--°Van
DOLAR47,38
EURO53,95
GRAM6.168
ÇEYREK10.108

Misbah ERATİLLA yazdı: İran Anıları (II)

Misbah ERATİLLA yazdı: İran Anıları (II)
"Şehrin sırtını yasladığı dağa tırmandık ve demir parmaklıklarla çevrili bir yere geldik. Yan yana üç mezar, yerden yaklaşık on metre aşağıdaydı. Etrafı ağaç yapraklarıyla örtülüydü. Yukardan aşağıya baktığımızda mezarlar sanki hapis hayatı yaşayan üç mahpus gibi küskün bir şekilde duruyorlardı."

Mahabat şehrinin yerleşim alanının yarısına yakını park ve yeşil alanlardan oluşuyordu. Ayrıca şehirde elliye yakın banka şubesinin olmasına bir anlam verememiştik. Yöresel kıyafetlerle aristokrat görünümlü insanların olması ve özellikle yaşlı erkeklerin saç ve bıyıklarının boyalı ve giyim kuşamlarının temiz olması dikkatten kaçmıyordu. Mahabat, geçmişte yaşanan olayları hiç gündeme getirmeden gelenek, görenek ve kültürlerini eksiksiz yaşıyordu. 1946’da idam edilen üç kişinin mezarını ziyaret etmek için arabamıza bindik.

Şehrin sırtını yasladığı dağa tırmandık ve demir parmaklıklarla çevrili bir yere geldik. Yan yana üç mezar, yerden yaklaşık on metre aşağıdaydı. Etrafı ağaç yapraklarıyla örtülüydü. Yukardan aşağıya baktığımızda mezarlar sanki hapis hayatı yaşayan üç mahpus gibi küskün bir şekilde duruyorlardı.

Rehberimiz, bu mezarlarla ilgili olarak 22 Ocak 1946 yılında Çarçıra Meydanında Mahabat Cumhuriyetinin ilan edildiğini 17 Aralık 1946 yılında daha on bir aylık bir cumhuriyetken yıkıldığını söylüyordu. Ayrıca 31 Mart 1947 yılında Cumhurbaşkanı Kadı Muhammed Qazi, Başbakan Haci Baba Şeyh, Savunma Bakanı Kadı Muhammed Hüseyin Han Seyfi Qazi, Çarçıra Meydanında idam edilmiş. Mahabat halkı Kürtçenin Sorani Lehçesiyle konuştuğundan rehberimiz Abdulkerim Bey bize tercüman oluyordu.

Rehberimiz, Mahabat’ın yaklaşık 400 yıl önce şehirleştiğini söylüyor ve insanlarının medeni olmasını buna bağlıyordu. Ayrıca Mahabat Kürtlerinin dünyadaki diğer Kürtlerden genel olarak daha medeni olmalarını da buna bağlıyordu. Şehrin genel temizlik ve düzeni bir Avrupa şehrini aratmayacak düzeydeydi.

Mahabat’a doymadan yolculuğumuza devam edip Sakız şehrine doğru yola çıkıyoruz. Şehre girerken tüm İran şehirlerinde görüleceği gibi görkemli duble yolları ve bir ressamın fırçasından dökülmüş düzenli yeşilliklerle dolu bir şehir planı karşımıza çıkıyor. Sakız şehrinde rehberimiz Abdulkerim Beyin arkadaşı yazar, şair ve eğitimci İbrahim Bey bizi karşıladı. İbrahim Bey her İranlı gibi bizleri büyük bir misafirperverlikle kapıda karşıladı. Çay ve kahve ikramından sonra şehri gezmeye çıktık.

Sakız şehri görüntü olarak Mahabat’a göre daha yetersiz görünüyordu. Burada eski araç sayısı bir hayli çoktu. Sokaklar ve caddeleri elbisesi eski fakat temiz giyimli birilerini hatırlatıyordu.

İran otuz bir eyaletten meydana gelmiş Türkiye’nin toprak olarak üç katı kadar geniş topraklara sahip bir ülkedir. Biz de yolculuğumuza bu eyaletlerden biri olan Kürdistan eyaletinin baş şehri Senendej’e -Kürtçe ismi ile Sıne’ye- giriş yapıyoruz. Biz sıradan bir şehir beklerken muhteşem yolları, alt geçitleri ve rengârenk sokak lambaları ile göz kamaştıran bir şehir bulduk. Önce şehrin güvenilir ve modern bir oteli olan Şadi’ye gidip yerleşiyoruz. Şehrin modern yapılarını ve düzenini gördüğümüzde ağzımız açık kaldı. Hayalimizdeki İran ile gördüğümüz İran’ı bu şehirde mukayese ederek şok üstüne şok yaşıyorduk.

Otele yerleştikten sonra şehre bir tur attık. Şehir düzen ve görünüm olarak Ankara, Antep ve Kayseri’den farklı değildi. Sokak ve caddelerde gördüğümüz gençlerin saç kesimleri, giyimleri gençlerimizden farksızdı ve çok rahat görünüyorlardı. Şehrin dört bir yanındaki parklar, yeşil alanlar ve modern binalar göz kamaştırıyordu. Bu kadar yeşil alanın bakımı nasıl yapılıyor, şehri nasıl bu kadar temiz tutabiliyorlar diye kendi kendimize sormadan edemedim. Sabah erken saatte otelden ayrılarak yola devam ettik.

