
"Gotik öykü türünün olay örgüsünü diğer öykü türlerinden ayıran bir yapısı vardır: Her şeyden önce güç, şehvet, para, şöhret gibi amaçlar peşinde koşmak örgünün temel özelliğidir. Amaca ulaşmak için haklı-haksız ayırdına bakılmaksızın masum insanlar ahlak dışı ve şiddet uygulanarak kovalanır; sonuç sadece bir tek karakterin bilinci üzerinde odaklanırken diğer karakterler fona itilir."
Bir öykü yazarı düşünün: Öykülerini güçlü bir etki yaratması için acayip, tuhaf ve grotesk tarzla oluşturması gerektiğine inanarak yazmış olsun ya da diğer bir adla Barbar sanat denen Gotik sanatın bir ögesi olan grotesk tarzı öykünün olmazsa olmazı yaparak “Gotik-korku”yu edebi türe dönüştürme çabası içinde bulunsun.
Mimari tarz, Rönesans’ı başlatma, çağ kapatma-çağ açma, güldürü tarzı, Latin sanatına tepki, romanesk sanatında değişim sonrası ortaya çıkma gibi terim ve kavramları bir yana bırakarak bakmalı grotesk tarz ve ögesi olduğu Gotik sanata.
Gotik sanat –mimari, resim, müzik, sinema dışında- edebiyatta klasisizm vd. gibi bir sanat akımı olarak ele alınacak olursa bir ögesi olan grotesk tarzın anlatımda bir sıra dışılık olduğu görülecektir.
Groteske sıra dışılık derken ne anlaşılmalıdır?
Grotesk siyahtır: kötülüktür, çirkinliktir, şeytanidir; grotesk kandır: siyah üstünde kırmızı, uzun saç, tırnak ve rujda aykırı renktir; grotesk şatafattır: parmak, bilek ve kulakta takı, burunda hızma, kolda dövmedir; grotesk olağanüstülüktür: büyüdür, ölünün dirilişidir, olmayanı oldurmadır; grotesk anlatımda tarzdır: dizgede süs, kurguda abartı, ifadede güldürüdür...
Gotik öykü türünün olay örgüsünü diğer öykü türlerinden ayıran bir yapısı vardır: Her şeyden önce güç, şehvet, para, şöhret gibi amaçlar peşinde koşmak örgünün temel özelliğidir. Amaca ulaşmak için haklı-haksız ayırdına bakılmaksızın masum insanlar ahlak dışı ve şiddet uygulanarak kovalanır; sonuç sadece bir tek karakterin bilinci üzerinde odaklanırken diğer karakterler fona itilir.
Alman kökenli bu türün "barbar" olarak nitelenmesi belki de sonu genellikle ölümle biten ensest ilişkilerle donanımlı olmasındandır.
Kahramanlarınca tercihen siyah giysi giyilmesi, cesedi andıran beyaz makyaj yapılması, saç ve tırnakların uzun bırakılması ve genellikle kırmızıya boyanması, takı takmaya düşkünlük, ölüm kavramından haz duyma, bu türü bir nevi suç öyküsüne dönüştürür.
Gotik öykü türü Almanya’da başlayıp İngiltere ve Amerika’da yaygınlık kazanmış olsa bile özünü Edgar Allan Poe’da bulur.
Kötülüğün, çirkinliğin, siyahın, şiddetin, ölümün, karanlık ve tarihi mekânda korkunun öyküsü olan Poe’nun öyküsü aynı zamanda psikoloji, frenoloji, mitoloji, tarih, uzay, fizik, matematik, mimari ve asıl olan edebiyatın da öyküsüdür.
Bilimkurgu ve polisiyeyi başlatması bir yana, korku kavramını öykü türünde nakış gibi işleyen ilk sanatçı olarak da ele alınmalıdır Poe:
“Kütüphanenin kapısı hafifçe vuruldu ve benzi bir mezar sakini kadar solgun bir uşak parmak uçlarına basarak içeri girdi. Bakışlarında dehşet okunuyordu, benimle titrek, boğuk ve çok alçak bir sesle konuştu. Ne dedi? Bazı bölük pörçük tümceler işittim. Gecenin sessizliğini bozan canhıraş bir feryattan, sesin geldiği tarafta yapılan bir araştırmadan söz etti; sonra, bir mezarın açılmış; hâlâ soluk alıp veren, hâlâ yüreği çarpan, hâlâ canlı olan, kefene sarılı bir bedenden fısıltıyla söz ederken sesi açıkça korku verici bir hal aldı.” (Berenika öyküsü)
“İradenin zayıflığı olmasa, insan ne meleklere teslim olur büsbütün ne de ölüme.” diyen Poe, anlatımda korku ve heyecanı pekiştirir:
"Ne titriyor ne de kıpırdayabiliyordum; zira karşımdaki hayaletin havası, boyu posu ve davranışlarının bende uyandırdığı anlatılması olanaksız bir yığın düşünce beynime üşüşerek beni felç etmişti; taş kesilmiştim âdeta. Kıpırdayamıyordum ama gözlerimi hayalete dikmiş bakıyordum.” (Legeia öyküsü)
“Yeryüzünde çok ileri derecede ve eşi benzeri olmayan bir despotluk varsa, bu da, emretmesini bilen bir çocuğun kendisi kadar zeki olmayan arkadaşları üzerinde kurduğu despotluktur.” gibi veciz sözlerle öykülerini süsleyen yazar, mekân tasvirlerinde âdeta kendi öykü türünün tanımını yapar:
“Etüt odası, binadaki en büyük odaydı, hatta dünyadaki en büyük oda olduğunu düşünmekten kendimi alamıyorum. Sivri Gotik pencereleri ve meşe tavanıyla insanın içini daraltacak kadar basık, uzun ve dar bir odaydı. İnsanın içine korku salan, uzak bir köşede “etüt saatleri sırasında” okul müdürümüz, Rahip Dr. Bransby’nin hususi hücresi olan sekiz-on adım boyutlarında kare şeklinde kapalı bir yer vardı. Masif kapılı sağlam bir yapıydı burası. Yanımızda “Dominie” olmadan buranın kapısını açmaktansa uzun süreli ve şiddete dayalı eziyet çekerek ölmeyi yeğlerdik.” (William Wilson öyküsü)
Tarihin, korkunun, maceranın, heyecanın iç içeliğidir Poe’nun Gotik öyküleri:
“… Prens, siyah salona doğru uzaklaşmakta olan yabancının peşinden hançeri elinde seğirtti, onun bir metre kadar yakınına sokulmuştu ki o sırada kadife kaplı salonun diğer ucuna varan yabancı ansızın geri dönerek takipçisiyle yüz yüze geldi. Tiz bir çığlık işitildi, hançer parıltılar saçarak siyah halıya ve ardından da Prens Prospero’nun ölüsü onun üzerine kapaklandı…” (Kızıl Ölümün Maskesi öyküsü)
Edgar Allan Poe; Tanrı için geçmiş ve geleceğin olmadığı, her şeyin “şimdiki zaman”da cereyan ettiği düşüncesiyle giriş yapar örgüye.
Denebilir ki insan kafalı bokböceği esininden korsan hazinesini bularak bütün kurgularında güçlü bir etki yaratması gibi acayip, tuhaf ve groteskin sanatın olmazsa olmaz olduğunun gösterimi yatmaktadır öykülerinde.
Edebiyatın olay, durum, ben merkezli öykü türü grubuna Gotik öyküyü de koymanın zamanı gelmiştir, desek yeridir sanırım.











































Yorum Yazın