
"(...)Bununla birlikte, sayısal bağlamda yüzdesi hayli düşük olsa bile, siyasal özünü kaybetmeyen, düşüncesinden ödün vermeyen, olaylara objektif bakan, emeğe saygılı bir kitlenin olması ve bunların demokratik kitle örgütlülüğü içinde hareket etmesi, güneşin bir gün mutlaka doğacağının işareti olarak düşünülebilir."
On yıldan fazladır Avrupa’ya gider gelirim, özellikle de Berlin’e. Bu on yıllık zaman zarfında birçok konularda gözlemde bulundum. Gözlemlerim arasında her ne kadar eğitim ön plana çıktıysa da asıl dikkatimi çeken henüz alışılmamış sosyopolitik ve ekonomik durumun yabancılar üzerindeki etkisi oldu.
Gözlemlerimin objektif olmasında en büyük etken, Berlin ve Berlin’de yaşayan dışarıdan işçi ya da zorunlu olarak gelip yerleşik konuma geçen aynı kültürü paylaştığım insanların varlığıydı. Bunlara Arap Baharı adıyla oynanan politik “yeni dünya düzeni”nin bire bir etkilediği insanlar da eklenince yeni bir insan kategorisi ortaya çıkmış oluyordu. Bu kategoride yer alan insanlar, yeni topluma ayak uyduruyor gibi görünseler dahi, onlar birer ötekiydi.

Öteki, benden olmayan diğeri demekti.
Diğer(ler)i o kadar çoklardı ki onlara kuşak deme masalı uyduruldu önceleri.
Yok birinci kuşak, yok ikinci kuşak, yok üçüncü kuşak!...
Genelde Avrupa’da, özelde Berlin’de kuşak yok. Berlin’de idealist bilinçte Alman var. Bu bilincin dışında Doğu Bloku’ndan Alman bile olsan sen ötekisin. Hele bir de Türk, Kürt, Arap… isen, öteki olma kimliğin, resmi onaylı demektir.
İnsanları ötekileştiren görünüm çalışma alanlarında daha net görülebilir. Makinaların yapmakta ağır kaldığı ağır işler ile hıza ayak uydurup makine gibi çalışanlar, insanı itibar yönüyle geride bırakan sıradan uğraşlar, sağlık bozucu ortam ve alanlarda çaba harcamalar, plansız ve mesai süresi belirsiz uğraşlar… hep ötekilerin yaptığı çalışmalardır.
Gelin görün ki bu çalışma ortamına uyum sağlayanın yanında uyum sağlayamayan ötekiler de vardır.

Uyumsuza uyum gerek!
O halde ne yapmalı?
Asıl Almanlar, ekonomik bağlamda doyuma ulaştırılmışlardır. Devletin halkına sosyal yaşamda ötekileştirmeyi kabullendirme nedeni, asıl olanı koruyor görüntüsü vermektir. Koruyor da. Bunu yasalarla, eğitimle, sosyal yaşamı istendik yönlü biçimlendirmeyle başarmış nitekim.
Peki, yabana atılamayacak denli çoğunlukta olan öteki gençlik ne yapılacaktı?
Bunun da kolayı bulunmuş: Ağır ve uzun süreli işle yorgun düşürüp aileyi aile içinde çatıştırıp parçalama, vergiye dayalı işyeri açmada kolaylık sağlama, uyuşturucuya göz yumma, yaşamına yetecek kadar ekonomik yardımda bulunma…

Yeter ki öteki ve öteki insana yakın duran asıl Alman gençliğinin düzene karşı tepkisi olmasındı!
Uyuşturucu demişken, Kuzey Avrupa ülkelerinde esrar içimi yasak değildir, bilirsiniz. Bu ülkelerin bazılarında sağlığa yararlı olduğuna inanılan esrarın doktor raporuyla verilebildiği, bazılarında alımı serbest esrara içim alanlarının açıldığı aşina. Hatta içilmesi için salık verenler bile var. Almanya’da da artık sigara satılan yerlerde bu uyuşturucu rahat bulunabiliyor, satın alınabiliyor ve içilebiliyor.
Berlin’de esrarın bilançosuna şöyle bir göz atmakta yarar vardır: Bu şehirde tütün ve tütün malzemelerini satan ve adına “kiosk” denen 3000 büfe var. Benzin istasyonlarında kâr benzinden değil, bu tütün maddelerinden sağlanmaktadır ve bu benzin istasyonlarının sayısı 2000’i bulmaktadır. Bu yerlerin her birinde günde ortalama 20 sigara kağıdı paketi satılmakta ve her pakette 32 sarmalık kağıt bulunmaktadır. 5.000X20X32=3.200.000 esrar sarılıyor demektir. Bunu daha da netleştirecek olursak Berlin’de günde 3.200 kg esrar içiliyor anlamı çıkar ortaya. Berlin nüfus itibariyle Almanya’nın %5’i olduğuna göre, kısa bir hesapla 3.200X20=64.000 kg yani 64 ton eder ki bu da kabataslak Almanya’da günde 10 TIR esrar içimine denk gelmektedir.

Bu esrar içenler arasında %40’ının da kokain kullandığını var sayarsak kalan hesabı da siz yapıverin artık.
Böyle bir ortamdaki gençliğin toplumsal ve siyasal sorunlarla ilgisi olabilir mi?!
Ya ötekileştirilen genç insanın para kazanma hırsı ve bu hırs sonrasında bozulan aile ilişkileri!
Ötekinin öteki doğan çocuklarının durumu ise tam bir facia. Eğitimde sorunlu, sosyal iletişimde sorunlu, diyalog kurmada sorunlu... Tamamen sanal dünyanın vurdulu kırdılı oyunlarına bağımlı kılınan çocuklar, geleceğin ötekisi olma konusunda birer motif misali kültürel bir karmaşa içine atılmışlardır. Her ne kadar bu duruma müdahale görüntüsü veriliyor olsa da!
Gettolara yerleştirilen ötekiler, neredeyse bazı bölgelerde yaşama hayali bile kuramazlar. Kimi ötekiler var ki kendi kültüründen ödün vermeden kazanan, çocuklarını modern bağlamda yetiştiren ve ekonomik anlamda belli bir noktaya ulaşmış olmalarına rağmen, bu aşamadan sonra, önlerine mutlaka bir engel çıkmaktadır. Çünkü onlar birer ötekidir.
Yerli gençlik, devlete bağımlı memur zihniyetlidir. Cuma öğle sonrasından cumartesi ve pazar günlerini kendine ve ailesine ayıran, bu zaman diliminde çalışmayan, geceleri dışarı çıkmayan ve akşam yemeğinin varlığını unutan, alkol kullanan, entel yanı ağır, devlet geleneğine aşırı bağlı, milliyetçi, rahatına aşırı düşkün ve bireysel açıdan özgür yaşamayı ilke edinen, çoğunluğu uyuşturucuya alışkın bu yerli gençlik, gittikçe ötekileştirilen insana karşı ırkçı bir düşmanlık besleyerek büyümektedir.

Aslında her Alman, bir polis devleti olan Almanya’da birer polistir; bağlı ve bağlılıkta ödünsüz.
Burada bir başka ve belki de en önemli sorun ise ötekinin kendi içinde ırka dayalı ötekileştirme zihniyetidir.
Dışarıdan gelip yerleşenler, kendi aralarında düşünce ve planlama ötesi aşırı kazanca dayalı bir milliyetçilik örgütlülüğü içerisine girmiş bulunmaktadırlar. Emeğe dayalı olmayan bu aşırı kazanma hırsı, bazen şiddete dönüşmekte ve yaralama ile ölümlere neden olabilmektedir. Haraç istemenin, tehdit etmenin, soygunun, yaralama ve öldürmenin, kundaklamanın, kimi zaman adam kaçırmanın kol gezdiği ötekinin ötekileştirmesinde, devletin bu denli seyirci kalması, pek de anlaşılmaz değildir.
Kendim ettim kendim buldum dünyası olmalı Almanların durumu.
Siyasi sığınmacılar dışındaki öteki kitlenin her yaptığı, kendi ülkesinde bir şey olamamanın verdiği ezikliğin dışavurumu olarak değerlendirilebilir.
Bununla birlikte, sayısal bağlamda yüzdesi hayli düşük olsa bile, siyasal özünü kaybetmeyen, düşüncesinden ödün vermeyen, olaylara objektif bakan, emeğe saygılı bir kitlenin olması ve bunların demokratik kitle örgütlülüğü içinde hareket etmesi, güneşin bir gün mutlaka doğacağının işareti olarak düşünülebilir.
Farklı ortamlarda korunan benlik, ötekinin kimliği için asıl tanım değil midir, zaten?














































Yorum Yazın