
10 Ocak’ta selam olsun; baskıya, sansüre ve karanlığa karşı kalemini halktan yana tutan tüm basın emekçilerine.
10 Ocak, Türkiye’de basın emekçilerinin örgütlü mücadelesinin bir kazanımı olarak tarihe geçti. 1961 yılında kabul edilen 212 Sayılı Yasa ile gazeteciler ilk kez ekonomik ve sosyal haklara kavuştu; bu nedenle gün “Çalışan Gazeteciler Bayramı” olarak anılmaya başlandı. Ancak bu bayram uzun sürmedi.
12 Mart askeri müdahalesiyle birlikte gazetecilerin kazanılmış hakları budandı, “bayram” ifadesi bilinçli biçimde metinlerden silindi, geriye yalnızca “Çalışan Gazeteciler Günü” kaldı.
Aradan geçen 65 yıl, gazeteciler açısından ilerlemenin değil, sistematik bir gerilemenin tarihi oldu. Bugün 10 Ocak, ne yazık ki bir kutlama günü değil; meslek onurunu, basın özgürlüğünü ve emeğin hakkını savunma günüdür. Gazetecilerin iş güvencesi ortadan kaldırıldı, sendikalaşma hakları fiilen engellendi, keyfi işten çıkarmalar olağan hale getirildi. Derinleşen ekonomik krizle birlikte sefalet ücretleri ve güvencesiz çalışma koşulları medya sektörünün “normali” haline getirildi.
Basın özgürlüğü açısından tablo ise daha da karanlık. Türkiye, 2025 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 159. sırada yer alıyor. AKP’nin iktidara geldiği dönemde 99. sırada olan Türkiye’nin 24 yılda 60 basamak gerilemesi, basının hangi kuşatma altında olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bugün gazeteciler yalnızca doğru haberi halka ulaştırdıkları için gözaltına alınıyor, yargılanıyor, tutuklanıyor.
İktidarın basına bakışı net: Halkın haber alma hakkı değil, kendi siyasal ve ekonomik çıkarları esas alınıyor. Kamu yararı adına gazetecilik yapanlar sansürle, oto-sansürle, davalarla, ilan ambargolarıyla ve yoksullukla terbiye edilmek isteniyor.
Muhalif olup hakkında soruşturma açılmayan gazeteci neredeyse yok. Medya, işsizliğin en yüksek olduğu sektörlerden biri; çalışanlar ise ağır siyasi baskı altında, güvencesiz koşullarda mesleklerini sürdürmeye zorlanıyor. Gazeteler kapatılıyor, televizyon kanalları karartılıyor, internet siteleri erişime engelleniyor. İktidarı rahatsız eden her haber, anında yayın yasağıyla karşılaşıyor.
Ancak bütün bu kuşatmaya rağmen bir gerçek değişmiyor:
Hakikatin peşinden vazgeçmeyen gazeteciler var. İktidarın söylediklerini değil, söylemediklerini haber yapanlar var. Gösterilenin arkasındaki gizlenen gerçeği açığa çıkarmaya çalışanlar var. İşkenceyi, talanı, yalanı, yağmayı araştıran ve halka ulaştıran gazeteciler var. Tüm risklere rağmen kalemini eğmeyen bu insanlar, bu ülkenin gelecekteki özgürlük ve demokrasi umududur.
Çünkü gazetecilerin sustuğu, boyun eğdiği, biat ettiği bir ülkede gerçeğe ulaşmak neredeyse imkânsız hale gelir. Özgür basın olmadan demokrasi olmaz; sendikal örgütlenme, güvenceli çalışma ve insanca yaşam koşulları olmadan da özgür basından söz edilemez.
2026 yılının 10 Ocak’ında da ne yazık ki kutlanacak bir tablo yok. Gazeteciliğin neredeyse yapılamaz hale getirildiği, gerçekleri yazanların ya esaretle ya açlıkla terbiye edilmeye çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Bu yüzden 10 Ocak’ın gerçek anlamıyla bayram olarak kutlanabilmesi, ancak gazetecilerin özgür, güvenceli ve onurlu koşullarda çalışabildiği bir ülkede mümkün olacaktır.
Bugün yapılması gereken bellidir: Çalışan, çalıştırılmayan, rehin tutulan, sürgün edilen tüm gazeteciler için dayanışmayı büyütmek. Hakikatin izinden ısrarla yürüyen basın emekçilerinin yanında durmak. Özgür basın ve demokratik bir ülke için her alanda birlikte mücadeleyi yükseltmek.
10 Ocak’ta selam olsun; baskıya, sansüre ve karanlığa karşı kalemini halktan yana tutan tüm basın emekçilerine.
Nureddin Şimşek








































Yorum Yazın