--°Van
DOLAR47,38
EURO53,95
GRAM6.168
ÇEYREK10.108

Ali Biçer yazdı: ŞEYTANIN AŞÇILIĞI VE KÜRTLERİN YARATILIŞI

Ali Biçer yazdı: ŞEYTANIN AŞÇILIĞI VE KÜRTLERİN YARATILIŞI
"(...)Güzel bir hayat başkalarının yıkılan hayatları üzerinde kurulmayacağına göre, güzel bir yemek de kanı akıtılan, canı alınan başka bir canlının eti ile pişirilemez. Pişirilse bile o bir biçimiyle vücudumuzu zehirler."

Âdem ve Havva bildiğimiz gibi cennet ‘ten kovulmalarının nedeni şeytanın teşvikiyle onlara yasaklanan meyveyi yemeleridir. Yani yemekten dolayı günah işlemiş ve yemekten dolayı cennet ‘ten kovulmuşlardır. Ah o yemek; Hayatımızda ne kadar çok belirleyici. Alevilerde Âdem ve Havva’ya yasaklananın bir meyve değil, buğday olduğu söylenir. Buğday yedikleri için cennetten kovulduklarına inanırlar. Cehennem dediğin şeyse buğdayı ekme, biçme, sapı- samanı taneden ayırma, öğütme, pişirme eyleminden başka bir şey değildir. Bir dürüm ekmeği yemek için bu kadar zahmet ve emek vermek gerekiyor. Bu durumun cehennem olarak değerlendirilmesi hiç de yanlış değil. Bilindiği gibi buğdayın vatanı Anadolu ve Mezopotamya’dır, yani Alevilerin yaşadığı coğrafya…

KAYİN VE HABİL

Âdem ve Havva’nın ilk oğlu olan Kayin kardeşi Habil’i öldürür. Bu olay da yemek ile ilgilidir. Daha doğrusu veganlarla etçillerin çelişkisini simgeler. Bu çelişki insanlık tarih kadar eskidir. Bir anlamda tarım ile göçebeliğin birbirleriyle çelişme anekdotudur. “Habil çoban oldu, Kayin ise çiftçi. Bir gün Kayin toprağın ürünlerinden RAB‘be sunu getirdi. Habil de sürüsünde ilk doğan hayvanlardan bazılarını, özellikle de yağlarını getirdi. RAB Habil’i ve sunusunu kabul etti. Kayin’le sunusunu ise reddetti.” Bu küçümseme yani Rab’bın hayvanın kanını, canını ve yağını meyve, sebze ve tahıl ürünlerine tercih etmesi Kayin’de öfke yaratır ve Kayin kardeşi Habil’ i öldürür. Bu bir anlamda köy ile göçebelik çelişkisinde, köylülüğün göçebeliği öldürdüğü ve köylülüğün kazandığını gösteriyor.

ŞEYTANIN AŞCILIĞI

Ünlü İran şairi Ebu’l-Kasım-i Firdevs’i (940-1020), “Şahneme” adlı eserinde eskiden “İnsanlar yalnız yeşillikle beslenirdi “der. Yani insanlar vegandı. Ama bir gün şeytan çıka gelir. Dönemin yarım akılı şahı olan Dehhak’ın huzuruna çıkar. Çok iyi bir aşçı olduğunu ve bu aşçılık sanatını Dehhak için kullanmak istediğini belirtir. Dehhak “madem kendini bu kadar çok övüyorsun buyur yap da görelim” diyerek şeytanı aşçı olarak saraya alır. Şeytan işe başlar

“O pis yaratılmış şeytan düşündü ve hayvanları öldürmeyi tasarladı. O güne kadar Dehhak‘ı bilmediği tatlarla buluşturdu. İlk gün yumurtalarla, ikinci gün Keklik ve Sülün etleriyle, üçüncü gün oğlak ve kuzu etleriyle yemek yaptı. Her seferinde Dehhak çok mutlu oldu, bu yeni tatları tatmakla. Dördüncü gün şeytan genç bir öküzün sırt kısmındaki etleri gülsuyu, yıllanmış şarap ve miskle pişirip getirince Dehhak’ın sevinci doruğa çıktı.”

Dehhak elini yemeğe uzatıp da yiyince bu akıllı adamın zanaatına hayran kaldı. Bunun üzerine “Ey iyi ahlaklı ve güzel insan, dile benden ne dilersen” dedi. Şeytan, dünya malında gözü olmadığını ama eğer şah izin verirse omuzlarını da öpmek istediğini söyler. Oysa geleneklere göre bir şahın omuzundan ancak bir şah öpebilirdi. Dehhak “ben insanların şahı isem sen de aşçıların şahısın” der ve şeytanın omuzlarından öpmesine izin verir. Şeytan Dehhak’ın omuzlarından öper öpmez ortadan kaybolur.

KÜRTLERIN YARATILIŞI

Şeytan ortalıkta kaybolduktan kısa bir süre sonra, Dehhak’ın iki omzunda iki kara yılan çıktı. Dehhak buna çok üzüldü ve buna çare olarak iki yılanı omuzları üzerinden kesti. Ama iki yılan yeniden yeşeren bir ağaç dalı gibi tekrar çıktılar. Dönemin hiçbir doktoru ve büyücüsü buna çare bulmadı. Sonra doktor kılığında şeytan tekrar çıkagelir. Der ki “Bunlara dokunma, sen kestikçe onlar daha güçlü yeniden çıkar ve daha agresif olurlar. En iyisi mi sen onları besle hem de insan beyniyle. Bunları ancak insan beyni uyuşturup sonuçta öldürebilir.” Dehhak anlar ki “dert de derman da ağlanacak durumdadır.”

Şair hikâyesinin burasında bir not düşer ve der ki “Şeytanın bunu yapmakta amacı, dünyayı insanlardan temizlemekti.” Belki dünyayı insanlardan hemen temizleyemedi ama sonradan ne olduğunu şu dizlerle ifade eder. “Her tarafta savaşlar ve taşkınlıklar baş gösterdi… Akılı adamların iyi yönetim ve idareleri yeryüzünden kalktı, akılsızlar her yerde amaçlarına ulaştı. Bilge ve erdem hor görüldü, bunların yerini hilekârlık aldı. Doğruluk gizlendi, körlük ortaya çıktı…” Yemeğin insanoğlunu soktuğu duruma bakın.

Dehhak’ın aşçıları ister halktan ister soylulardan olsun biri kız biri erkek olmak üzere iki genci alıp, götürüp beyinlerini çıkarıp Dehhak’ın yılanlarına yiyecek yaptılar. Aslında Dehhak çok adaletsiz de değilmiş, sadece fakirlerde değil zenginlerde (soylularda da) çocuk almış. Öyle bir gün oluru ki kimse bu işi yapmak istemez hale gelir.

Sonra halk arasında iki soylu genç bu soruna çözüm bulmak için Dehhak’ın sarayına aşçı olarak girerler. Her gün iki genci getirip kesip beyinlerini yılanlara yedirme işini üzerlerine alırlar. Her gün getirdikleri iki gençten birini gizli olarak dağa bırakıyor, diğerinin beynini bir koyunun beyniyle karıştırıp, yılanlara veriyorlar. İnsan beynine alışmış yılanlar bu duruma biraz huysuzlansalar da yemeğe devam ederler. Böylece her ay otuz genç dağlara bırakılmış oldu. Birkaç yıl sonra bu gençlerin sayıları binleri buldu. İşte bugünkü Kürt kavminin aslı bunlardan türediği söylenir.

ET VE ÇOCUKLUĞUM

Çocukluğumun ilk yılları neredeyse tam feodal bir ortamda geçti. Bu ortam Anadolu’da bir yerdi. Daha önce bu yerde Hititler (MÖ. 2000-600), Sümerler, Asurlar, Persler, Bizanslar ve Romalılar yaşamıştı. Hititler kendi dönemlerinde ballı, bezelyeli, peynirli, yağlı, acılı, narlı, biralı ve baharatlı gibi 180’den fazla ekmek çeşidi yapmışlardı. Bugün biz o kadar çeşit ekmeği yapamıyoruz.Ayrıca yaptıkları bu ekmekleri tanrılara kurban olarak da sunmuşlardı. Özellikle Alevi Kürtler arasında ekmeği kurban olarak (Ewrişk) sunma geleneği halen sürer. Ayrıca ekmeğe de büyük bir kutsallık veririler. Kuran ve Allah adını anmaktan çok ekmeğin adını anarak yemin ederler. “Bu ekmek gözümü kör etsin”, “Bu ekmek beni çarpsın” yeminleri ünlüdür. Bilindiği gibi İslam’da hayvan kurban etmek yaygın bir gelenektir. Sadece Kurban Bayramı’nda değil, herhangi bir dileği olan, Allah ya da herhangi bir ziyarete adak adayan, günü geldiğinde kurbanını keser. Fakirliğin bir ürünü mu yoksa hümanistliğin mi bilmiyorum, Kürtler bazı adaklarını vegan ya da vejetaryen olarak, tıpkı Hititler döneminde olduğu gibi kurbanlarını ziyaret ve kutsal buldukları yerlere sunuyorlar.

Tekrar çocukluğuma dönersem. Benden iki kuşak önce yani dedem ve nenem yazın geceleri kendileri damın üstünde hayvanları evin yanındaki çitin içinde uyurlarmış. Geceleri, şimdiki gibi ne elektrik lambası ne de gaz lambası varmış hata idare sözcüğüne kaynaklık eden o küçük idare lambaları bile yokmuş. Işık gerektiğinde çıra yani yağlı çam ağaçlardan kestikleri çıtaları yakarak aydınlık sağlarlarmış. Kışın da aynı çatı altında hayvanlar bir tarafta kendileri de bir tarafta yaşarlarmış. Aile kavramı hayvanları da içine alan bir kavrammış. Çocukluğumda, çok iyi hatırlıyorum: köyde fakir ya da zengin, hiç kimse, hadi canımız et istiyor diye bir hayvan keselim dediklerine şahit olmadım. Et yemek için hayvan kesilmezdi. Evdeki hayvanlar da evdeki insanlarla neredeyse eşit derecede muamele görürülerdi. Ve hayvanlar çok değerliydi. Bir aile fakirse o evin sadece insanı değil hayvanı da o fakirlikten nasibini alıyordu. Hayvan ile insan arasında sanki bir dayanışma vardı. Biri barınak veriyor besliyor diğeri de onu sütünden, yumurtasından, yününden faydalandırıyordu. Herkes kendisinden bir parça ailenin geçimine katıyordu. Peki hiç mi hayvan kesilmiyor muydu? Kesiliyordu! Hayvan çok yaşlanmışsa, hasta ama hastalığı bulaşıcı değilse ya da bir düğün dernek, bayramsa. İşte o zaman insanlar et yiyebiliyordu. Sonuçta insan da ölüyor ya da öldürülüyordu. Aile sadece hayvanlarını değil kimi zaman insanlarını da kayıp ediyordu.

ET VE KAPİTALİZM

1918 yılında İstanbul’da kadınlara yönelik yayınlanan bir yemek dergisinde yayınlanan “Et mi yemeli ot mu?” adlı yazıda, 1840 senesinde Fransa köylüsünün ancak senede bir kere et yiyebildiğini yazıyor. Bugün Avrupa ülkelerinde yılda kişi başına tüketilen et oranı 100 kg. Türkiye’de ise, sanırım bu oran 70-80 kg. Buraya kadar anlattıklarımdan görüleceği gibi, feodal ve feodal öncesi toplumlarda insanlar hayvanların etinden, sütünden, derisinden, yününden ve gücünden faydalanıyorlardı, ama her şeye rağmen insanla hayvan arasında bazı duygusal bağlar vardı. Bu sadece bizim ülkemizde değil bütün dünyada aşağı yukarı böyleydi. Kapitalizm, özellikle de günümüz yaşama biçimi hayvanı tamamıyla bir tüketim, yani para meta ilişkisi içinde görmekte ve değerlendirmektedir. Hayvanları canlı bir varlık olarak değil bir tüketim, bir fabrika ürünü olarak düşünmektedir.

BİRAZ FİLOZOFİ VE ANAKDOTLAR, ET VE SAĞLIK

“Sağlık sebepleri dolaysıyla ben bir vejetaryenim. Kendi sağlığım için değil tavuğun sağlığı için” diyor bir düşünür. Öldürmenin, bırakın bir hayvanı, bir çiçeği sırf güzel olduğu için koparmanın vahşi bir şey olduğunu, insanların bilmesi için benim anlatımıma gerek yok. Ölüm kendini öldürene, kendi ölüsünden fayda sağlayanlara kendini hissettirir. Sırf kesilmek için beslenen bir hayvan bu durumu his eder. O kötü koşullarda beslenen canlının mutsuzluğu emin olun her hücresine siner. Ve yediğimiz her parça et bize negatif bir enerji yüklüdür. Antibiyotikler ve çeşitli ilaçların da yediğimiz et aracılığıyla vücudumuza geçtiğine hiç değinmiyorum. Bir çoğumuzun bir türlü kurtulamadığı, içimizdeki tatminsizliğin ve huzursuzluğun nedeninin, etini yediğimiz öldürülmüş canlıların içimizdeki ruhlarının varlığı olabileceği hiç aklımıza gelmez. İçimiz hayvan mezarlığı gibi. Bu ruhlar tıpkı fazla kilolarımız gibi bize yük oluyor, sağlığımızı bozuyor ve bizi çirkinleştiriyor. Hippokrates’ ın dediği gibi “yiyecekleriniz ilacınız, ilacınız yiyecekleriniz olsun.”

SEVGİ BAHARATI

Evet alırken, pişirirken, yerken dikkatli olmak gerek. Ben bazen yemek yaparken insanlar yemeğin ne kadar güzel olduğunu överler. O zaman ben de o insanları övüyorum; çünkü iyi bir yemek için iyi bir malzeme, iyi bir aşçı ve yediği iyi yemeğin farkına varan bilinçli bir yiyici gerekiyor. Hepimiz annelerimizin iyi yemek yaptığını hatırlarız. Aslında çoğunlukla anneler çok kötü yemek yapar. Nedeni de zamanlarının azlığı ve stresli bir yaşamalarının oluşudur. Ama yaptıkları yemeği çocukları için yaptığını bildikleri için sevgiyle yaparlar. İşte bu yüzden annemizin evinden başka hiçbir restoranda alamadığımız lezzetin nedeni sevgi baharatının eksikliğidir. İyi bir yemek yapmak istiyorsanız, yemek tariflerine birebir uygulayarak değil onlardan, ilham alarak yapın. Çeşitli nedenlerden dolayı, yemek tariflerinden yazılan, birçok malzemeyi bulunmayabilirsiniz, ama olsun, eğer sevgi baharatını bolca katarsanız inanın o yemek mutlak çok lezzetli olacaktır. Biz yemek tariflerini ilaç reçetesi gibi birebir uygulanması için değil ilham kaynağı olması için yazdık. Bir de yemeğe sevgi katmak da yetmez yemeği de sevmek gerek “Yemek aşkından daha samimi başka bir aşk düşünemiyorum” B. Shaw

TEKRAR ŞEYTAN

Yukarıda anlattığımız hikayelerde gördüğümüz gibi, konu yemek olunca şeytan da orada oluyor. Çünkü yemek hayat demek. Yemek ayakta, hayata kalma mücadelesi demek. Yemeğin olduğu yerde adalet ve adaletsizlik olur. Yemeğin olduğu yerde barış ve savaş olur. Toplumsal çelişkilerin en temellerinden bir yeme iç güdüsü ve toplumun bunu nasıl düzenlediğidir. Boşuna dememişler “Bir yer biri bakar kıyamet bundan kopar “diye.

