
"(...)Bugün yeni bir barış ve kardeşlik sürecinin konuşulduğu bir dönemden geçiyoruz. Eğer samimiysek, ilk adım bu "tekçi" ve "inkârcı" dilden vazgeçmektir. Kürtçe ve bu topraklarda konuşulan tüm diller, anadilinde eğitim hakkıyla yasal güvenceye kavuşturulmalıdır.Eğitim; egemenlerin toplumu tek tipleştirme aracı değil, farklılıklarımızla eşitçe yaşayabileceğimiz bir hayatın rehberi olmalıdır."
Tek Renk, Tek Ses, Tek Dil: Bir Bahçenin Kurutuluş Hikâyesi..
Bugün 21 Şubat Dünya Anadili Günü, takvimlerde sadece bir gün değil, bir halkın varoluş çığlığıdır.
Bugün, sömürünün ve eşitsizliğin kol gezdiği dünyada; adaleti, özgürlüğü ve demokrasiyi savunanların en saf mevzisidir. Çünkü biliyoruz ki dil, sadece bir iletişim aracı değildir; o bir hafıza, bir kültür, bir felsefe ve insanın dünyayı algılama biçimidir.
Ancak ne yazık ki ülkemizde, anadili hakkı hâlâ bir lütufmuş gibi sunulan, dar kalıplara sıkıştırılmaya çalışılan bir yara olarak kanamaya devam ediyor. Özellikle milyonlarca Kürdün ana sütü gibi helal olan dili, bugün ortaokul sıralarında haftada sadece 2 saatlik bir "seçmeli ders" parantezine hapsedilmek isteniyor.
2 Saatlik "Lütuf" ve Asimilasyonun Maskesi
UNESCO’nun "Tehlike Altındaki Diller Atlası"na göre Türkiye’de 18 dil yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bu dillerin başında gelen Kürtçe ise asırlık bir inkâr politikasının ardından bugün "Yaşayan Diller ve Lehçeler" adı altında, adeta bir müze nesnesi muamelesi görüyor. Soruyoruz: Bir çocuğun kimliğini, hayallerini ve atasının sözünü haftada 90 dakikaya sığdırmak hangi eğitim bilimiyle, hangi hakkaniyetle açıklanabilir?
Anadilinde eğitimi yok sayarak "eğitim hakkını sağladık" demek, bir halkın ruhunu hapsetmektir. Yapılan tüm bilimsel araştırmalar şunu haykırıyor: Anadilini yetkin öğrenemeyen, ikinci bir dili de tam öğrenemez. Biz buna "azaltıcı çok dillilik" diyoruz; yani çocuğun gelişimini yarıda kesmek, onu kendi özüne yabancılaştırmak.
Sınırları Aşan Diller, Sınırları Çizen Politikalar
UNESCO’nun 2020 temasını hatırlayalım: "Dillerin Sınırları Olmaz." Diller, halklar arasında köprüler kurar, barışın ve kardeşliğin harcı olur. Ancak bizde hâlâ anadilini konuştuğu için linç edilenlerin, deprem gibi en acı günlerde bile dili "anlaşılmayan dil" olarak kayıtlara geçenlerin dramına tanık olduk.
Eğitim dili olmayan bir dilin yaşaması mümkün değildir.
Bir dili sadece ev içine, mutfağa veya 2 saatlik seçmeli derse mahkûm etmek, o dili yavaşça öldürmektir. Yaşar Kemal’in dediği gibi:
"Tek çiçeğe kalmış, tek renge, tek kokuya kalmış bir insanlık ve tek dile kalmış bir dünya hapı yutmuştur. Öyle bir dünya cehennemden beterdir."
Çözüm: Red ve İnkârı Terk Etmek.
Bugün yeni bir barış ve kardeşlik sürecinin konuşulduğu bir dönemden geçiyoruz. Eğer samimiysek, ilk adım bu "tekçi" ve "inkârcı" dilden vazgeçmektir. Kürtçe ve bu topraklarda konuşulan tüm diller, anadilinde eğitim hakkıyla yasal güvenceye kavuşturulmalıdır.
Eğitim; egemenlerin toplumu tek tipleştirme aracı değil, farklılıklarımızla eşitçe yaşayabileceğimiz bir hayatın rehberi olmalıdır.
Bizler, çocuklarımızın özgüveninin kırılmadığı, dillerinin değersizleştirilmediği, her rengin özgürce açtığı bir "kültür bahçesi" istiyoruz.
21 Şubat Dünya Anadili Günü kutlu olsun. Dillerimiz kelepçesiz, sözlerimiz özgür olsun. Çünkü biliyoruz ki; diller ölürse, insanlık da ölür.
Nureddin Şimşek













































Yorum Yazın