
Prof. Dr. Ahmet Özer: Çağımızda deprem bölgesi olan Japonya gibi ülkelerde bu büyüklüklerde meydana gelen depremlerde insan kayıpları yaşanmazken biz hala her depremde binlerce ölü veriyoruz. yaralılar, hastalıklar ve yaşanan perişanlıklar da cabası.
Van son otuz beş yılda iki büyük deprem yaşadı. Birincisi 24 kasım 1976 yılında merkez üstü Muradiye ve Çaldıran olan bir depremdi. Bu depremde ben Diyarbakır Lisesinde öğrenciydim; üç kardeşimi, bir de evin çalışanını kaybettim. Üniversite öğrencilerinin kurduğu "Yardım Komitesinde" lise öğrencisi olmama rağmen ben de görev aldım. Devletin yaraları sarmada aciz kaldığı bu depremde aylarca sırtımızda dağ köylerine, karda kışta (ki bu mevsim o bölgelere kar yağar) yardım taşıdık.
Ardından yıllar gelip geçti. 23 Ekim 2011 yılında Van merkezli bir depremle daha sarsıldık. Bu depremde de ben Mersindeydim. Atlayıp gittim, büyük kayıplarımız gene vardı, ama birincisine göre şükür ki daha az hasarla atlattık bu depremi. Her iki depremde de vefat eden insanlarımıza Allahtan rahmet dilerken bir daha bu acıların yaşanmamasını dilerim.
Çağımızda deprem bölgesi olan Japonya gibi ülkelerde bu büyüklüklerde meydana gelen depremlerde insan kayıpları yaşanmazken biz hala her depremde binlerce ölü veriyoruz. yaralılar, hastalıklar ve yaşanan perişanlıklar da cabası.
Aşağıdaki yazı Şehrivan kitabımdan alınan bir bölüm. Bugünün anısına bir daha bu acıları yaşamamak dileği ile paylaşıyorum.
DEPREM
Bir geç sonbahar günü lisedeki öğrenci konseyindeki arkadaşlarla sinemaya gitmeye karar vermiştik. Dağ kapıda, Saray Sinemasından biletleri alması için Kürt Mıho dediğimiz arkadaşa paraları verdik, biz bir kahvede oturup onu bekledik. Gecikince bir süre sonra çıkıp Saray kapıya doğru yürüdük. O an Mıho peşimizden yetişti. “Biletleri aldın mı?” diye sorduğumuzda kem küm etti.
“Bugün gitmeyelim sinemaya” dedi.
“Neden ki?”
“İyi film yokmuş” diye cevap verdi üzgün bir halde.
“Ama vardı” dedik, “Yılmaz Güneyin Seyithan filmi vardı”. Gene kem küm edince “Söyle ne oldu” diye üsteledik.
“Van’da deprem olmuş” dedi yekten.
Hemen “Van’ın nesrinde?” diye sordum.
Bu sözler otomatik olarak çıkmıştı ağzımdan. Durakladı, üsteledim, “Söylesene, ne susuyorsun?”
“Maalesef Muradiye ve Çaldıranda” demez mi.
Kızdım ona “Şakanın sırası mı?” diye çıkıştım.
“Keşke şaka olsaydı” dediğinde üzüntüsü her halinden belli oluyordu.
O an benim için sanki yaşam durdu, dünya etrafımda dönmeye başladı. Etrafta da ah vah eden, depremden konuşan insanlar vardı. Biraz dikkat ettim, onları da görünce meselenin ciddiyetini anladım. Hem yeni kalktığımız kahveye fırladım, arkadaşlar Fesih, Cevat, Namık ve Sinan da beni takip edip geldiler. Siyah beyaz ekranda spiker “Bugün merkez üstü Van Muradiye Çaldıranda 7,6 şiddetinde meydana gelen depremde binlerce can kaybı…” der demez, gerisini dinlemeden kendimi dışarı attım. Hızlıca Seyrantepe dolmuşlarına doğru yürüdüm arkadaşlarımda benimle yürüdü. Cevat “Nereye gidiyorsun?” diye sorunca “Otogara” dedim. Hemen ne yapacağımı anladılar “Dur bir hazırlık yapalım” dedi Namık. “Hazırlığa gerek yok benim acilen gitmem lazım” dedim.
Dağ Kapıdan kalkan dolmuşlara binip Seyrantepe’deki otogara gittik. Arkadaşlarımla teker teker kucaklaşıp Mersin’den gelip Vana doğru giden bir otobüse bindim. Otobüs hareket ederken arkadaşlarım yumrukları havada beni selamladılar, tam o anda Fesih otobüsün önüne fırlayıp elini kaldırdı “Ahmet arkadaş unutma sen kimsesiz değilsin senin kimselerin biziz “ diye haykırdı, bu sözler beni çok duygulandırdı, yolcular dönüp baktılar, otobüs giderek hızlandı.
Yolda aklıma türlü düşünceler geldi. Ya babam ölmüşse ya anam depremin altında kalmışsa ya Şehrivan’a bir şeyler olmuşsa. Bu düşüncelerle al ver ederken epey yol almışız. Sabah Van’a vardığımızda her taraf kan kokuyordu. Hastahanelerin önü yaralı doluydu. Hemen dolmuş taksi ile Muradiye’ye hareket ettim.
Muradiye’ye geldiğimde yıllarımın geçtiği kasabayı tanıyamadım.
Taksi şehre giremedi, inip yürüdüm, her taraf harap haldeydi. Bizim evin sokağına girdiğimde bir Kızılderili yaşlı kadını gibi sopasına dayanmış duran Gözel neneyi gördüm. “Hey yolcu nerden gelir nereye gidersin” dedi. Sanki inleyerek ve gaipten konuşuyordu.
Acaba ne olmuştu? Annem babam, kardeşlerim sağ mıydı? Şehrivan yaşıyor muydu? Xezal mektubu vermiş miydi? Bu sorular beynimde içinde fır dönerken ölümün kol gezdiği yıkık dökük şehre yürüdüm."














































Yorum Yazın