kavranmasını sağlamış olurlar. Ve belki de en önemlisi, birikim kazanan insanı, mistik inancın uyuşturucu yanından uzaklaştırmayı başarırlar.
Göğse takılan rozetle, gölgesi sığıntı yapılan bayrakla, kafatasçı söylemlerle, faili meçhul olumsuzluklarla uğraşının bir cehalet evresi olduğu aşinadır. Bu uğraşlar içinde olanların milliyetinde şüphe duydukları ve kültürel bazda yetersizliğini gizledikleri ya da karşı düşünce platformundan bir yaraları bulundukları unutulmamalıdır. Öyle ki gelişimini tamamlayamamış ülke insanlarının kültürü; göğüste taşınan rozetle, gölgesi sığıntı yapılan bayrakla, sistemin medyatik dilini kullanmakla… orantılıdır. Çoğu zaman yaptıklarının kendi cahilliklerinin üstünü örttüğü sanılır. Ama nafile! Belki de neredeyse tamamının yüksek öğrenimden yoksun bırakılması, yüksek öğrenim görenlerin eğitim aldıkları kurumların bilimden uzak tutulması, genelinin okumayı öcü gibi görmesi bundandır.
O halde ne yapmalı?
Sınıf ve sınıf mücadelesi içte ve çevredeki sömürgeleştirilmiş parçalara aktarılırken ırk ve etnik köken sorunu masaya yatırılmadan hedefe ulaşılamayacağı bilinmelidir.
Ulusal sorunun sınıf bilinci ve etnik yapının da bu bilinçle çözüm kazanması demokratik bir yapının dayanağı şeklinde algılanmalıdır.
Tekçi çıkarlar üzerine kurulu ırkçı grup ya da grupların etnik kökene dayalı kesime karşı direnç gösterimi; kendinden sınıf’ın, kendisi için sınıf’a, oradan da gerçek sınıf bilinci’ne götürebilir. Öyle ki bilinçsiz bırakılan kesime, politik ve ekonomik düzene irade dışı bağlandığı hissi verilebilinse bilincin değişim olasılığı da gerçekleşebilir. Çünkü etnik mücadele ve ırk ideolojisi etrafında hareketlilik sınıf bilinci rehberliğinde demokratik bir ortamı yaratacağı diyalektiğin bir kanunudur.
Aksi halde cehaletin bayrağı daha çok dalgalanacaktır!











































Yorum Yazın