Âdem ve Havva öldüklerine göre şeytan da ölümlüdür. Ama ne yazık ki her dönemde ve her kültürde yeni şeytanlar ortaya çıkıyor. Her çelişki kendi şeytanını yaratıyor. Ben öyle hissediyorum ki, çağımız şeytanı yemekle ilgili diyor ki; lezzet ne ot da ne de ettedir, lezzet yemeklerinize katacağınız baharatlardadır. Ve emin olun artık şeytanın bile günümüzde canlılara uyguladığımız zülüm karşısında yüreği sızlıyordur. Onun için diyor ki yemeklerinizi hayvan ürünlerinizle değil, baharatlarla tatlandırın, şeytani tatlar et de değil otlarda, bitkilerdendir. En büyük lezzetleri baharatlar kullanarak elde edebilirsiniz.

BİR ÇOCUK OYUNU

Toplumdaki et yiyicilik, sadece bir beslenme alışkanlığı değil, ne yazık ki tarihsel ve kültürel bir olaydır aynı zamanda. Vegan bir Kürt kadın olan Elida Zerri; (beş parmak gösterilerek) oynanan geleneksel bir çocuk oyununu nasıl değiştirmek zorunda kalmış. Oyunun orijinali: Bir kuş gelip konmuş buraya. Bu yakalamış. Bu kesmiş. Bu pişirmiş. Bu yemiş. Bu da demiş: Ben de, ben de, ben de...) Elida Zerri: -"Bir kuş gelip konmuş buraya. Bu yakalamış. Bu sevmiş. Bu oynamış. Bu öpmüş. Bu da demiş: Ben de, ben de, ben de..." .... Ve diyor ki; “Vegan olunca mecburen tüm oyunları, tüm masalları ve tüm şarkıları veganlığa uyduruyorsunuz.” Haklı çünkü günümüz kültürü sevgi değil yok etme üzerine kurulmuştur. Birbirimize karşı empati yok ki hayvanlara ve canlılara karşıda gösterelim. Hem yumurtanın fabrikada çıktığını sanan bir çocuk nasıl empati yapabilir ki.

BİR VEGAN’IN VEGAN OLDUĞUNU NASIL ANLARSINIZ?

10 yaşındaki kızım Ada Ronya bir gün bana “Bir Vegan’ın Vegan olduğunu nasıl anlarsın?” diye sormuştu. Ben, nasıl anlayacağıma dair, derin derin düşünürken, “Düşünme” dedi “onlar kendileri söylerler!”

Bu kez, neden kendileri söylerler diye düşündüm.

Aslında cevap çok açıktı: Vegan ya da Vejetaryen olmanın çağımızın ve geleceğin insanı olmanın en temel özelliklerinden biri olduğunu biliyorlar. Günümüzün en temel devrimci duruşlarından biri budur.

“Güzel bir yemek yemeden iyi düşünebilen, sevebilen ya da iyi bir uyku çekebilen kimseyi tanımadım.” (V. Woolf)

Güzel bir hayat başkalarının yıkılan hayatları üzerinde kurulmayacağına göre, güzel bir yemek de kanı akıtılan, canı alınan başka bir canlının eti ile pişirilemez. Pişirilse bile o bir biçimiyle vücudumuzu zehirler.


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
Vanspor teknik direktörü Zeki Yılmaz olduÖnceki Haber

Vanspor teknik direktörü Zeki Yılmaz old...

Belediye, ücretsiz hizmet verdiği öğrencileri AK Parti'ye üye yaptı mı?Sonraki Haber

Belediye, ücretsiz hizmet verdiği öğrenc...

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar