Şimdi sırf başlığa bakarak; “hiç öyle şey olur mu?” diyenimiz çok olacak. Çünkü, bizim hüzünlü olmayan şarkımız, yok gibidir. Hatta halay şarkılarımızda bile hüznün ince tonları var.
Sözünü ettiğim ülke İsviçre. Peki neden İsviçre’de tek bir tane hüzünlü şarkı var? Bu İsviçrelilerin hiç mi dertleri yok? Bunlar hiç mi yokluk yaşamamışlar? Hiç mi genç ve sevdikleri yakınlarını kaybetmemişler? Daha da önemlisi bunlar hiç mi âşık olmamışlar? Herkes sevdiğine kavuşmuş, hiç kimse sevdiği tarafından terk edilmemiş mi?
Bu soruların tek bir cevabı var.
Dünyanın her yerinde insan aynıdır. Bir insanda olan bir duygu, az çok diğerlerinde de var.
Peki neden böyle?
Nedeni ortaçağ’da kilisenin hüzünlü, acıklı şarkıları yasaklaması. Hüzünlü ve acıklı şarkılar bir nevi tanrıya karşı başkaldırı, bir şikâyet olarak görmüş kilise. Biliyorsunuz Türkiye’de de devlet uzun bir süre Arabesk şarkıları çok acıklı ve hüzünlüdür diye devletin tv. ve radyolarında yayınlatmamıştı.
Konumuza dönersek; aslında burada kilisenin tavrından çok, İsviçre halkının bu durumu kabullenmesi, içselleştirmesi bana daha acıklı ve anlaşılmaz geliyor. Kilisenin o yasaklarının etkisi eskisi kadar olmasa da halen devam ediyor. Tabii ki artık isteyen istediği gibi şarkı söylüyor, ama bir İsviçreli yanınızda ağlarsa mutlaka sizden özür diler, sanki ağlamak kötü bir şeymiş gibi.
Örneğin bir İsviçreli dert olayını çekilecek ve dayanılacak bir şey olarak görmez, ona problem der. Yani mutlaka çözülmesi gereken ve çözülebilecek bir şey olarak düşünür. İsviçreliler hüzünlü olma olgusunu da pek bilmezler; onu da depresif bir ruh hali olarak düşünürler. Ayrıca İsviçreliler biraz da özellikle yasakları yaşama biçimine dönüştüren bir halktır.
Sözünü ettiğimiz tek hüzünlü şarkı “Guggisberglied”. Bu şarkı İsviçre’nin en eski ve en popüler şarkısıdır. Bir araya gelemeyen iki sevgilinin hikâyesini anlatır. Şarkı, değirmentaşı ile aşk arasında bağlantı kurar. Değirmentaşı çatlar ve aşk biter.
Ali Biçer 21 Kasım 2021










































Yorum Yazın