
"(...)Yaşar Kemal 1923 yılında bu köyde dünyaya geldi. Kemal bu amansız göç-kaçı “Kimsecik” romanında destansı bir dille anlatır."
YAŞAR KEMAL’İN KÖYÜ
Burası Yaşar Kemal’in köyü Ernis’in (Ünseli) girişi. Daha önce belde olan, Büyükşehir Yasası ile birlikte Muradiye’nin bir mahallesi haline gelen Ernis, Sor Deresinin yanında, Zilan katliamının yaşandığı Zilan Deresinin berisinde, benim doğduğum köy olan Ute’nin güney batısında, Vangölünün kenarında yeşillikler içinde şirin bir yerdir. Kökleri bu topraklara dayanan Kemal’in hikayesi de burada başlar.

1914 yılını 1915’e bağlayan kışta, hırsları akıllarının önünde giden basiretsiz İttihatçılar (Enver Paşa) Sarıkamış'ta 90 bin askeri soğutan, açlıktan ve bitten dondurarak ölmelerine sebep oldu. Sarıkamış faciasından sonra Ruslar güneye inmeye başladı.
Enver bu hezimetten sonra yenilginin konuşulması ve yazılmasının üstüne yasak koydu, halkı kaderi ile başbaşa bırakarak İstanbula kaçtı. Korumasız kalan halk (“Urıs geliyor” diyerek) Rusların önünden kaçmaya başladı. Yaman bir seferberlik oldu.
Yaşanan bu seferberlikte Yaşar ailesi de (ailenin soyadı Yaşar’dır, Yaşar Kemal soyadını ad olarak kullanmıştır) güney batıya doğru binlerce aile ile birlikte kaçmaya başladı.
Babası Sadık Bey, anası Nigar Hanım yanlarına çocuklarını alarak can havliyle önce güneye sonra batıya yöneldiler. Aylarca süren meşaketli bir yolculuktan sonra gelip Adana Kadirliye bağlı Hemite köyüne yerleştiler ve bir daha da geri dönmediler.
Yaşar Kemal 1923 yılında bu köyde dünyaya geldi. Kemal bu amansız göç-kaçı “Kimsecik” romanında destansı bir dille anlatır.
Zengin ve soylu bir bey olan babası Sadık Bey ve güngörmüş eşi Nigar Hanım kaçış sırasında Urfa dolaylarında kurtlar gibi aç biilaç dolaşan çocuk sürülerine rastlarlar. Onların arasında bir çalının dibinde yaralarına kurt düşmüş, açlıktan ölmek üzere olan bir çocuğu bulup sırtlarına alip Adanaya yanlarında getirirler, adını da Selman koyarlar. Selman’ın yaralarını sarar besler evlat edinirler. Aileyi sahiplenen, Sadık Beyi baba belleyen Selman zamanla büyür delikanlı olur.
Selman, Yaşar Kemal doğduktan sonra onu kıskanmaya başlar. Sadık Beyin Yaşar’ı kendinden daha çok sevdiğini düşünerek bir gaya kuyusunun psikolojik girdabına düşer. Selman bir gün Sadık bey namazın üstündeyken onu hançerleyerek öldürür. Bu olay Yaşar Kemali derinden etkiler. Bir süre sonra dayısı kurban post ederken fırlayan bıçağın sivri ucu gözüne saplanır, sağ gözü kör olur. Darbe üstüne darbe alan Yaşar Kemal artık babasız ve tek gözü kör biridir. Yaşadığı bu travmalar üzerine kekeme olan çocuk Yaşar, evden kaçar dağ bayır dolaşmaya başlar.

Derken kılam söyler, türkü çığırır dili yavaş yavaş yavaş açılmaya başlar. Babasının ölümünden sonra aile yoksul düşer. Genç Yaşar çeltik tarlalarında ırgatlık ve bekçilik yapar. Geçimini sağlamak için Arzuhalcılığa başlar. Ama okumayı elden bırakmaz, meraklıdır, eline geçen herşeyi okur. Şartlar elvermez, ortaokuldayken bırakıp İstanbul’a gider.
Orada Adana’da tanıştığı Abidin ve Arif Dino kardeşlerin tavsiyesi ile Yunus Nadi ile tanışır. Nadi bu iri yarı yetenekli genci doğuya Cumhuriyet gazetesine röportaj yapmak üzere gönderir. Feribotla Vangölünü geçen Kemal köyü Erinse gelir. Orada ilk mimarı olan anasını anar, akrabalarıyla hemhal olur. Araştırmaya yazmaya başlar. Yazdığı hikayaler ve yaptığı röportajlar ses verir. Yaşar Kemal’in yazarlık serüveni böyle başlar ve İstanbula yerleşir.
Yaşar Kemalin başı İstanbulda, gövdesi Anadolu’da, kökleri ise Vandadır. Annesinin destanlarını, Kürtlerin ağırlarını, Evdalé Zeyniké’nim stranlarını, Dadaloğlunun ağıtlarını toplar ve Anadolu efsanelerinin peşine düşer. Yazar ha yazar. Yazdıkça bir pırlantayı işler gibi, cevheri mücevhere çevirir, eserler peş peşe gelmeye başlar. Derken Yaşar Kenal zaman içinde dünya çapında dev bir yazar olur çıkar.
Son zamanlarda bana “Ahmet ölmeden beni köyüme götür” demişti. Ne ki sağlığı elvermedi. Belki bu bizim içimizde ukde kaldı ama o beslendiği topraklar ilk günkü gibi yüreğinde kaldı onunla gitti.
Sadığın oğlu Kemal Göğceli bu dünyadan geçti. O geçip gitti ama ardında dev eserler bıraktı. Anısı ve ismi hep yaşayacak. Çünkü insanlar ölümlüdür, ölümsüz olan eserlerdir. O daha şimdiden eserleriyle ölümsüzlerin büyük kervanına katıldı ve o büyük kapıdan geçti. Ruhu şad olsun.
Güle güle Yaşar abi, güle güle... Seni hiç unutmayacağız.













































Yorum Yazın