Bozan AKSOY yazdı: EZİDİLERİN 74. SESSİZLİĞi

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
Bozan AKSOY yazdı: EZİDİLERİN 74. SESSİZLİĞi

“İnsan Auschwitz kampını gördükten sonra yaşayabilir mi?”
Theodor W. Adorno
Soykırım (genocide); ırka, dine, siyasi görüşe veya etnik kökene bağlı özelliklere dayanan bir grubun bilerek ve isteyerek, düzenli bir biçimde ortadan kaldırılmasıdır.
Başka bir tanıma göre soykırım, bir ulusun kültürel bağlarından koparılması ve yaşam alanlarının yok edilmesi amaçlanarak anavatanından koparılmasıdır. Soykırım suçu, uluslararası ceza mahkemelerinin yargılama alanına giren en ağır ve en vahşi suçtur. Soykırım, 9 Aralık 1948 tarihinde kabul edilen, 12 Ocak 1951 tarihinde yürürlüğe giren Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 2. maddesinde, Roma Statüsü’nün 6. maddesinde, Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’nün 4. maddesinde ve Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’nün 2. maddesinde aynı şekilde tanımlanmıştır. Tanımlardaki tek fark, birinde Sözleşme derken, diğerlerinde Statü teriminin kullanılmasıdır.
Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesine göre; Soykırım, milli, etnik, ırkı veya dini bir grubu, sırf bu niteliği nedeniyle, kısmen veya tamamen yok etmek kastıyla, aşağıda sayılan fiillerin işlenmesidir:
(a) Grup üyelerini öldürmek;
(b) Grup üyelerine ciddi bedensel veya zihinsel zarar vermek;
(c) Bir grubun üyelerini, kasten, bunların fiziki olarak kısmen veya tamamen yok edilmesi sonucunu doğuracağı önceden hesaplanan yasam koşulları altına sokmak;
(d) Grup içinde doğumları bilinçli olarak önlemeye yönelik tedbirler dayatmak;
(e) Gruba ait çocukları bir başka gruba zorla nakletmek.

IŞİD, Haziran 2014’te Irak’ın Musul kentini ele geçirdi. 3 Ağustos gecesi sabaha karşı Şengal bölgesinde yaşayan Ezidi Kürtlere saldırdı. Kendilerini “Irak Şam İslam Devleti” adına Allah’ın askerleri, Ezidi dinine mensup Kürtleri ise “kâfir-tanrı tanımaz” olarak niteleyip saldırıyı “cihadın kutsal seferi” olarak tanımladı.
Kanlı saldırı sonucunda yüzbinlerce Ezidi Şengal dağına sığınmak için yollara düştü. Geride kalan erkeklerin neredeyse tamamı öldürülürken yaşı küçük erkek çocukları savaşta kullanılmak üzere İŞİD kamplarına götürüldü. Yaklaşık 6 bin kadın ve çocuk IŞİD tarafından kaçırıldı. Ezidi kadınlardan dokuz yüz elli civarında, Irak ve Suriye’de IŞİD’e yönelik operasyonlar sırasında kurtarıldı. Tahmini iki bin civarında kadın da Türkiye, Suriye, Irak, Urdun gibi ülkelerde kurulan köle pazarlarından kimi zaman kocaları, babaları, kardeş ve akrabaları, Ezidi cemaatinin görevlendirdiği şahsiyetler, kimi zamanda cemaatin dostları ya da örgütlerin kullandığı internet üzerinden satın alınarak özgürlüklerine kavuşturuldu.
Bugün hala üç bin civarında kadın ve çocuğun esir olduğu tahmin ediliyor. Ezidi dinine inanan insanların dört yıl önce yaşadıkları hafızalarda tazeliğini korurken dört yıl boyunca binlerce kadının kurtuluşuna tanık olduk.

