
"Saldırıların arkasında, Suriye Geçiş Hükümeti'ne bağlı gruplar var. Ancak bu grupların önemli bir kısmı Hamzat, Emşat, Sultan Murad ve Nureddin Zengi gibi Türkiye destekli paramiliter oluşumlar."
Halep'in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahalleleri, günlerdir ağır silahlar, tanklar, obüsler ve dronlarla hedef alınıyor. Bu saldırılar, basit bir "çatışma" olarak nitelendirilemez; aksine, Kürt nüfusun yoğun olduğu bu bölgeleri sistematik olarak kuşatma altına alan, sivilleri doğrudan hedefleyen ve yerleşim alanlarını bombalayan bilinçli bir imha operasyonudur.
İç Güvenlik Güçleri'nin açıklamalarına göre, saldırılarda çocuklar dahil en az 7 sivil hayatını kaybetmiş, 46 kişi yaralanmış durumda. Mahalleler aylardır abluka altında; temel ihtiyaçlar engelleniyor, su ve elektrik kesintileri yaşanıyor. Bu, ne bir güvenlik operasyonu ne de tesadüfi bir gerilim: Bu, savaş suçudur.
Saldırıların arkasında, Suriye Geçiş Hükümeti'ne bağlı gruplar var. Ancak bu grupların önemli bir kısmı Hamzat, Emşat, Sultan Murad ve Nureddin Zengi gibi Türkiye destekli paramiliter oluşumlar.
Daha önce Efrîn'de benzer yöntemlerle Kürtleri yerinden eden bu çeteler, şimdi Halep'in kalbinde aynı senaryoyu tekrarlıyor.
Ankara'nın bu saldırılara göz yumması, hatta teşvik etmesi tesadüf değil. Tam aksine, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile Şam arasındaki diyalog süreçlerinin hız kazandığı bir dönemde devreye sokulan bu hamle, barış ihtimalini sabote etmeye yönelik planlı bir tercihtir.
Hatırlayalım: 10 Mart 2025 Mutabakatı ile SDG, Halep'teki Kürt mahallelerinden ağır silahları çekmiş, güvenliği yerel asayiş güçlerine devretmişti. Bu, Suriye'nin birliğine ve istikrarına katkı sunan bir adımdı. Ancak Şam yönetimi, bu anlaşmayı ihlal ederek abluka ve saldırıları yoğunlaştırdı. Özerk Yönetim ve PYD'nin çağrıları ortada: Bu saldırılar, uluslararası hukukun açık ihlali; sivillerin güvenli yaşam hakkını hedef alıyor. İlham Ehmed'in dediği gibi, bu bir "soykırım" girişimi. Mahalle sakinleri, çoğunlukla Efrîn'den zorla göç ettirilenler; şimdi ikinci kez yerinden edilmek isteniyorlar.
Bu saldırıların zamanlaması manidar. SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi'nin Şam'la entegrasyon görüşmeleri devam ederken, tam da müzakerelerin kritik bir aşamaya geldiği dönemde bu şiddet patlaması yaşanıyor.
Ankara, her diyalog girişiminde olduğu gibi, vekil güçleri üzerinden süreci baltalıyor. Çünkü Suriye'de Kürtlerin kazanacağı herhangi bir hak, Türkiye'nin iç politikasında da "Kürt sorunu"nun çözümsüzlüğünü hatırlatıyor. Suriye'de Kürtlere karşı sürdürülen bu savaş, Türkiye'de barış söyleminin ne kadar samimiyetsiz olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
Açık söyleyelim: Suriye'de savaş varsa, Türkiye'de barış olamaz. Ankara'nın Suriye'yi derinleştirdiği her kriz, kendi sınırları içinde de barış ihtimalini dinamitliyor.
Uluslararası toplum, garantörler ve insan hakları örgütleri artık suskunluğu bırakmalı. DEM Parti'nin çağrısı haklı: Saldırılar derhal durdurulmalı, sorumlular hesap vermeli. Bugün Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê'de bombalanan çocuklar, yarın Suriye'nin tamamının istikrarsızlığının kurbanı olacak. Bu suçun siyasi ve tarihsel sorumlusu, sadece Şam'daki geçiş hükümeti değil; onu kışkırtan, destekleyen ve sessiz kalanlardır. Tarih, susanları da yargılayacak.
Nureddin Şimşek








































Yorum Yazın