MHP lideri Devlet Bahçeli’nin öncülük ettiği “Kürtleri zorla bir yerlere entegre etme süreci” kapsamında yürütülen tartışmalarından biri de “Türk-Kürt-Arap kardeşliği” tartışması...
Bu düşünceyi Cumhurbaşkanı Erdoğan ortaya attı; şöyle formüle etti:
“Türkler, Kürtler, Araplar ittifak yaptığında...”
Ne oluyormuş ittifak yaptığında; Çin Denizi’nden Adriyatik’e atlar rüzgar gibi esermiş.
Bir garip at ve rüzgar tutkusu...
Tamamen savaş kokuyor, şu “barış” sürecine de hiç yakışmıyor ya ne ise!
Varsayalım ki ittifak yapıldı, o zaman şu ittifak meselesini bir açmak lazım, nasıl olacak bu ittifak? Bugüne kadar olduğu gibi mi olacak?
Yani Kürtler “din kardeşliği” masalıyla yapacakları ittifakla Malazgirt’te, Yemen’de, Filistin’de Çanakkale’de, Urfa’da, Antep’te, Kıbrıs’ta çatışıp ölecek, ama Türkler ve Araplar da Kürtlerin canından olduğu topraklar üzerinde devlet mi kuracak?
Kuracakları bu devletlerde de ilk iş olarak “bölünmeye” çare diye Kürtlerin anadilini mi yasaklayacak?
Ne kadar güzel bir ittifak, ne kadar mübarek bir din kardeşliği tasarımı!
Dünyanın bütün bilim insanları bir araya gelse ancak böyle bir tasarımı formüle eder.
Kürt gel sen öl, çünkü din kardeşiyiz, ben de senin cesedin üzerinde kendime bir devlet kurayım, çocuğuna da anadilini yasak edeyim ki devlet bölünmesin! Konuştuğunda da “terörist” ilan edeyim!
Maşallah!
On numara kardeşlik!
Ama şu ittifak meselesini biraz daha açalım; kim kiminle ittifak yapar? Nedir bu ittifak denen olay?
Birçok örnek verilebilir;
Mesela orman kanunlarıyla hareket eden husumetli aşiretler, aileler, çeteler, mafya organizasyonları, illegal örgütler, burada güçlüye karşı güçsüzler birleşir;
Sivil toplum örgütleri, siyasi partiler, ticaret yapanlar, hatta ittifak olayının bu kısmını bireye dahi indirgeyebiliriz, iki kişinin bir konu hakkında birlikte hareket etme kararı alması gibi;
Bir de Çin Denizi’nden Adriyatik’e at koşturmak isteyen devletler; yani savaş ittifakı, ya da “barış” ittifakı, ekonomik ittifak...
Ama bu nevide ittifakı ancak devlet olanlar, devletler hukuku gereği kendi aralarında yaparlar, yani arada bir hukuki bağ var, amaç ise, devletlerini koruma altında tutmaktır, geliştirmektir, gerekirse toprağına biraz daha toprak katmaktır.
Devleti olanlar ile devleti olmayanların ittifakının ise devletler hukukunda yeri yoktur, burada bir “gönüllülük” söz konusudur, daha doğrusu bu bir nevi “kullanma ittifakı”dır. Devleti olanın devleti olmayanı kendi devletinin çıkarı için kullanmasıdır. Siz buna “din kardeşliği” diye bir ekleme de yapsanız bu ittifak devleti olmayan açısından yasal ve hukuki bir ittifak olmaz. Olmadığı için zaten bugüne kadar Kürtlerin bir futbol takımı kuracak uluslar arası bir tanınırlıkları olmadı. Hukuki ve bağlayıcı bir ittifak olmadığı içindir ki Kürtlerin bu ittifaklardan bugüne kadar bir kazanımları olmadı. Aksine anadilleri yasaklandı, gelenekleri görenekleri, kültürleri horlandı, yok sayılsı, her yönüyle asimilasyona tabi tutuldu.
O nedenledir ki bir kağıt parçası üzerine “Türk-Kürt-Arap kardeştir” diye yazabilirsiniz ama gerçekte durum öyle değildir, burada olsa olsa devletleri olan Türkler ve Araplar “kardeş” olur, Kürtler olmaz.
Kürtlerin de bir uluslararası tanınırlıkları, bir devletleri olsaydı, evet “ittifak” sözüne değer biçilebilirdi, o zaman “kardeş” sözünün de bir anlamı bir değeri olurdu, ama bugünkü haliyle Kürtler için kullanılan “kardeş” sözü duyguları okşayan bir sözden öteye geçmiyor.
“Kardeş ülkeler” lafı çok duyarız, milliyet-din-dil-gelenek görenek aynı olunca böyle denir.
Türkiye bunu Azerbaycan için çok kullanır mesela. Bazıları aile devleti olan 22 tane Arap devleti de kendi aralarında kullanırlar.
Peki Kürtler devlet olsa Türkiye’den ya da bir Arap ülkesinden biri çıkıp “kardeş ülke” lafını kullanır mı, ha çıkarına öyle gelir belki ama gerçekte aklına bile gelmez.
Mesela Türkiye Irak’taki Türkmenler için “soydaş” diyebiliyor ama Kürdistan Bölgesi için “kardeş” dediği duyulmamıştır. Dememesi de çok normal, hakikat olan da budur. Türkmenler gerçekten de soydaştır Türkiye için ama Kürtler ayrı bir millettir.
O açıdan Türk-Kürt-Arap kardeşliği ya da ittifakı ancak bir şekilde mümkün olur, o da, Kürtler Türklerle ve Araplarla eşitlenirse... Yani Kürtlerin de bir devletleri olursa, her üçünün ortak çıkarlarını gerektiren bir durum olduğunda o zaman hem ittifak yapılır hem “kardeş” sözünün bir anlamı olur.
Ama neredeyse cumhuriyetin kuruluşundan bu yana kurgulanan özel yasalar karşısında nefes alması bile imkansız hale getirilen Kürt, bugün sözü edilen ittifakta dün olduğu gibi ancak peçete görevi görür, kullanılır, sonra da bir kenara atılır.























Yorum Yazın