Kurtulan kadınlardan H’nin hikâyesi ve Yade (anne)’nin yaşamından kısa bir kesit, İslam tarihi boyunca “EZİDİ” dinine inananların yaşadığı kimine göre “73” kimine göre “74” katliamın Ezidilerin deyimi ile fermanlar hakkında sanırım bir fikir verecektir.

Vakit gece yarısına geldiğinde birçok insan kaçmak için yollara dökülmüştü H.nin babası birkaç telefon görüşmesi yaptı. Bütün aile tedirgindi, arabaları olmadığı için yola çıkmaya cesaret edemediler. Sabaha doğru IŞİD canileri köyü bastı. Köyde kalanları evlerinden dışarı çıkardılar. Erkekler ve kadınları birbirinden ayırdılar. Çevredeki köylerden yanlarında getirdikleri bazı Müslüman Kürt ve Araplardan ailelerin ekonomik durumu hakkında bilgiler aldılar. Sonra para, altın kısacası para edecek ne varsa istediler, insanlar ellerinde avuçlarında ne varsa verip kurtulmak istiyordu. Para ve kıymetli eşyalar verildikten sonra yaşlı kadınlar hariç diğer kadın ve çocukları araçlara bindirip Telafer’e doğru yola çıkardılar. Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) “savaş ganimeti” olarak esir aldığı kadınları önce Telafer’de okullara hapsetti orada yaş, görünüm, sağlık durumlarına göre ayırdıktan sonra Musul’a gönderdiler, burada da Dicle nehrinin kenarında bulunan Saddam döneminin sarayında hücrelere koyup defalarca tecavüze maruz bırakıldılar. Kadınlar ve çocuklara zorla din değiştirmeleri için işkence yapıldı. H. kardeşlerini, babasını merak ediyordu başlarına ne geldiğini bilmiyordu. Kadınlar tutuldukları hücrelerde günlerce tecavüze uğradı. Bir süre sonra H’yi IŞİD emirlerinden Ebu Ziyab olarak tanınan Şehab Ahmet Ali Hatuni’ye verdiler. IŞİD emiri H’yi savaş ganimeti olarak kendisine almıştı, H. götürüldüğü evde adamın cariyesi olmuştu. Dahası adamın eşi ve dört çocuğu vardı. Kaçmak için fırsat kollarken adam tarafından defalarca tecavüze uğradı, bu yetmiyormuş gibi adamın karısı ve çocuklarının şiddetine ve işkencesine maruz kaldı. Günler aylar böyle devam etti, birgün IŞİD emiri yaptığı işler hakkında konuşunca 14 Ağustos 2007’de Gır Üzeyr ve Siba Şeyh nahiyelerinde bomba yüklü araçlarla düzenlenen saldırıları yaptığını söyledi. O saldırılarda yaklaşık 300 Ezidi Kürt yaşamını yitirmişti. H. o saldırılarda akraba ve tanıdıklarını kaybetmişti, yaşadığı onca şeyden sonra defalarca ölmek istedi. İntihar etmeye kalkıştı. Her seferinde ölmesine mani oldular, birgün adam evden çıkınca, cep telefonunu unuttu. H. aceleyle cep telefonu alıp kurcalamaya başladı, cep telefonunda çekilmiş fotoğraflar ve videolar içinde, kardeşleri ve ablasının kurşuna dizilme görüntülerini görünce aklını kaçıracak gibi oldu. H. yaklaşık 15 ay sonra IŞİD emirinin hava saldırısında öldürülmesi ile kurtarıldı.

Şengal dağına sığınanlar arasında, aç susuz geçen yedi gün yedi gecenin ardında, yaşlı bir kadın oğlunun yardımı ile oturduğu kayanın dibinden, Rojava’ya gitmek üzere harekete geçen Melek-i Tavus halkına baktı. Bir tarafta kurtulmak isteyen insan kalabalığı, diğer tarafta Ezidi cemaatine ait toprakların boşalıyor olması karşısında çaresizce gözyaşlarına hâkim olamadı.
Yade sırtını dayadığı sıcak kayanın dibinde uzaklardan gelen gençlerin toz toprak içinde kalmış Ezidi Kürtleri kucaklayıp canavarların ağzından kurtarmasını izliyordu. Yade’nin gözlerinde insanların kurtuluyor olmasından dolayı sevinç gözyaşları vardı. Alnında bocuk boncuk ter, son bir haftada katledilen yüzlerce erkeğin, esir pazarlarına götürülen kadınların ardından koşup yetişememenin çaresizliği, Şimdi binlerce insan toz toprak içinde bilmedikleri ama duydukları savaşının ortasına gitmeye çalışıyordu. Yüzü gözü toza bulanmış çocukların ışıldayan gözlerinde umudu aradı.
Torunlarına bakıp gülümsedi, yüzünü Şengal dağını yakan güneşe çevirdi. Ellerini açtı Melek-i Tavus’a seslendi “bir daha dünyaya gelirsem bu çocuklardan biri olmak istiyorum.” Yade, bir daha başlamak, bir çocuk gibi, yeniden ta en başından her şeyi yaşayacak ve bir daha bu vahşet tekrar etmeyecekti. Belki de bir daha acılar yaşamayacak. Çocuklar, kadınlar, genç kızlar istedi Yade. Gözlerinin önünde kayıp giden sadece hayatları kurtulacak insan seli yoktu. İnsanlarla birlikte Yade’nin inandığı dinin cemaati gidiyordu. Yade’nin gözleri kapanmak istiyordu, ruhundaki çocuksu bakış ile bir daha dünyaya dönmek istiyordu Şengal dağında. Oğlunun “dayan Yade” sözlerine gülümseyerek baktı.
“Melek-î Tavusun gölgesinde, ölmek istiyorum.” dedi mutlu bir yüz ifadesiyle.
“Yade kurtuluyoruz, her şey daha güzel olacak.”
“Gel oğlum gel. Sen iyi bir evlatsın, sen benim gururum oldun. Hani sana masal anlatır gibi anlatırdım ya, başımıza gelen felaketleri. Hani dağların kucağına kaçışımızı! Evlat, babam ve annem de bana anlatmıştı aynısını, onların da anne, babası aynısını anlatmıştı. Hatta onların dedesinin dedesi de aynısını anlatmıştı. Bu kaçıncı ferman? Her fermanda sağ kalanlar dağlara sığınmıştı. Melek-î Tavus’un gölgesine, bir daha bizi öldürmeye kıyamazlar diye düşünür dururdum. Oysa atalarımın anlattıklarını ben de yaşamak zorunda kaldım. Evlat senin hikâyen bugünden sonra çok daha farklı olacak. Nereye gidersen git yüzün güneşin doğuşunda olsun. Ve unutma Melek-î Tavus’un halkı topraklarını unutmaz.

Bugün bizim havar sesimizi duyan kardeşlerimiz var, ne atalarım bunu hayal etmişti ne de ben öngörmüştüm. Gitmek bana yakışmaz ben Ezidxan’ı terk etmeyeceğim. Xuda’nın yardımıyla toprağıma karışmak bir çocuğun bedeninde canlanmak için ölmek istiyorum, istediğim varlık olarak, yaşamak için. Gözlerim iyi görmüyor evlat. Ama hissediyorum, Rojava’dan gelen gençlerin kardeşlerini kanlı topraklardan kurtarmasını. Evlat, su gibi akıyorlar, sanki Kaniya Spi’den akıp geliyorlar. Artık hiçbir şey umurumda değil, beni burada bırak. Beni, bu kızgın kayanın dibinde bırak, bırak cesedim Şengal Dağı’nın kuşlarına yem olsun, bırak kemiklerim kartalların sofrasına meze olsun, bırak son damla kanım meşe ağaçlarına can olsun, beni burada bırak evlat. Ben buradan izleyeceğim Rojava’ya göç edenleri, buradan izleyeceğim, halkımın çöllere gidişini, buradan izleyeceğim kanlı topraklardaki son savaşı.”
Cehennem sıcağında umut bir damla su, evet Şengal dağında yedi gün yedi gece, bir damla suya hasret yaşadılar.
“Kalk Yade! Gidelim bu diyardan.”
“Nereye gideceğiz gideceğimiz yerde bir dost var mıdır? Dertleşecek bir sırdaş olacak mı?”
“Gidelim bizi anlatacak, stranlar duyacağımız ellere gidelim.”
Yade kayanın dibinde usulca kapattı gözlerini, oğlu son nefesinde yanındaydı, elleri avuçlarında kaldı. Kamyonlara binenleri izlerken, annesinin son sözlerini düşündü. İnsanlar toz toprak içinde kanlı topraklardan akıp gidiyordu. Kızgın güneşin altında, sanki yer kabuğu kaynıyordu. Durmak yok, güneş batmadan götürebildikleri kadar insanı götürmeliydiler.
Yukarıda hikâyesini anlattığım Ezidi anne gibi, şanslı olmayan binlerce kadın ve çocuk vardı. Ve bu daha bir başlangıçtı, bundan sonra ne olacaktı nereye gideceklerdi.
Birilerinin sizin ve yaşadığınız topluluğun kaderini belirlemek gibi iddialı sözler söylemesi ve hatta bunu demekle kalmayıp da yapması ne kadar acı olurdu değil mi? “Soykırım” kelimesi ile karşılaştığımız zaman ilk etapta bunun sadece Naziler gibi ‘kötü’ insanların yapabileceği türden bir şey olduğunu düşünebiliriz. Peki, işin aslı öyle midir? Din adına daha doğrusu İslam adına hareket ettiğini iddia eden terörist bir gurubun Şengal’de yaptıklarına ne diyeceğiz.
Katliamdan sonra şöyle diyenler oldu. “İslam’da böyle bir şey olamaz!”
Bu vahşet güya İslam dini adına gerçekleştirilmektedir. Bazı Türk, Kürt, Arap ve diğer Sünni dindarlar ve imamlar bu cinayet şebekesinin insanlık dışı uygulamalarına bugüne kadar hep seyirci kaldılar. Sessizlikleriyle yapılan canavarlıkları onaylıyorlarsa bunu açık açık söylesinler. Biz de onların IŞİD’ci olduklarını kabul ederek kimlerle iç içe yaşadığımızı bilelim. Değilse bu tecavüzcü katil sürüsünün dinle hiçbir bağlarının olmadığını açıklamalıdırlar. Bugün katliamın dördüncü yılı, dört yılda verilen tepkilere baktığımızda maalesef “EZİDİ” inancına karşı insani bir gelişme söz konusu olmadı.
Katliamdan sonra Ezidiler Kuzey Suriye (Rojava), Türkiye ve Kürt kentlerine sığındılar. Dört yıl boyunca neredeyse her gün kurtarılan Ezidi kadınların dramını izledik. Kurtulan kadınlar dünyaya IŞİD vahşetini, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu (BMGK) dâhil birçok platformda anlattılar. AKPM (Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi) geçen ekim ayında Avrupa Konseyi’ne üye ülkelere, IŞİD’in Irak ve Suriye’deki eylemlerini resmen soykırım olarak tanıma çağrısı yaptı. Çağrı oy birliğiyle kabul edildi.
7 Temmuz’da geçtiği haberde Irak hükümeti ile Bölgesel Kürt yönetimi, IŞİD’in gerçekleştirdiği katliamlar konusunda uluslararası kamuoyu ile işbirliği yapmayı kabul etti. Hollanda’nın Lahey kentinde yapılan toplantıya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden yetkililer, uluslararası politikacılar, hukukçular, IŞİD kurbanları ve Iraklı yetkililer katıldı. Toplantıda IŞİD militanlarının yargılanması için uluslararası özel bir mahkeme kurulması yönünde ilk adım atılmış oldu.
Şengal’de yaşanan bir soykırımdır. Umut ediyorum Şengal’de yaşanan bu soykırımı medeni dünya tanır ve gereğini yapar. 74 katliamın hepsinin hangi tarihlerde olduğunu bilmiyoruz. Ama faillerini biliyoruz. Müslüman Kürtler, Araplar ve Türkmenler! Ezidiler’e karşı uygulanan bu katliamda birleşmelerinin yegâne sebebi Ezidi dinini tanımamalarıdır. Yanlış bilmeleri ve onlar hakkında söylenilen her şeye inanmaları. Daha doğrusu “EZİDİ” dinini din olarak tanımak istememeleridir. Ortadoğu’da yaygınlaşmış geleneksel tek Tanrı inancı var.
Müslümanlar bu küçük inanış biçimlerini tanımak istemiyor, bütün dünyayı üç büyük inançtan ibaret görüp, onun dışındakileri kabul etmemenin sonucudur aslında. Neden? Kitabı yok deniliyor, diğer dinlere karşı laf etmiyorlar. Müslümanlar “EZİDİ” inancının kitaba ihtiyacı olmayacağını, bunun büyük bir güç olabileceğini görmüyor. Kitabın varsa kutsalsın, yoksa kutsal değilsin. Genel algı bu şekilde. Sırf bu yüzden 74 katliamın tamamında Ezidi kadınlarını esir pazarlarında satmayı kendilerine cariye yapmayı dinlerini değiştirmeyi kendi inançlarına göre hak görüyorlar.
Ezidiler de tek Tanrı’ya inanıyor. Tıpkı Müslümanlıkta, Hristiyanlıkta ve Musevilikte olduğu gibi. Oruç tutuyorlar, belli sevapları ve günahları var. Ezidi dini sır dinidir. Katı bir kast sitemi vardır.
Ezidi Kürtlerin 2014 ağustosta yaşadıkları vahşete (soykırım) tüm dünyadan tepkiler geldi. Lakin insanlık adına Ezidiler’e gereken yardımlar yapılmadı. Şengal bölgesi 2015 yılı sonunda IŞİD örgütünden geri alınmasına karşın bölge halkı geri dönebilmiş değil. Hala derme çatma kamp çadırlarında yaşamını sürdürmeye çalışan on binlerce insan var. Şengal’e dönebilen az sayıdaki insan korku içinde yaşamaktadır. Avustralya, Kanada, Avrupa ülkelerine resmi yollarla yada insan kaçakçıları aracılığı ile göç etmektedirler. Ezidilerin “EZİDXAN” dedikleri bölgede sayıları her geçen gün daha da azalıyor, kuşkusuz ülkelerin kucak açması önemlidir. Ama “EZİDXANI” terk eden bu insanlar aynı zamanda inançlarından, kültürlerinden de kopmuş oluyor! Bu hızla devam ederse, gelecekte “EZİDİ” inancı kaybolup gidecek. Ezidi Dininin önde gelenlerini Şengal soykırımından sonra en çok korkutan Ezidxan’ın boşalmasıdır.
En başa dönersek insan “Şengal vahşetini” yaşadıktan sonra, orada yaşayabilir mi?
| İZNEWS – Bozan Aksoy


Dicle Üniversitesi: Kürtçe tez yazılımı yasaklanmadıÖnceki Haber

Dicle Üniversitesi: Kürtçe tez yazılımı...

Sağlık Bakanı: Vaka artışının ülke geneline yayılmasından endişe ediyoruzSonraki Haber

Sağlık Bakanı: Vaka artışının ülke genel...

Yorum Yazın

Başka haber bulunmuyor!

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar