--°Van
DOLAR47,38
EURO53,95
GRAM6.168
ÇEYREK10.108

Misbah ERATİLLA yazdı: İran Anıları (V)

Misbah ERATİLLA yazdı: İran Anıları (V)
"On günlük yorucu ve tatlı bir seyahatten sonra rehberimiz Abdulkerim Bey’e çok teşekkür ederek sınır kapısından Türkiye’ye giriş yaptık. İran seyahatimizin sonunda gördüğümüz İran hayalimizdeki İran’dan kat be kat daha güzeldi. Seyahatten sonra, Andrew McCarthy’nin “Ne kadar uzağa gidersem kendime o kadar çok yakınlaşıyorum.” sözünü şimdi daha iyi anlıyorum."

Sıcak havadan kaçarken Ahvaz şehrinin sıcaklığına yakalandık. İkindiye doğru şehre vardığımızda önce kalacak otel aradık. Ölü bir şehre girmiş gibiydik. Tüm dükkânların kepenkleri inmişti. Şaşkınlık içinde şehri geziyorduk. Sonradan öğrendik ki sıcaktan dolayı iş yerleri Saat 18.00’e kadar kapalı tutuluyormuş. Hava o kadar bunaltıcı ve yakıcıydı ki sanki havada kıyamet kokusu vardı. Ahvaz ve çevresi bataklıkların, çölün ve sıcaklığın ittifak ettiği ölü bir yerdi. Saat 18.00’den sonra yer altından çıkan karıncalar gibi dükkânlar kepenklerini açılmaya başlıyor ve insanlar sokakları dolduruyordu. Ahvaz insanının samimiyetini gördükten sonra şehrin o fırın ağzı gibi kavurucu sıcaklığını unutmuştuk. Hava karardıkça sokaklar insanlarla dolmaya başlıyor ve işportacılar sokak ve caddelerde adım atacak yer bırakmıyordu. Sanki İşportacılar şehri ele geçirmişti. Caddeler, sokaklar bayram arifesiymiş gibi cıvıl cıvıldı. Bir yandan da sokak çalgıcıları müzik yapıyordu. Şehirde hareketlilik son hızlıydı ve her şey Ahvaz’da gece başlıyordu.

Ahvaz

İran gezimiz boyunca diğer şehirlerde görmediğimiz kadar çayhane ve çay ocağını burada gördük. Ahvaz nüfusunun çoğunluğu Arap’tı. Araplar bize çok çay içtiklerini söylüyorlardı. Oturduğumuz bir çay ocağında önce bir mırre sonra da bir çay içtikten sonra insanların bir nehir gibi aktığı caddelerdeki akıntıya kendimizi bıraktık. İlk defa bir caddenin bu kadar insanla dolu olduğunu görüyordum. Gezimizin beşinci gününde dikkatimi çeken bir husus daha vardı. O da sokaklarda ve çevrede hiç dilenci olmamasıydı. İran halkı o kadar zengin değildi. Ekonomik seviyeleri bizim seviyemizin çok altında olmasına rağmen sokaklarda dilencilerin olmaması bizi şaşırtmıştı.  Gezdiğimiz tüm şehirlerin girişlerinde levhalar üzerinde güneşten solmuş resimler asılıydı. Bu resimlerdeki kişiler İran- Irak savaşında ölen askerlerin resimleriydi. İran’ın genelinde çay ocaklarının yerine meyve suları sıkan kafeler çoğunluktaydı. Ananas, havuç, kavun, portakal sularına dondurma konularak yeniliyordu. Toplumun seviyesini göstermesi bakımından trafik ışıklarının olmadığı alanlarda kimse öfkelenmiyordu.

Ahvaz’dan ayrıldık ama sıcaktan ayrılamamıştık. Yol üstü küçük bir kasaba olan Şuş da Hz. Danyal Peygamberin(as.) türbesine geldik. Türbe huni biçiminde farklı bir yapıya sahipti. Nehir kenarına kurulan bu yapı bir mescidin içinde ve bölümleri olan bir türbeydi. Yeni yapılan bu yapı çok yönlü bir külliyeye benziyordu. Türbe binlerce ayana ve çiniyle süslenmiş İran kültürüne uygun bir türbeydi. Hz. Danyal Peygamberin(a.s) cami içindeki türbesini ziyaret ederek ruhuna Fatiha okuduk. Hz. Danyal’ın (a.s.) türbesinin olduğu bu kasaba İran’ın 31 eyaletinden biri olan Huzistan Eyaleti sınırları içinde tarihi bir yerdi. Bu türbe içinde Şiilerin tüm sembolleri hâkimdi. Şii ile Sünnilerin arasındaki mesafenin çok açık olduğunu bu ziyaret sonrası daha iyi gördük.

İran ve Irak savaşı sonrası İran’a uygulanan ambargo her yönüyle kendini gösteriyordu. Her şeye rağmen İran bu ambargoya çok iyi dayanmıştı.

Suş Şehri

Şuş şehrinden çıkarken bataklıkları ve sıcağı yavaş yavaş geride bırakarak yolumuza devam ediyorduk. Çeşitli şehirlerde sohbet ettiğimiz İranlı memurlar maaşlarındaki düşüklükten şikâyet ediyorlardı ve ek iş yaptıklarını söylüyorlardı. Hatta Ücretlerin son yıllarda daha da düştüğünü ifade ediyorlardı.  Büyük görülen İran devletinin büyüklüğü halkına yansımamıştı. Halkın geçim derdi her yerde kendini gösteriyordu. Sıcaklığın yavaş yavaş düştüğü İlam şehrine doğru yol alırken burada hava sıcaklığı 20 derece indi. İlam’a şehrinin güzelliği bizi büyülemişti. Dağların ve ovaların bu kadar uyum içinde olduğu başka bir yer görmemiştim. Ahvaz’da Temmuz sıcaklığı yaşanırken İlam şubat serinliğini yaşıyordu. İlam’ın sırtını verdiği dağlarda yayla havası esiyordu. Şehrin manzara ve havasına doyum olmuyordu. İlam Şii Kürtlerin yoğun yaşadığı sakin bir şehirdi. İran’ın her noktasında görülen sakinlik ağır başlılık ve saygı burada da kendini gösteriyordu.

Zagros Dağları

 Zagros Dağ’larının eteğinde bir ressamın fırçasından kopup göze ve yüreğe bir ferahlık veren Hewreman bölgesini görmek için yola çıktık. Bu sarp dağlık bölgeye seyyahlar kartal yuvası adını vermişler. Hewreman’ın en yüksek noktası Şaho Dağı olup 3500 rakıma sahiptir. Bu Yöre halkı Kürtçenin Goranice ve Sorani lehçesiyle konuşmaktadır.

Hewleman’daki Gorani Kürt’leri bundan bin yıl önceki bir geleneği devam ettirerek ziyaret, ibadet ve zikir için ocak ayında bir araya gelirler. Bu bir araya gelişin sebebi Pir Şariyar’ı anmaktır. Biz aracımızla Zağros’ları aşarak buzullardan ve bozuk yollardan Hewreman evlerinin bulunduğu derin vadilerin yamaçlarına vardık. Vadilerin derinliklerinden yukardan aşağıya doğru basamakları andıran taşlardan yapılma evlerin yer aldığı bölge adeta bir taş ülkesini andırıyordu. Her evin damı aynı zamanda bir üstteki evin avlusunu oluşturuyordu. Sokaklar yine damların avlu olduğu yerlerde uzuyordu. Goranice de Hewraman “Bulutlu-yağmurlu-bereketli” yer anlamına gelmektedir. Aslında halk ağzında “Huraman” diye söylenir. Zerdüştlükte ise “Ateşin Yükseldiği Yer” anlamına gelmektedir.

Hewleman

Daha sonra yola devam ederek Merivan şehrine gece Zagros’ların son bölümünden ölüm yolundan sağ salim kurtulmuş gibi indik. Böyle heybetli dağları ömürde bir defa dahi olsa görmek gerçekten her şeye değerdi. Zagros’ların zirvesinden aşağı inerken karşımızda düz bir tepsi gibi duran Merivan’a varmıştık. İran’ın en büyük sıkıntılarından biri turizme hazırlıklı olmamasıdır. Merivanın tek kaliteli otelinde yer yoktu ve diğer oteller ise onuncu sınıf kadar kötüydü. O gece mecburiyetten otellerin birine yerleştik. Merivan,  İran’ın Kürdistan eyaletinin şirin bir şehriydi. Şehri güzelleştiren Zeribar Gölü dünyanın ikinci büyük tatlı su gölüydü. Aynı zamanda bu şehir Irak’a komşu bir şehirdi. Sazlıklarla beş buçuk metre derinlinde 5 kilometre uzunluğundaki Zeribar Gölü bir buçuk km enindeydi. Gölün çevresi geniş, düzenli bir parkla koruma altına alınmıştı.

Merivan Zeribar Gölü

On günlük yorucu ve tatlı bir seyahatten sonra rehberimiz Abdulkerim Bey’e çok teşekkür ederek sınır kapısından Türkiye’ye giriş yaptık. İran seyahatimizin sonunda gördüğümüz İran hayalimizdeki İran’dan kat be kat daha güzeldi. Seyahatten sonra, Andrew McCarthy’nin “Ne kadar uzağa gidersem kendime o kadar çok yakınlaşıyorum.” sözünü şimdi daha iyi anlıyorum. (SON)


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
Van'da 28-29 Kasım 2020 tarihinde vefat edenlerÖnceki Haber

Van'da 28-29 Kasım 2020 tarihinde vefat...

Van TDİ-OSB için çalışmalar hız kazandıSonraki Haber

Van TDİ-OSB için çalışmalar hız kazandı

Haber Yorumları

  • Ömer Yaşar01-12-2020 21:49

    Ne olursa olsun bütün gözlemlerinizi yazıya dökerek unutulmaz hale getirmişsiniz.Kaşif gibi gezdiğiniz tüm bölgeleri analiz ederek tecrübenizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ederim.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar