
Nureddin Şimşek yazdı...
TÜİK mayıs ayı enflasyon rakamlarını açıkladı: Aylık %1,71, yıllık %32,61. ENAG ise gerçekçi bir tablo çiziyor: Aylık %2,16, yıllık %53,13. Aradaki 20 puandan fazla fark, zaten zor geçinen milyonların günlük hayatındaki uçurumu özetliyor.
Konut grubu yıllık %45,59 artmış. Kiracılar için haziran ayı tavan zammı %32,24 olarak belirlenmiş. Yani resmi enflasyonun üzerinde bir konut enflasyonuyla karşı karşıyayız. Gıda %34,86, ulaştırma %34,29 zamlanmış. Emekli ve memur maaşlarına yansıyacak 5 aylık fark ise SSK ve Bağ-Kur emeklilerinde %16,61, memur ve emekli memurlarda %12,41 düzeyinde kalmış.
Bu rakamlar kâğıt üzerinde “artış” gibi dursa da, milyonlarca dar gelirli, memur, işçi ve emekli için tam bir hayal kırıklığıdır.
Düşünün: Bir emekli, beş aylık enflasyon farkıyla maaşına %16,61 zam alıyor. Ama marketteki temel gıda ürünlerine, faturalara ve özellikle kiraya gelen zamlar çok daha yüksek. Konut enflasyonu %45’i aşmışken, kiracı emeklinin cebinden çıkan para maaş zammını çoktan eritiyor. Memur maaşlarındaki %12,41’lik fark ise İstanbul’da, Ankara’da ya da İzmir’de geçinebilmek için komik kalıyor.
Resmi verilerle gerçek hayat arasındaki makas giderek açılıyor. TÜİK’in “gıda aylık %-0,48 düştü” demesi belki bazı sebze-meyve fiyatlarındaki mevsimsel gevşemeyi yansıtıyor; ama yıllık %34,86’lık artış ve ENAG’ın ortaya koyduğu daha yüksek gerçeklik, vatandaşın mutfağındaki yangını söndürmüyor. İnsanlar et, süt, yağ, peynir almakta zorlanıyor; birçok aile temel protein kaynaklarını kısıtlıyor.
İşçiler, memurlar ve emekliler bu ülkede “maaşla geçinen” kesimin omurgasını oluşturuyor. Özel sektörde sendikasız, güvencesiz çalışan milyonlarca kişi ise enflasyon karşısında tamamen savunmasız. Onların maaş zamları bile çoğu zaman TÜİK’in açıkladığı resmi oranın gerisinde kalıyor. Kiralar, faturalar, okul masrafları, ulaşım… Hepsi enflasyonun çok daha fevkinde seyrediyor.
Ekonomik refahı yakalayamayan, açlık ve yoksulluk sınırının altında ezilen bu geniş kesim, sürekli “sabret” çağrılarıyla idare edilmeye çalışılıyor. Oysa sabreden halk, her ay eriyen alım gücüyle boğuşuyor. Bir tarafta resmi enflasyon %32,61 derken, bağımsız araştırmalara göre %53’ü aşan gerçek enflasyon var. Bu fark, istatistik değil, insan hayatıdır.
Yetkililer “enflasyon düşüyor” diye övünedursun; sokaktaki memur, emekli ve işçi her ay faturaları öderken, market rafında fiyatlara bakarken aynı soruyu soruyor: Bu zamlar nereye yetiyor?
Yoksulluk pençesindeki halkın alım gücünü korumak, sadece enflasyon rakamlarını aşağı çekmekle olmaz.
Gerçekçi veriler, adil ücret politikaları ve özellikle konut ile gıda başta olmak üzere temel giderlerde kalıcı çözümler gerekiyor. Aksi takdirde, maaşla geçinen milyonların “geçim mücadelesi” her geçen ay daha da ağırlaşacak ve toplumsal yorgunluk derinleşecektir.
Bu tablo, sadece ekonomik bir sorun değil; aynı zamanda ciddi bir adalet ve insaniyet meselesidir.











































Tebrikler hocam; çok tespitleyip yorumlamışsınız.
Tespitlerin için teşekkür ederim ve başarılar dilerim