
Misbah ERATİLLA yazdı: Uyumayan şehirler (3) haberine ait detaylar
Vanmed Haber Merkezi - Eğitimci-yazar Misbah Eratilla'nın yıllar önce gerçekleştirdiği umre ziyaretine ilişkin gözlem ve anılarını aktardığı yazısının ikinci bölümünü dün yayınlamıştık. Bugün de üçüncü bölümle devam ediyoruz. Eratilla, bu bölümde de bir filmi andıran gezisine ilginç gözlem ve serüvenlerle devam ediyor...
(...)Onu dinlemeye başladığımda saat 10.20 civarıydı. Öğle ezanına hayli bir zaman vardı. Bu kişi okuma iştahından hiçbir şey kaybetmeden Kur’ân’ı yüksek sesle okumaya devam ediyordu. Bazen de Kur’ân’ı yüzü üstüne örtüp öylece ağlıyordu. Hatırladığım kadarıyla Kur’ân okurken yaklaşık 6 defa ağlamıştı. Sanki dağ başında tek başına Kur’an okuyordu. Böyle istekli, iştahlı Kur’ân okuyan birini ilk defa görüyordum. İki saate yakın kesintisiz yüksek sesle ve sanki o ayetleri yaşıyormuş gibi bir yüz ifadesi vardı.
Kur’ân okuyan adam ter içinde kalmıştı, susuzluktan dudakları kurumuştu. Ezan okunduğunda elindeki Kur’ân’ı dev şemsiye kolonun altındaki Kur’ân dolu raflara, gözyaşlarıyla ıslanmış dudaklarıyla öpüp bıraktı. Gözlerim, rengârenk sarıklı kişiyi iki saat boyunca bıkmadan usanmadan isteyerek izlemişti. İsteyerek, tat alarak, iştahla Allah rızası için, çıkarsız bir şekilde dinini yaşamak isteyen birini görmek kalbimi canlandırmıştı. Adeta kararıp paslanmış, bulanık su ile kirlenmiş kalbimdeki inanç havuzu durulanıp temizlenmişti.
.jpg)
İkindi namazı sonrası tur rehberimiz Ali Hoca’yla Cennet-ül Baki Kabristanı’nı ziyarete gittik. Buraya vardığımızda izdiham vardı. Kalabalık arasında yol bularak kabristanın içine doğru ilerledik. Girişte sac levhalara İngilizce ve Arapça sahabe isimleri yazılıydı. Mezarlık, geniş bir alana kurulmuş, etrafı duvarlarla örülmüştü. Buraya mezarlık demeye bin şahit lâzımdı. Kupkuru bir alan… İsimsiz mezarlar… Sadece her mezarın başına dikilen 20 cm’lik kara bir taş… Hangi mezarın kime ait olduğu bilinmeyen, üstü sanki kara bir örtü ile örtülmüş gibi bir manzara ile karşılaştık.
Koskoca mezarlıkta ne bir ağaç ne bir yeşillik ne de bir damla su vardı. Güneş sıcaklığı bu alanda kendini daha çok hissettiriyordu. Bu alana kadınların girmesi yasaktı.
(3).jpg)
Allah’tan tur rehberimiz bu mezarların kime ait olduğunu kaynaklara bakarak öğrenmişti. Ve tek tek anlatmaya başladı. Kimler yoktu ki? Hz. Fatıma (ra), Hz. Zeynel Abidin (ra), Hz. Cafer-i Sadık (ra), Peygamberimizin (asm) kızları Rukiye (ra), Ümmü Gülsüm (ra), Zeynep (ra), Peygamber Efendimizin (asm) hanımları Hz. Aişe (ra), Hz. Zeynep (ra), Hz. Sevde (ra), Hz. Peygamberin (asm) oğlu İbrahim ve daha niceleri… Daha kimler yoktu ki? Meselâ Peygamberimizin (asm) övgüsüne mazhar olmuş hayâ timsali Hz. Osman (ra), Hz. Mus’ab bin Umeyr (ra), Hz. Hasan (ra) ve daha binlercesi…

Ali Hoca, bu günkü ziyaretimizin sona erdiğini söyledi. Öğle namazını Nebevî Camii’nde kılmak için otele doğru yol aldık. Aklımızı ve kalbimizi kulaktan dolma eski bilgilerden ayıklayarak öğle namazı için mescidin yolunu tuttuk. Bu gece son gecemizdi. Yarın sabah hazırlıklar bitecek; saat en geç 12.00’da yola çıkacaktık. Mekke bizi bekliyordu. Yatsı namazından sonra, Peygamber Efendimizin (asm) Türbesi’ne gidip saygı içinde hüzün dolu kalple vedalaştım. Bir daha görüşmek üzere Fatiha okuyup bütün duygularımla selâmladım ve kalbimi bırakıp oradan ayrıldım."
Devam edecek...














































Yorum Yazın