
"(...)Biz Kürtler kolay âşık oluruz. Sıcacık bir gülüş, derin bir bakış, uzanan bir el, insanca bir söz bizi deli divane eder. Bir daha dirilmemek üzere gömülürüz. Sevgi zaafımızdır, güçsüz yanımızdır, ince dalımızdır. Biz Kürtler, güzel söze alışık değiliz. Kışımız buz, yazımız ateştir. Anamız öpmeye kıyamaz. Babamız konuya komşuya, atalarına olan saygısından okşayamaz, dokunamaz. Dost dostluğunu göstermeye utanır."
Kara kaş, kara göz
Selvi boydan önce
Bir tatlı söze vuruluruz.
Ağıt filmi, Yılmaz Güney’in en güzel filmlerinden biridir. 1914-1972 arası yılları kapsayan en iyi Türk film soruşturmasında 7. sırada sayıldı.
Yılmaz Güney, filmdeki adı ile Çobanoğlu, “Beyaz Donlular”ın reisi bir eşkıyadır.
İhsan Sabri Çağlayangil Seyit Rıza’nın asılmasını da anlattığı anılarında, Dersimlileri “Beyaz Donlular” olarak tanımlar.
Agâh Özgüç, Ağıt filmi ile ilgili bir anlatımında “Zazalardan oluşan bu ‘beyaz donlular’ jandarma takibi altındadırlar” der
“Beyaz Donlular” sonuçta katliama uğrarlar. Ama onların asıl katliamına sebep olan devlet ve jandarma kurşunu değil, dost gibi gözüken ihbarcılar ve olup bitene ilgisiz seyirci kalan, işinde gücünde dediğimiz köylüler, insanlardır. Ama fırsat düştüğünde bu masum işinde gücünde olan insanların “yumurtalarını pişirmek için dünyayı yakmaya nazır hazır" oluşlarıdır.
Yılmaz Güney’in filmdeki eşkıyaları “Beyaz Donlular” olarak adlandırması tesadüfi değil. Ama bu uzun bir konu ve ayrı bir yazı konusudur. Burada beni asıl etkileyen sahneye değinmek istiyorum. Filmi ilk izlediğim günden beri aklımdan çıkmayan sahne.
Çobanoğlu (Yılmaz Güney), jandarma ile giriştiği bir çatışmada yaralanır. Ölmek üzeredir. Arkadaşları ilçeye yeni tayin olan kadın doktoru alıp gelirler. Doktor kurşunu çıkarır ve Çobanoğlu hayata döner. Filmin sonlarına doğru Çobanoğlu bütün arkadaşlarını kaybeder. Her yer ona dar gelir. Vatan dediği yeri bırakıp gidecektir.
Gitmeden önce can borcu olan doktor’u görmeye gider. “Veda etmeye geldim. Bizi yanlış anlama, sana düşkünlüğümüz kara kaşın kara gözün için değil. İlk defa insan kıymetini bilen birini görmüşüz. Biz sana kıymetsiz bir can borçluyuz, lâkin ödeyecek vaktimiz yoktur” der.
Biz Kürtler kolay âşık oluruz. Sıcacık bir gülüş, derin bir bakış, uzanan bir el, insanca bir söz bizi deli divane eder. Bir daha dirilmemek üzere gömülürüz. Sevgi zaafımızdır, güçsüz yanımızdır, ince dalımızdır. Biz Kürtler, güzel söze alışık değiliz. Kışımız buz, yazımız ateştir. Anamız öpmeye kıyamaz. Babamız konuya komşuya, atalarına olan saygısından okşayamaz, dokunamaz. Dost dostluğunu göstermeye utanır.
Düşman pusudur, paslı hançer. Sol yanımız boştur, sırtımız üşür. Bir gökyüzüdür korku. Değer yargıları ağırdır, keskindir, zulümdür. Bizi en çok kurşun değil, sevgisizlik öldürür. Komşu halklar ise, bizim için der ki “Kürt’ten evliya, koyma kapıya”
Ali Biçer 31 Ekim 2021









































Yorum Yazın