Şehir trafiğinde ise kim daha iyi direksiyon sallıyorsa onun aracı yol alıyordu. Burada araç sürmek ve yol almak zor mesele ama birkaç saat içinde İran trafiğine uyum sağlıyoruz. Senenje’deki otel odamızda namaz kılmak için çekmecedeki seccadeyi bulduğumuzda seccadenin hemen yanı başında yuvarlak bir taş dikkatimizi çekti. Şiiler namaz kılarken bu taşı secde edilecek yere koyup öyle namaz kıldıklarını öğrendik.

Nihayet tarihi bir şehir olan Hamedan’a gidecek yola girdik. Şehirlerarası yol trafik polisleri 5 km uzaktan hız ölçen dürbünlerle trafik kontrolü sağlıyordu. Yabancıların trafik kurallarına uymaması halinde pasaportlarını alıp kesilen cezayı merkezi bir şehre gidip bankaya ödemelerini istiyorlardı. Biz de zaman kaybımızı önlemek için hız sınırını aşmamaya gayret ediyorduk.

Yol kenarında uyarıcı levhaların olmaması yollardaki tehlikeyi artırıyordu. Ayrıca yol genişletme çalışmaları hiç yok denecek kadar azdı. Hamedan yolu boyunca tır ve ağır tonajlı araçların sayısı yağmur taneleri kadar çoktu. İran’da şehirlerarası yollarda trafik tehlikeli ve sıkıntılıydı. İran devleti hiç durmadan çalışırsa yirmi yıl sonunda ancak şehirlerarası yol ve tünel sorununu çözebileceğini tahmin ediyorum.

İran’da Şehir içi yollarla şehirlerarası yollar arasında dağlar kadar fark vardı. Şehirlerarası yollarda kilometrelerce yol alamıza rağmen bir dinlenme tesisleri rast gelemedik. Benzin istasyonları ise çok nadirdi. Bulduğumuz benzin istasyonları ise eski, bakımsız ve kirliydi.

Hamedan şehrine vardığımızda modern anlamda bir şehir havası ile karşılaştık. Rehberimiz bu şehrin ülke ekonomisine halı, ahşap, bakır işlemeciliği, meyvecilik ve tahıl üreterek katkı sunuyordu. İran ekonomisini sırtladığını söylüyordu.

Hamedan şehrini dünyaya tanıtan, şöhreti ve yaptıkları güneş gibi her yerde görülen İbn-i Sina’yı ziyarete gidiyoruz. İbn-i Sina, şehir merkezinde yüksek bir kaide üzerine oturtulan beyaz heykeli ile her yerden kolayca görülüyordu. Heykelin arka tarafında ise geniş bir park ve müze vardı. Buraları gezdikten sonra şehrin diğer bir köşesinde ise geniş bir alan üzerinde kurulu olan Baba Tahir Üryan türbesini ziyarete gittik. Baba Tahir Üryan; Ömer Hayyam, Yunus Emre, Mevlana Celaleddinî Rumî, Feqîyê Teyran, Melayê Cizîrî ve Ehmedê Xanî gibi birçok şairi, mutasavvıf kişiyi etkileyen bir şairdir. Şair ve mutasavvıf velilerden olan Baba Üryanı bir misafir olarak ziyarete gitmiştik. Geniş bir yeşil alan ortasında adına layık bir türbe ve mesire alanı vardı. Baba Tahir Üryanın türbesinde Fatiha okurken o bize bir şiiriyle şöyle sesleniyordu:


Bugün lâle görülür, yarın da hâzân olur.

Karanlık bir çukurun adın kabir koyarlar

                                           Bana derler ki budur senin evin.

                                           Dünya malının hepsi yanmalıdır

                                           Dünya malından yüz çevirmelidir

                                           Bugün yüreğinde olan derd ile gamı

                                           Mahşer günü için toplamalısın.

 

Baba Tahir Üryan’ın mısraları yüz yıllar sonra hala sıcaktı ve yürekleri ısıtıyordu. Seyyah yolunda gerek diyerek yolla devam ettik. Şimdi ömrüm boyunca en çok görmek istediğim şehirler arasında yer alan İsfahan’ın yolunu tuttuk. (Devem edecek)


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
Dolar ve euro haftaya nasıl başladı?Önceki Haber

Dolar ve euro haftaya nasıl başladı?

Van'da 8 Kasım 2020 tarihinde vefat edenlerSonraki Haber

Van'da 8 Kasım 2020 tarihinde vefat eden...

Haber Yorumları

  • ihsan pilatin10-11-2020 06:44

    Çok güzel olmuş Hocam. Ellerine sağlık.

  • Ömer YAŞAR09-11-2020 19:04

    En çok da şiilerin namaz secde taşı bölümü bilmediğim bi konuydu, yüreğinize sağlık müdürüm... Yazının devamını merakla bekliyorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar