
Ne zaman Türkiye'ye gitsem, aşağıda söyleyeceğim şeylere bir biçimiyle tanık oluyorum.Özellikle Türkiye'de herkes her şeyi biliyor, herkes her konuda konuşuyor.Doktora gittiğinde bile doktorun hangi ilaçları yazması gerektiğini söyleyenlerin sayısı hiç de az değil.Herkes herkesin sözünü kesiyor, söz kesmenin bir saygısızlık olduğu aklına bile gelmiyor.Her ne sorarsan sor hiç kimse bilmiyorum demiyor, “bilmiyorum” demenin ayıp olduğunu düşünüyorlar.Konuşunca herkes bağırıyor, bağırınca daha iyi anlaşılacağını düşünüyor.Kimse kimseye soru sormuyor , kazara sorsa bile ,sen daha cevabını vermeden o kendisi veriyor.Herkes herkese akıl veriyor, herkes her konuda kendini uzman görüyor. Okumuyor, araştırmıyor, uzmanlaşmıyor ama konuşuyor.Kimse kimseyi dinlemiyor, dinler gibi yaptığında bile anlamak yerine vereceği cevapla meşgul oluyor.Biri konuşup diğeri dinlemiyor, herkes beraber konuşuyor. Bu yetmezmiş gibi bir de Tv sürekli açık bırakılıyor, bir de o konuşuyor.Konuşunca konuştuğu kişinin gözüne bakmıyor ortaya konuşuyor, çünkü konuştuğu kişiye değil konuşmaya önem veriyor.İnsan duyarak, bakarak, dokunarak, konuşarak, hissederek, empati ve sempatiyle bir insanı anlar ya da kendini bu yöntemlerle başkasına anlatmaya çalışır.Türkiye'de insanlar her sorunu sözcüklerle ifade etmeye çalışıyor ve sözcüklerle sorunları çözmeye çalışıyor. Sözcüğün yetersiz kaldığı yerde ise şiddet devreye giriyor.Kim ne derse desin bence Türkiye’deki asıl sorun budur. Çünkü Üretmenin, değiştirmenin, muhakemenin, kendini ve sistemi geliştirmenin yerine sadece konuşan (kendi evinin içinde) bir toplum ne ekonomik ne de hak ve özgürlükler açısından ilerleme sağlayamaz.5 Haziran 2020Ali Biçer












































Yorum Yazın