--°Van
DOLAR47,38
EURO53,95
GRAM6.168
ÇEYREK10.108

Misbah ERATİLLA yazdı: Uyumayan Şehirler (6)

Misbah ERATİLLA yazdı: Uyumayan Şehirler (6)
Misbah ERATİLLA yazdı: Uyumayan Şehirler (6) haberine ait detaylar

Vanmed Haber Merkezi - Eğitimci-yazar Misbah Eratilla'nın yıllar önce gerçekleştirdiği umre ziyaretine ilişkin gözlem ve anılarını aktardığı yazısının dün beşinci bölümünü yayınlamıştık. Eratilla'nın, ilginç anılarla süslediği gezi notlarının son bölümüyle tekrar sizlere merhaba diyoruz. Yeni dizi yazılarda buluşmak dileğiyle...

"(...)Ziyaretimiz devam ediyordu. Kısa bir süre sonra otobüsümüz Müzdelife’ye vardı. Müzdelife, Şeytan taşlamak için, taş toplama yeriydi. Müzdelife’de imkân bulup taş toplamayanlara “Mina’da da taş toplayabilirsin” deniliyordu. Topladığım taşların toplam sayısı yaklaşık 70 olmuştu. O attığım taşlardan bir kısmı beni, nefsimi inciteceğini biliyordum. Taşlar bendeki büyük şeytanın sığınağı olan nefsimi şimdiden yaralıyordu. Müzdelife, “yaklaşmak, yakınlaşmak, yaklaşılan, yakınlaşılan yer” anlamlarını içinde barındırıyordu. Müzdelife’de Rabbime yaklaştığımı hissediyordum. Münzelife, kulağıma şöyle fısıldıyordu, “Toplanın, bir araya gelin!”

Sessiz ve sakin bir şekilde Mina’ya yaklaşıyorduk. Mina, sakin ve sessiz bir topluluk gibi bekliyordu. Gemiden inmeye çalışan yolculara güvenli bir liman gibi kucak açmıştı. Mina, gönül kayığımı yaklaştıracağım bir iskele oldu. Mina, ruhların rahat ettiği Gökyüzü kadar geniş ve huzur dolu bir kalp gibiydi.

Kurbanların kesildiği yerdeyim. Yukarıda Hz. İsmail’in (as) kurban olmaya hazır olduğu yerde görünmeyen bir ses yankılanıyor: “Sevdiklerinizden vazgeçer misiniz?” “İbrahim’in ayak izinden yürüyebilir misiniz? Saygıda kusur etmeyen İsmail olmayı hiç düşündünüz mü?” Kafam karışıktı. Kalbim bu kadar ağır yüke dayanamayıp gözyaşlarımdan yardım istedi ve bir çocuk gibi ağladım.

Otobüsümüz Mekke dışına, sıcaklığın kaynama noktası olduğu bölgeye geldi. Hudeybiye Camii’nin önünde durduk. Zahirde mağlûbiyet, yenilgi, çaresizlikti. Bir soluk daha yaşama şansı, eli bağlı, gözü kapalı düşmanla savaşmanın adı olmuş Hudeybiye. Muhatap olma, bir damla su olarak varlığını göstermenin adı olmuş. Bir tohum olarak toprak altında ölmek için yattığı yerden filiz vererek büyümenin adı oldu. İlk tescil, tanınma bayrağını dalgalandırılan yerin kendisi oldu. Kısa süre sonra tohum çatladı. Filiz olarak toprak üstüne boy attı. Büyüdü, büyüdü. Yıldızlara kadar uzayan bir ağaç oldu.

Mekke çevresinde O’nu (asm) selâmlayan ağaçları ve taşları aradım. Nur Dağı’ndan inerken gördüğüm her taşa ve ağaçlara selâm verdim. Nur Dağı çevresinden Mekke’ye kadar olan bütün taşları, otları, çalı çırpıları hatıra olarak selâmladım. “Onu gören var mı?” diye içimden çığlıklar attım.

Sevr Mağara’sı, Mekke’nin güneyinde sıra dağlar içinde yer alan tarihî öneme sahip bir mağaradır. Sevr mağarasına yürüyerek saatler sonra vardık. Önemli misafirlerini düşmana teslim etmeyen Sevr, Hz. Peygamber (asm) ve Hz. Ebubekir’i (ra) koruyan şanlı ve onurlu bir mağaraydı. O’nu (asm) tanıyan yalnız taşlar, ağaçlar, çalılar değildi. Güvercinler, örümcekler, mağaralar her şey O’nu tanıyordu. O’nun (asm) Rabbi (cc) O’nu (asm) bütün âlemlere tanıtmıştı. Sevr Mağara’sına uzun bir yolculuktan sonra çıkarken içimi bir korku sardı. Sevr, Allah iradesinin bütün hesapları bozduğu yerin adıydı. Bir an içim daraldı. Hâlbuki dağların insana güven verdiğini biliyordum. Sevr Mağarası’nın içinde korku şimşekleri çakıyordu. Korku ve ümit içinde mağaraya tebessüm ettim şükranlarımı bildirdim. Selâmlaşarak oradan ayrıldım. Bu günkü ziyaretimiz, otelimize dönmemizle son bulmuştu.

Yarın son günümüzdü. Hazine dolu bir odadan içeri girdiğimde: “Torbanı doldur!” dendiğinde, taşıyabileceğimin en son limitine kadar torbamı doldururdum. O gece son gecemdi. Bir türlü uyuyamıyordum. Torbamı gecenin son saatlerine kadar tıka basa doldurmalıydım. Gece 3.30’da ilk ezanla Kâbe’ye son tavafa gittim. Kâbe’nin bulunduğu en yakın yere vardığımda sanki bütün Mekke, Kâbe’nin etrafına toplanmıştı. 

Zor ve sıkıntılı dönüşler (tavaf) başladı. Tavaflar dualarla, selâmlarla devam ediyordu. Yedinci tavafın bittiği yerde oturup namaz kılma vaziyetine geçtim. Karşıya baktım. Hacerü’l Esvet ve Yemen’i bölgesi olan, Hz. Peygamberin sürekli namaz kıldığı bölgedeydim. Duâların kabul edildiği yerde namaza durmuştum. Son saatlerimi, umre ziyareti finalini mutlulukla bitirecektim, ama bu güzel yerde bu son namazın bitmesini hiç istemiyordum. Duâlarım ve sevincim birbirine karışmıştı. Kalbimi ise gece karanlığındaki yıldızlar gibi aydınlatıyordu.

Tavaf namazından sonra mutlu, huzurlu ve gönül hoşluğuyla otele döndük. Memlekete dönüş hazırlıklarına başladık. Cidde Hava Alanı’na giderken Osman Hoca: “İnşallah bu umre hayatınıza çeki düzen vermenize yardımcı olmuştur” dedi ve vedalaştık. Uçağımız akşam 09.00’da İstanbul’a indi. Uyumayan şehirlerin, kendine benzettiği uymayan insanlarını gördükçe bir ziyaretin insan hayatında neleri değiştireceğini sosyal hayata döndüğümde görecektim."

SON


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
Bu pazar seçim olsa 3 parti barajı aşıyorÖnceki Haber

Bu pazar seçim olsa 3 parti barajı aşıyo...

Alman Gazeteciler Sendikası, 55 kişilik ölüm listesi için hükümeti uyardıSonraki Haber

Alman Gazeteciler Sendikası, 55 kişilik...

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar