--°Van
DOLAR47,38
EURO53,95
GRAM6.168
ÇEYREK10.108

"Selahattin Demirtaş'ı serbest bırakmadan Kürt sorununu nasıl çözeceksiniz?"

"Selahattin Demirtaş'ı serbest bırakmadan Kürt sorununu nasıl çözeceksiniz?"
"(...)Kürt sorunu konusunda iktidarın bir diğer çelişkisi de Rojava politikasıdır. Suriye'de cihadist HTŞ ile iş tutan iktidar tekçi ve retçi bir Suriye tahayyül etmekte. Kürdün kendisini yönetme arzusuna "Bir gece ansızın gelebiliriz" demekte ve operasyon tehdidiyle cevap vermektedir. Colani'yi muhatap gören iktidar, Mazlum Abdi'yi  terörist görmeye devam ederek Kürtlerin güvenini  kazanamaz."

Selahattin Demirtaş'ı serbest bırakmadan Kürt sorununu nasıl çözeceksiniz?

Türkiye'nin Kürt sorunu, yıllardır ülkenin en derin yaralarından biri olarak gündemi meşgul ediyor. 2025 yılına gelindiğinde, hükümetin bu sorunu çözme iddiası, bir yandan PKK'nin silahsızlanma ve dağılma kararıyla umut verici adımlar atıldığını gösterirken, diğer yandan ciddi çelişkilerle dolu bir tablo çiziyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Fırat'ın kenarındaki kayıp kuzunun sorumluluğunu bile üzerime alırım" sözleri, vicdani bir yaklaşımı çağrıştırırken, pratikte bu sorumluluğun Kürt siyasetçiler ve mahkumlar için geçerli olmadığını görüyoruz.

Bu çelişkiler, barış sürecini baltalıyor ve toplumda derin bir güvensizlik yaratıyor.
Öncelikle, Selahattin Demirtaş'ın durumu bu çelişkilerin en somut örneği. Hayatını barışa adamış, terörün her türlüsünü reddeden bir siyasetçi olarak bilinen Demirtaş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) 2018, 2020 ve 2025'te verdiği üç ayrı karara rağmen hala cezaevinde tutuluyor. AİHM, tutukluluğunun siyasi motivasyonlu olduğunu ve hak ihlali teşkil ettiğini defalarca vurguladı, hatta son kararda derhal serbest bırakılması gerektiğini belirtti. Ancak hükümet, bu kararları görmezden gelerek Demirtaş'ı içeride tutmaya devam ediyor.

Benzer şekilde, Figen Yüksekdağ, Selçuk Mızraklı ve Bekir Kaya  gibi Kürt siyasetçiler de silahsız mücadele verdikleri halde "terör" suçlamalarıyla hapsedilmiş durumda. Mızraklı'nın yakın zamanda şartlı tahliye talebi reddedildi, Yüksekdağ ise HDP'nin eski eş başkanı olarak yıllardır hücrede. Hükümet, dağdaki militanları "topluma entegre etme" çalışmalarından bahsederken, bu isimleri neden serbest bırakmıyor? Bu, barışın samimiyetini sorgulatıyor.

Cezaevlerindeki durum daha da vahim. Hasta tutukluların serbest bırakılması konusunda hiçbir ilerleme yok; aksine, ağır hasta 651 mahkum dahil olmak üzere 1.517 hasta tutuklu, gerekli tedaviden mahrum bırakılıyor. Yine 30 yıldan fazla hapis yatan siyasi mahkumların infazları keyfi olarak erteleniyor, hatta ölümcül hastalıklara rağmen serbest bırakılmıyorlar.

Yeni bir yasa tasarısı, 55 bin mahkumu şartlı salıvermeyle dışarı çıkarabilecekken, siyasi tutuklular terör yasaları nedeniyle bu kapsam dışında tutuluyor. Bu çifte standart, barış sürecini zehirliyor:

PKK kendini feshederek tarihi bir adım atarken, neden bu insanlar hala içeride?

Toplumdaki nefret söylemi de hükümetin sorumsuzluğunu gözler önüne seriyor. Kendilerini siyasi parti olarak gösteren ancak faşist yaklaşımlı bazı siyasi partilerin beslemesi gruplar, kin ve nefreti yaymaya devam ediyor.

En çarpıcı örnek, haftasinu oynanan  Bursaspor-Somaspor maçında Kürt siyasetçi Leyla Zana'ya yönelik toplu hakaret ve küfürler. Sessizlik ise, iktidarın Kürt sorunu çelişkisinden başka bir şey değildir.

Zana, bir kadın, anne, insan hakları savunucusu ve barış elçisi olarak tanınırken, stadyumda ırkçı ve cinsiyetçi sloganlar atılıyor. Peki hükümetin tepkisi ne? Adalet Bakanı Yılmaz Tunç'un "Hepimiz dikkatli olmalıyız" gibi genel bir açıklaması.

Bu, yeterli mi? Böyle olaylara karşı somut tedbir alınmazken, barış nasıl sağlanacak?

Kürt sorunu konusunda iktidarın bir diğer çelişkisi de Rojava politikasıdır. Suriye'de cihadist HTŞ ile iş tutan iktidar tekçi ve retçi bir Suriye tahayyül etmekte. Kürdün kendisini yönetme arzusuna "Bir gece ansızın gelebiliriz" demekte ve operasyon tehdidiyle cevap vermektedir. Colani'yi muhatap gören iktidar, Mazlum Abdi'yi terörist görmeye devam ederek Kürtlerin güvenini kazanamaz.

Hükümet, içerde barıştan bahsederken, Suriye'deki Kürt özerk bölgesine yönelik saldırılar ve tehditler devam  Essad'ın düşüşünden sonra Rojava'ya yönelik hava saldırıları ve İslamcı müttefiklerle iş birliği, insan hakları ihlallerine yol açıyor: Kaçırmalar, işkence ve cinsel şiddet raporları artıyor. Türkiye, Rojava'yı "terör tehdidi" olarak görürken, buradaki Demokratik Özerklik modeli barış için fırsat olarak değerlendirilmiyor. Bu tutum, Kürt sorununu bölgesel bir krize dönüştürüyor ve iç barışı da zedeliyor.

Sonuç olarak, hükümetin Kürt sorununu çözme yaklaşımı, kendi içinde derin çelişkiler barındırıyor. Barış, ancak AİHM kararlarının uygulanması, siyasi tutukluların serbest bırakılması, hasta mahkumlara insani muamele ve nefret söylemine karşı sıfır toleransla mümkün olabilir. Ayrıca demokratik bir anayasa, eşit vatandaşlık, ana dilde eğitimin önündeki engellerin kaldırılması, kayyım politikalarına son verilmesi ile mümkündür. Yoksa bu süreç, sadece bir yanılsamadan ibaret kalacak. Türkiye, gerçek bir barış için bu çelişkileri aşmak zorunda.

Nureddin Şimşek


  • 0
    SEVDİM
  • 5
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
Çözümde yol haritası: PKK'lilere teslim olmaları için süre verilecekÖnceki Haber

Çözümde yol haritası: PKK'lilere teslim...

Gazeteci Levent Gültekin gözaltına alındıSonraki Haber

Gazeteci Levent Gültekin gözaltına alınd...

Haber Yorumları

  • Serhat19-12-2025 12:32

    Çok güzel bir tesbit.Yureginize sağlık.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar