
"(...)Bugüne kadar hiçbir kadın katilinin yani erkeğin annesi ve bacısı tarafından eleştirildiğini okumadım, varsa da istisna. Genelde hep kurbanı suçlarlar, kurban dediğimiz hemcinsleri yani. Kurban ile empati yapmıyor, bir an katledilen kadının yerine kendini ya da kız evladını koyup düşünemiyorlar. Ne yazık ki egemen cins düşüncesi, yani erkek egemen kültürü artık genelde kadınlar tarafından da benimsenmiş ve “doğruluğu” kabullenilmiş durumda. Bu bir cinsin kültürü değil toplumun kültürü olmuş. Asıl drama bu!"
Egemen cinsten çok beni egemen düşünce korkutuyor. Örneğin oğlu tacizci bir anne sırf oğludur diye arkasında durduğu sürece, kız kardeş sırf kardeştir diye arkasında durduğu sürece biz bir adım ilerleyemeyiz.
Bugüne kadar hiçbir kadın katilinin yani erkeğin annesi ve bacısı tarafından eleştirildiğini okumadım, varsa da istisna. Genelde hep kurbanı suçlarlar, kurban dediğimiz hemcinsleri yani. Kurban ile empati yapmıyor, bir an katledilen kadının yerine kendini ya da kız evladını koyup düşünemiyorlar. Ne yazık ki egemen cins düşüncesi, yani erkek egemen kültürü artık genelde kadınlar tarafından da benimsenmiş ve “doğruluğu” kabullenilmiş durumda. Bu bir cinsin kültürü değil toplumun kültürü olmuş. Asıl drama bu!
Kadın katliamının bir türlü durdurulmamasının en önemli nedenlerden biri de bu; yani kadın katilinin, yanında, kendisini destekleyen kadınları bulması. Bu erkeğin evde bulaşık yıkayıp yıkamamasından, çamaşır asıp asmamasından çok daha iç karartıcı ve yürek yakıcı.
Bu durum yeni değil. Yunan antik mitolojisinde de yeri var. Analık hukukundan babalık hukukuna geçişin hikayesi anlatılır. Homeros’un, İlyada’nın büyük kahramanı, Truva savaşından dönen ünlü komutan, krallar kralı Agamemnon evine geldikten kısa bir süre sonra öldürülür. Truvallıların, yani Hektor’un, Paris’in savaşta yenemediği Agamemnon’u karısı yenmiştir. Rivayete göre Klytemnestra sevgilisi Aigisthos’a duyduğu sevgi yüzünden öldürülmüştür, o yenilmez ve ölümsüz diye bilinen Agamemnon’u.
Bilindiği gibi Aiskhylos, Oresteia adlı eserinde, analık hukukundan babalık hukukuna geçişi dramatik bir şekilde gösterir. Aiskhylos’un “Agamemnon” oyununda, Klytemnestra ısrarla kocasını, Truva savaşına gitmeden önce savaşı kazanmak için, kızını tanrılara kurban ettiği için öldürdüğünü söyler. İster sevgilisi için isterse kızı için olsun sonuçta kocasını öldürmüştür.
Klytemnestra’nın Agmemnon’dan olan oğlu Orestes babasını öldürdü diye annesini öldürür. Cinayeti Apollon’un işlettiği söylenir.
Mahkeme kurulur; Apollon savcı Athena da (büyük kadın tanrıça) baş yargıç rolünü üstlenir. Athena bütün tarafları dinler. Mahkemede bir nevi jüri konumunda olan Erinyeler var. Bunların görevi kandaşlar arasındaki cinayeti izlemektir. “Analık hukukuna göre en ağır, en bağışlanmaz cinayet bir annenin öldürülmesidir.” Orestes’in annesini öldürmekten dolayı ölümle cezalandırılacağını anlayan Apollon, Orestes’in haklılığını savunur, destek çıkar. Yargıç Athena işin içinde çıkmayınca Atina Yargıçlarının oyuna başvurur.
Atina yargıçlarından gelen oylar yarı yarıyadır. Yarısı anneyi diğer yarısı annesini öldüren Orestes’i haklı bulmaktadır. Bu durumda yargıç –başkan konumunda olan tanrıça- Athena’nın oyu sonucu belirleyecektir. Aslında mahkeme kadın ile erkeğin egemenlik savaşına dönüşmüştür. Orestes suçlu bulunursa ana hukuku devam edecek, suçsuz bulunursa ana hukukunun yerine erkek hukuku geçecektir. Artık soy zinciri anneye göre değil babaya göre belirlenecektir. Kadın ikinci sınıf olacaktır. Athena oyunu Orestes’den yana kullanır. Büyük tanrıçanın kendi cinsine karşı işlediği ihanetin sonucunda analık hukuku karanlıkta batarken babalık hukuku şafakta doğmaya başlar. Hani ağaç baltaya demiş ya “Sen beni kesmezdin ama sapın benden!”
Ali Biçer














































Yorum Yazın