
"(...)İçinde bulunduğumuz aileyi, çevreyi, dostları, şehri, ülkeyi, bizi rahatsız eden alışkanlıklarımızı, hatta eşi ve çocukları bırakıp, yeni bir yerde mücadeleye ve hayata başlamak."
Başını alıp gitmek!
Zaman zaman hepimizin aklından geçer.
İçinde bulunduğumuz aileyi, çevreyi, dostları, şehri, ülkeyi, bizi rahatsız eden alışkanlıklarımızı, hatta eşi ve çocukları bırakıp, yeni bir yerde mücadeleye ve hayata başlamak.
Sanki, o zaman orada her şeye, yeniden başlayacağız gibi bir hayal kurarız.
Önceki gibi istemediğimiz işlerde çalışmayacağız, istemediğimiz dostlukları kurmayacağız, sırtımızı dayadığımız un çuvalı değil dağlara olacak ,dostluklar içiten sevinçler derin olacak ve yanlış aşklar yaşamayacağız gibi bir duyguya kapılırız.
İyi de giderken başımızı beraberimizde götürmüyor muyuz? Burada biraz durmak lazım. İşte beraberimizde götürdüğümüz o başımızın içinde geride bıraktığımızı sadığımız her şeyi onun içinde beraberimizde götürüyoruz.
Büyük bir olasılıkla o yeni yerde kuracağımız hayat ve vereceğimiz mücadele bırakıp geldiğimiz hayattan ve mücadeleden farklı olmayacak.
Köylerini bırakıp büyük umutlarla İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlere göçenler kendi köylerindeki gibi bir hayat kurmuyorlar mı?
Almanya, Avusturalya, Amerika’ya göçenler oralarda gettolarını kurup kendi ülkesindeki gibi yaşamaya çalışmıyorlar mı? Zamanla kendi ülkesindeki insanların yaşamlarının bile gerisine düşüyorlar.
Demek ki sorun, yeri değiştirmekte değil, kafayı değiştirmekte.
Bizde bir Atasözü var der ki; “Ker çû seferê hat kerê berê.” Eşek sefere gitti, geldi ki aynı eşek. Yani bir yere gitmekle eşek eşikliğinden kurtulmuyor.
Ben yine de diyorum ki gitmek istiyorsanız gidin! En kötü olasılıkla geri dönmenin tadını yaşarsınız.
24 AGUSTOS 2022 / ALİ BİÇER














































Yorum Yazın